banner374
AKİF’CE YAŞAMAK
 
Allah’ın zamanlarına zaman kattığı insanlar vardır. Ömürleri bereketli bu insanlar neler neler sığdırmışlardır sınırlı zamanlarına. Öyle ki zamanı sınırlı bir çok insana konu olmuşlardır. Ömürleri o kadar bereketlenmiştir ki ömrünü bereketlendirmek için çalışıp çabalayan insanlara mesai olmuşlardır. Hayatları ciltlerce kitapta, sayısı meçhul konferansta, panelde, sempozyumda anlatılmaya çalışılmıştır.
            Mehmet Akif bu insanlardan biridir. 63 yıllık bir ömrün bereketi, kendisinden sonraki bir çok insana mesai ve konu olmasından belli değil midir? O’nun 63 yıllık yaşantısında Hakk vardır, hak vardır, halk vardır. Egemenlik, bağımsızlık, zulme başkaldırı ve haksızlığa isyan vardır. O’nun hayatında insan sevgisi, vatan aşkı, dik duruş, bunun yanında mütevazilik ve sadelik vardır.
Ne kadar ibretli bir durum ki marşın mecliste kabul edildiği gün, İstiklâl Marşı şairi tevazuundan kendi Marşı'nı kürsüden okumaz. Bu görevi H. Suphi Bey yerine getirir.
           Yine ne kadar ibretli bir durumdur ki, M. Âkif'in şiiri, Millî Marş olarak kabul edilirken şairi, sıkılarak salondan dışarı fırlar, cümle kapısından çıkar, hatta caddeyi boylar. Konulan ödülü de almaz, çek'ini yoksul kadınlara ve çocuklara örgü işleri öğretmek üzere açılan "Daru'l-Mesai" adındaki iş yurduna bağışlar.
           Bir başka ibretli hâle bakın ki, Âkif ödül olarak verilen 500 lira gibi o gün için büyük bir değer taşıyan parayı almadığı günlerde, paltosu olmadığı için sokağa ya ödünç bir palto ile veyahutta ceketle çıkmak durumunda kalıyordu.
Âkif, İstiklâl Marşı konusunda çok hassastı. Birkaç gazeteci, ölümünden kısa bir süre önce ziyaretine giderler. Söz İstiklâl Marşı'ndan açılır.
İstiklâl Marşı denince Üstad’ın gözleri büyür ve parlar. Hastabakıcının yardımıyla doğrulur, anlatmaya başlar:
“İstiklâl Marşı... O günler ne samimi, ne heyecanlı günlerdi! O şiir, milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. Bin bir facia karşısında bunalan ruhların, ızdıraplar içinde halas dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o Marş, o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz. Onu kimse yazamaz. Onu ben de yazamam. Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lâzım. O şiir artık benim değildir. O, milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur.”
İstiklâl Marşı'mız, bizim âdeta tarihimizdir. Geleceğimizin bir aynası ve bütün milletimizin iman ve ahlakta son gayesi olan temel esasların bir özüdür.
Büyük Âkif, milletinin ruhunu okumuş ve onu sanki taşa kazırcasına yazarak, bir anıt gibi gözler önüne dikmiştir.
Merhum Âkif’i, sadece bir güne sığdırmak, ondan, onun meziyetlerinden, ilkeli duruşundan, İslâm’ı yaşaması ve düşüncesinden bahsetmek, anlatmak yeterli midir? Hayır; yeterli ve kafi değildir. Çünkü, O’nun şiirleri de, yaşantısı da baştan başa Kur’ân, imân ve İslâm kokmakta, solumakta… Merhum Âkif’i çok iyi anlamak; fikirlerini, düşüncelerini, felsefesini iyi tahlil etmek gerek. Özellikle genç nesillerin O’ndan alacağı o kadar çok şey var ki…
Gençler! İnternete ayırdığınız zamanın küçük bir bölümünü ne olur Safahat’a ayırın. O şiirleri ve onun şirini anlamaya çalışın. Eminim ki yaşamınızda çok şey değişecektir.
12 Mart İstiklal Marşı’nın kabul yıl dönümü vesilesiyle Milli Şairimiz Akif’i bir kez daha rahmetle anıyor, Yüce Rabbimden çocuklarımızın O’nun izinden giden nesiller olarak yetişmesