banner374

Öncelikle 222 sayılı kanunun adı değişmelidir.

Kanunun adı: İlköğretim ve Eğitim Kanunu’dur. İşin içine Ortaöğretim’de girdiğine göre kanunun adının böyle kalması doğru değildir.

Tasarının eğitimin paydaşları ve kamuoyunda tartışıldıktan son hazırlanması çok daha iyi olurdu.

Bunun en önemli ispatlarını tasarının alt komisyona indirilmesi sonrasında oluşan taslakta rastlamaktayız.

Asıl amacın Liselerde Ortaokul kısımlarını (yeni adıyla İlköğretim ikinci kademe) olduğu bilindiği halde ilk taslakta bu konuda bir hüküm bulunmamış konu ile ilgili olarak;

“İlköğretim kurumlarının ilköğretim birinci kademe ve ilköğretim ikinci kademe okullar olarak bağımsız okullar halinde kurulması esastır. Ancak imkân ve şartlara göre ilköğretim birinci ve ikinci kademe okulları birlikte de kurulabilir.”

İfadeleriyle sadece İlköğretim bünyesinde birinci ve ikinci kademe İlköğretim Okulu kurulabilmekteyken, Alt komisyondan gelen tasarıda yapılan düzeltme ile Ortaöğretim kurumları bünyesinde de İlköğretim ikinci kademe okullarının açılması düzenlemesi yapılmıştır.

Ayrıca;

İlköğretim çağı 6-14 iken 6-13’e indirilmesinin de Alt komisyon tasarısında belirlenmesi, Zorunlu Ortaöğretimin 2012-2013 te (bir yıl bakanlar kurulu opsiyonuyla) başlatılması acele davranmanın örneklerindendir.

Eğitime başlama yaşı düşürüldü mü?

Burada vurgulamamız gereken bir başka konu ise basında çokça yer alan okula başlama yaşının 6’ya indirilmesine ilişkin açıklamalar yanlıştır. Taslağın alt komisyonda kabul edilen şekli yayımlandıktan sonra çıkan ayrıntıya göre daha önce 6-14 olan zorunlu ilköğretim döneminde sadece 6-13 şeklinde düzenleme yapılmıştır.

Mevcut yasada: “Mecburi ilköğretim çağı, 6 - 14 yaş grubundaki çocukları kapsar. Bu çağ çocuğun 5 yaşını bitirdiği yılın eylül ayı sonunda başlar, 14 yaşını bitirip 15 yaşına girdiği yılın, öğretim yılı sonunda biter."

Hükmünde sadece 6-14 ifadesi 6-13 olarak değiştirilmiştir.

Başlama yaşının bu düzenlemeye göre düşürülmesi zaten doğru değildir fakat birçok gelişmiş ülkede olduğu gibi Okul öncesinin de zorunlu eğitim kapsamına alınarak 5 yaşa düşürülmesi uygun olacaktır.

Tasarı kendi içinde çelişkilerle doludur:

8 yıllık kesintisiz eğitimin en önemli handikabı olarak savunulan konulardan birisi ilköğretim 1.sınıf öğrencisi ile ondan yaşça çok büyük olan 8.sınıf öğrencisinin aynı kurumda eğitim görmesinin sakıncaları dile getirilmiştir.

Oysa ki bu kanun bu durumu tamamen düzeltmeye yönelik olmadığı gibi ilköğretim 5. sınıf ile lise son sınıf (12.sınıf) öğrencisini aynı kurum altında olmasına olanak tanımaktadır.

Bir başka çelişki ise: bakan Sayın Ömer DİNÇER’in bir çok konuşmasında özellikle PISA değerlendirmelerinde ülkemizin çok alt sıralarda olduğunu belirtmesine rağmen bu tespitle yapılan bu düzenleme incelendiğinde gerekçelerde örnek alınan ülkeler olarak;

ABD,İngiltere, Fransa', Almanya, gösterilmektedir. Küçük bir araştırmayla bu ülkelerin PISA değerlendirmelerindeki durumları bizden iyi olsa da kayda değer bir derecede bulunmadıkları görülecektir. Bu ülkeler de PISA sonuçlarında en üst sıralarda yer alan ülkeler değillerdir.

Maddeler noktasında konuşacak olursak;

Burada da bir çok çelişki ve sorunlar bulunmaktadır.

Düzenlemeyle İlköğretim Diploması kaldırılmakta yerine Ortaöğretim Diploması getirilmektedir.

İlköğretimden 13 yaşın sonunda mezun olamayan öğrenciye eski düzenleme yerinde bırakılarak iki yıl daha okuma hakkı verilmekte bu iki yılda da mezun olamayanlara tasdikname verilerek ilişiklerinin kesilmesi söz konusu olmaktadır. (222 S.K. madde 46)

Ortaöğretim zorunlu ise öğrencinin eğitim hayatını İlköğretimde sonlandırmak mümkün olmamalıdır.

Çelişki bununla da bitmemektedir. Ortaöğretimde yaş sınırı bulunmadığından orta öğretime geçen öğrencinin yıllarca başarısız olması durumunda nasıl bir konuma sahip olacağı açıklanmamıştır.

Burada düşünülenin Açık öğretime yönlendirmek olduğu düşünülse de bu konuda bir hüküm söz konusu değildir. Bununla ilgili olarak 1739 S.K.’nın 26.maddesinde yapılan “Ortaöğretim, ilköğretime dayalı, dört yıllık zorunlu, örgün veya yaygın öğrenim veren genel, mesleki ve teknik öğretim kurumlarının tümünü kapsar” düzenlemesinde geçen “yaygın öğrenim kurumu” kavramı bizim hiçbir hukuki düzenlememizde tanımlanmamıştır. 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda Eğitim Sistemimizin “Örgün ve Yaygın Eğitim” adları altında toplandığı açıktır.

Burada “Yaygın Öğrenim” ile anlatılmak istenen Yaygın Eğitim ise Açıköğretim Kurumlarımızın Örgün Eğitim kapsamında kurumlar olduğunu hatırlatmakta fayda vardır. Yaygın eğitim kurumlarımız hiçbir suretle diploma vermemenin yanında bunun yerine sertifika, kalfalık, ustalık belgesi gibi belgeler veren kurumlardır.

Bu nedenle “Yaygın Öğrenim” in tanımı yapılmadan çıkarılacak bir kanun sorunlu bir kanun olacaktır ve yaygın öğrenim kavramını kullanmak pedagojik açıdan da sakıncalıdır. Yaygın Öğretim Kurumları tanımı yapılabilir fakat öğrenim kavramı konulamaz.

1739 S.K. 40.maddesine bakacak olursak;

“Madde 40 – Yaygın eğitimin özel amacı, milli eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak, örgün eğitim sistemine hiç girmemiş yahut, herhangi bir kademesinde bulunan veya bu kademeden çıkmış vatandaşlara, örgün eğitimin yanında veya dışında,

1. Okuma - yazma öğretmek, eksik eğitimlerini tamamlamaları için sürekli eğitim imkanları hazırlamak,

2. Çağımızın bilimsel, teknolojik, iktisadi, sosyal ve kültürel gelişmelerine uymalarını sağlayıcı eğitim imkanları hazırlamak,

3. Milli kültür değerlerimizi koruyucu, geliştirici, tanıtıcı, benimsetici nitelikte eğitim yapmak,

4. Toplu yaşama, dayanışma, yardımlaşma, birlikte çalışma ve örgütlenme anlayış ve alışkanlıkları kazandırmak,

5. İktisadi gücün arttırılması için gerekli beslenme ve sağlıklı yaşama şekil ve usullerini benimsetmek,

6. Boş zamanları iyi bir şekilde değerlendirme ve kullanma alışkanlıkları kazandırmak,

7. Kısa süreli ve kademeli eğitim uygulayarak ekonomimizin gelişmesi doğrultusunda ve istihdam politikasına uygun meslekleri edinmelerini sağlayıcı imkanlar hazırlamak,

8. Çeşitli mesleklerde çalışmakta olanların hizmet içinde ve mesleklerinde gelişmeleri için gerekli bilgi ve becerileri kazandırmaktır. “

şeklinde olduğu görülecektir. Bu durumda Açıköğretim kurumlarını bu kapsamda değerlendirmek mümkün olmadığı gibi ola ki kanun zorlanarak böyle değerlendirilirse bu kurumların diploma vermelerinin mümkün olamayacağı açıktır.

Mevcut Açıköğretim Liselerine yönlendirme öngörülmekte ise bunun da kanunda belirtilmesi gerekir.

Zorunlu ortaöğretimi tamamlayamayanların durumunun açık olmaması sorunlar doğuracaktır. Kişi yaş sınırlaması olmadığından (mezun olana kadar) belki de yaşamının sonuna kadar Ortaöğretim öğrencisi konumunda olacaktır.

Düşünün ki bu sistemde olan ve ortaöğretime bir şekilde başladığı halde bitiremeyen bir kişiye bir işyerinden yada çocukları ve torunları tarafından sen nereden mezunsun dediğinde ben halen lise öğrencisiyim. Örneğin 11.sınıfta çakılı kaldım diyecektir.

Bu düzenlemeyle kişi 10-11 yıl okuduğu halde ibraz edebileceği herhangi bir diplomaya hatta öğrenci belgesi hariç hiçbir belgeye sahip olamayacaktır. Kademelerin sonlarında diploma, sertifika… gibi düzenlemelerin yapılması kaçınılmazdır.

Az önce belirttiğimiz gibi İlköğretimden 15 yaşına kadar mezun olamayan kişiye tasdikname verilebilirken Ortaöğretimde ömrü boyunca çakılı kalabilecektir. Bir işe girmiş olsa ve belge istense tasdikname de kesilemeyeceğinden öğrenci belgesi ile yetinmek durumunda kalacaktır.

Ayrıca Ortaöğretim zorunlu ise devamın da zorunlu olması yada belli bir aşamadan sonra zorunluluğun yada devam zorunluluğunun kaldırılması kanun hükmünde yer almalıdır. Yada bu konuda düzenleme yetkisi verilerek belirleme yapılmalıdır.

Zorunluya aykırı madde:

Ortaöğretim Zorunlu eğitim kapsamına alındığına göre; 222 S.K. 11.maddesinde yer alan;

“Madde 11 – Yetiştirici ve tamamlayıcı sınıflar ve kurslar, mecburi ilköğrenim çağında bulundukları halde, öğrenimlerini yaşıtlarıyle birlikte zamanında yapmamış olan çocuklara kısa yoldan ilköğrenim vermek ve ayrıca yetişmelerine lüzum görülen çocukları ilköğretim okuluna hazırlamak veya ilköğretim okulunu bitirmiş olup da henüz mecburi öğrenim çağında bulunan ve üst dereceli öğrenim kurumlarına gidemiyecek olanların genel bilgilerini artırmak ve kendilerine iş ve üretim hayatında faydalı olacak bilgi ve maharetleri kazandırmak amacıyle gerçek ve tüzel kişilerle, belediyeler, özel idareler ve Devlet tarafından açılabilir.”

Hükmü neden kaldırılmamaktadır. Burada geçen “ilköğretim okulunu bitirmiş olup da henüz mecburi öğrenim çağında bulunan ve üst dereceli öğrenim kurumlarına gidemiyecek olanların”

Hükmü zorunlu ortaöğretim kavramına ters değil midir?

Bu hükmün kalması ve Yaygın Öğrenimin de öngörülmesi ile ortaöğretimin “gerçek ve tüzel kişilerle, belediyeler, özel idareler” eliyle yapılması mı öngörülmektedir? Sorusu kafaları karıştırmaktadır.

222 S.K.da uygulaması kalmayan hükümler vardır.

1961 tarihli 222 sayılı Kanunda günümüzde geçerliliğini yitiren, kaldırılması ve/veya değiştirilmesi gereken bir çok madde vardır. Örneğin;

222.s.k. madde 51’deki hata da düzeltilmelidir.

Madde 51 – Her yıl Eylül ayının üçüncü haftası "İlköğretim haftası" dır. Milli Eğitim Bakanlığınca hazırlanacak programa göre hafta içinde türlü yollarla ilköğretimin önemi belirtilir.

Burada geçen eylül ayının üçüncü haftası kavramı yanlıştır çünkü okulların açıldığı hafta kutlanan ilköğretim haftası okulların Eylül ayının ilk yada ikinci haftasında açılan yıllarda anlamsızlaşacaktır.

Bakanlığın ve kanun yapıcıların aceleye getirmeden bu kanunu tümden ele almasında fayda vardır.

Ortaöğretim Bünyesinde İlköğretim İkinci Kademe açılmakta fakat;

222.S.K. 14.maddesinde yapılan değişiklikle kurumların iki ayrı yönetim kademelerinin olup olmayacağı hüküm altına alınmamaktadır. Yani aynı binada eğitim veren Lise ile İlköğretim İkinci kademenin müdürleri ayrı mı olacaktır aynı mı olacaktır? Örneğin aynı binada görev yapacak olan Atatürk Lisesi ile Atatürk İlköğretim İkinci Kademe Okulu’nun müdürlerinin pedagojik olarak da ayrı olması gerekmez mi? Çünkü: düzenlemede “ …İlköğretim İkinci Kademe Okulları, İlköğretim ikinci kademe okullarıyla veya Ortaöğretim kurumlarıyla birlikte de kurulabilir” denilmektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere iki farklı kurum söz konusudur.

Aynı binada iki ayrı müdürün/müdürlüğün varlığı da düşündürücüdür. Belge düzenlemesinde İlköğretim okulu öğrencisine belge veren müdür Lise müdürü olacaktır. Bu konuda da bir düzenleme gerekmektedir.

Okul Adları Sorunu:

Düzenleme ile bir ilköğretim okulu 2.sınıf öğrencisinin okulunun adını söylemesi dahi zorlaşmaktadır. 2.sınıf öğrencisine sorulduğunda öğrenci “…… İlköğretim Birinci Kademe Okulu 2.sınıfında okuyorum” demek zorunda kalacaktır.

Ayrıca aynı binada eğitim-öğretim yapan Lise ve İlköğretim İkinci Kademe okul bulunduğunda iki ayrı tabela gerekecektir.

YİBO’lar kaldırılmaktadır.

İlk taslakta ve yürürlükteki kanunlarımızda yer alan “Nüfusun az ve dağınık olduğu yerlerde, köyler gruplaştırılarak, merkezi durumda olan köylerde ilköğretim bölge okulları ve bunlara bağlı pansiyonlar, gruplaştırmanın mümkün olmadığı yerlerde yatılı ilköğretim bölge okulları kurulur “

Hükümleri tamamen kaldırılmakta böylece zorunluluk durumunda açılan Bölge okullarına son verilmektedir.

Bu kanunla onbinlerce öğretmen mağdur olacaktır.

1- Bu kanunla İlköğretim 5.sınıfları branş öğretmenleri okutacağından 5.sınıf şube sayımıza tekabül eden yaklaşık 52bin öğretmen norm kadro fazlalığına düşebilecektir. Bunun böyle olmayacağı konusunda taslağın hazırlanmasında rol alan sendikaların ısrarı söz konusu olsa da elle tutulur tek argümanları şu anda ücretli olarak çalışan 13bin sınıf öğretmeni sayısı vardır. Bu 13binin yerlerine bu öğretmenler görev yapsalar da 39bin Sınıf öğretmeni fazlalığı ortaya çıkacaktır. Bunun eritilmesi için ya sınıflar bölünerek varsa boş dersliklerde sınıf açılacak yada yine sınıflar bölünerek ikili eğitime geçişler tercih edilecektir.

2- Mevcut Okulların bir kısmı İlköğretim Birinci Kademe, diğer bir Kısmı ise İlköğretim İkinci Kademe olarak belirleneceğinden buralarda çalışan öğretmenler görev yerlerinin değişmesi ile karşı karşıya kalacaklardır.

İhalesiz İşler:

Özellikle FATİH projesi kapsamındaki çalışmalarda, alımlarda ihale kanununa tabii olunmaması da anlamlıdır.

Üniversiteye girişte Ortaöğretim Başarı Puanı:

“b. Yükseköğretim kurumlarına esasları Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen merkezi sınavlarla girilir. Yerleştirme puanlarının hesaplanmasında adayların ortaöğretim başarıları dikkate alınır. Ortaöğretim bitirme başarı notları en küçüğü ikiyüzelli, en büyüğü beş yüz olmak üzere ortaöğretim başarı puanına dönüştürülür. Ortaöğretim başarı puanının yüzde on ikisi yerleştirme puanı hesaplanırken merkezi sınavdan alman puana eklenir.”

Gerekçelerde, bu maddeyle meslek liselerinde okuyan öğrenciler için tedbir alındığı, meslek liselerinin teşvik edildiği, katsayı farklılıklarının ortadan kaldırıldığı belirtilmektedir. Bu durumda Türkiye’nin en başarılı okullarından x puanla mezun olan öğrenci ile başarısı düşük okulumuzdan x puanla mezun olan öğrenciye verilen ortaöğretim başarı puanı eşitlenmektedir. Bir haksızlığı gidermek adına yapılan bu düzenlemeyle yeni haksızlıklara yol açılacaktır. Başarısı düşük bir özel okuldan mezun olmanın, diploma notunu yüksek tutmanın daha kolay olacağı açıktır.

Son söz olarak;

Hükümet bu kanunu çıkarmakta acele etmemelidir. Konu açıkça tartışılmalı ve son karar buna göre verilmelidir.

Okul Öncesinin de zorunlu eğitime alınması uygulamasına geçilmelidir.

Bu kanun bazı kanunlarda değişiklik yaptığına göre MEB’de uygulama olanağı bulunmayan bir çok kanun maddelerini de kapsayacak şekilde düzenleme yapılmalıdır. Bizim kanunlarımızda uygulanma olanağı dahi bulunmadığı halde;

“Madde 25 – Bir orta tedrisat mualliminin, orta derecede mekteplerde ders vermekten aciz olduğu iki talim sicilli ile sabit olduğu takdirde muallim ilk mektep muallimliğine nakledilir.”

Derece indirilmesi gibi…

Gibi cezai tanımlar içeren kanunlarımızın yanında,

a) Üstün başarılı sayılmak:

b) Başöğretmen namzedi unvanı verilmek:

c) Maarif memuru namzedi unvanı verilmek:

d) Yeni bir tesise adı verilmek:

e) Ülküeri sayılmak:

gibi ödüllendirmelerin yer aldığı kanunlarımız vardır.

Yine 439 sayılı kanuna göre yöneticilerin 6 saat zorunlu derse girme zorunluluğu bulunduğu halde Sınıf, Okulöncesi ve Rehber Öğretmenlere uygulanamayan fakat diğer branşlardaki yöneticilere uygulanabilen yani eşitsizlik yaratan kanunumuz vardır.

İşte tüm bu gerekçelerle;

Türk Eğitim Sistemini değiştirecek nitelikteki bir düzenlemenin tamamen ben yaptım oldu mantığıyla, alelacele çıkarılan daha sonra hatalar anlaşıldığı için Alt Komisyona gönderilen fakat alt komisyonda da sağlıklı çalışma yapılmayan düzenlemeler şeklinde çıkarılması yerine daha geniş kesimlerin ortak paydası doğrultusunda hazırlanması gerekir.

Saygılarımla…

Maksut BALMUK

Eğitim Yöneticisi

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
esra akça 5 yıl önce

Bir kurum öncelikle çalışanlarını mutlu etmek ve onun yaşam standartlarını yükseltmekle başarıyı yakalar.Eşlerinden ayrı çalıştırmak zorunda kalacağınız öğretmenlerle eğitim gibi önemli alanda da verim artışı beklemek hayal olacaktır.Çünkü eşlerinden ayrı çalışan ve akılları sürekli eşlerinde ve çocuklarında olan öğretmenler zihinlerini ne derecede eğitime yoracaklardır.Bu düşünülmesi gereken önemli bir noktadır.

Aile kurmak ve aileyle yaşamak her insanın en temel hakkıdır.Bu hak hem dinimizce hem anayasamız hem de evrensel insan haklarıyla garanti altına alınmıştır.Yukarıda saydığımız nedenlerle öğretmenlerin eşlerinden ayrı bırakılması hiçbir şekilde kabul görülebilecek bir durum değildir.Bu durumun çocukların ve eşlerin ruhlarında açacağı sonuçları çok vahim olacaktır.Siz de anne veya babasınız lütfen elinizi vicdanınıza koyarak sadece bir dakika düşünün. Siz de böyle bir durumda olmak,eşinizi ayda yılda bir görmek,çocuğunuzun o minik ellerini ve güzel kokan tenini yılda bir kere öpmek ister miydiniz?Böyle bir durum içinizi acıtmaz mıydı?Eşlerin birbirlerinden ayrı bırakılmaya zorlanması ne derece doğrudur? Bu hangi çocuğun göz yaşına ,hayal kırıklığına değer?

Bu sorulara cevap vermeniz bile halimizi anlamanıza yardımcı olacaktır.Eşleri birbirlerinden ayırarak eğitim işlerinin yürütülmeye çalışılması bir çözüm değil tersine büyük bir çözümsüzlüğün başlangıcıdır.

Sayın Bakanımız il emri uygulamasını kaldırmazsa ve atamalarda 30 Eylül’ü baz alırsa bu saydığımız olumsuzlukların hiçbirisi gerçekleşmeyecek ve bunca masum çocuk ve öğretmen mağdur edilmeyecektir.Böylece,anneler ve babalar çocuklarına ,çocuklar ise anne ve babalarına kavuşmuş olacak ve bizler ailemizin yanında olmanın vereceği huzur ve mutlulukla geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza daha faydalı olabileceğiz. Mesleğimizi daha verimli şekilde icra etmiş olacağız.

Anayasa da yer alan aynı zamanda Allah katında da kutsal olan aile birliğini sağlayabilmemiz adına bu konuyla ilgileneceğinizi düşünüyoruz. Durumumuzu ve mağduriyetimizi bilgilerinize arz ederim.

Saygılarımızla…

Avatar
esra akça 5 yıl önce

Bizler vatanın her köşesinde bin bir zorlukla görevlerini yapmaya çalışan, bu zorluklar karşısında yılmayan ,öğrencilerimizi kendi çocuklarımızdan ayırt etmeyen ,onlar için samimiyetle tüm gayretini ortaya koyan öğretmenleriz.Ancak unutulmamalıdır ki her öğretmen de nihayetinde bir anne ya da bir babadır ve onların da çocuklarının aile şefkatine ihtiyacı vardır.

Bilindiği üzere Milli Eğitim Bakanımız Sayın Ömer Dinçer 5.12.2011 tarihinde yayınladığı genelge ile öğretmen eş durumu atamalarında il emrini kaldırdığını,bundan sonra atamaların hizmet puanı üstünlüğüne göre düzenleneceğini ,bu duruma göre de atanamayanların ücretsiz izine ayrılabileceğini belirtmiştir.Böylece ailemizin bulunduğu şehre hizmet puanı yetersizliğinden dolayı atanamamamız durumunda bize iki seçenek sunulmaktadır; birincisi üç yıla kadar ücretsiz izin almamız, ikincisi ise olduğumuz yerde çalışmaya devam etmemizdir. Bizler zaten borç harç içinde ay sonunu getirmeye çalışmaktayız ve ücretsiz izin seçeneğinin acımasızca bir seçenek olduğunu düşünüyoruz.Çünkü hiçbir öğretmen veya memur ne eşinden ayrı kalmak ne de ücretsiz izine ayrılarak boş boş oturmak için onlarca yılını okumak için harcamıştır İkinci seçenekte ise ailemizin bulunduğu şehre gidebilmek için hizmet puanı toplamamız lazım gelmekte ve bu puan için yıllarca ailemizden uzakta çalışmamız gerekmektedir.Aramızda yeni evlenen arkadaşlarımız, hamile veya yeni doğum yapmış olanlar, küçük çocuğu olanlar var. Bu durumdaki insanlar yıllarca ailelerinden uzakta çalışmak zorunda kalacaktır.Belki bu hamile ya da çocuklarına bakan öğretmenlerimizin başına bir şey gelecek bu durumda yanlarına ilk olarak koşacak olan eşleri yanlarında bulunamadığı için çok vahim durumlar ortaya çıkacaktır.Öğretmenlerin bu şartlarda çalışmasının öğrencilere, dolayısıyla bir kuşağa ne derece faydalı olacağı ise tartışmaya açık bir konudur. Zaten il emri uygulaması da bu durumda olan bir bayan öğretmenin durumundan etkilenilerek Sayın Başbakanımız ve o zamanki bakanımız Sayın Nimet Çubukçu’nun emriyle 2009 yılında yeniden hak olarak bizlere verilmiştir.Zaten Sayın Bakanımız Ömer Dinçer bu genelgeyi yayınladıktan hemen sonra önce yapmayacağım deyip sonra aniden vazgeçerek yaptığı ara öğretmen eş durumu atamasında il emrini hak olarak meslektaşlarımıza vermiştir.Bu hakkın yapılmayacak denilip aniden yapılan ara atamada hak olarak verilip ana atama olan yaz grubu atamasında bizlere verilmemesi de ayrı bir çelişkidir.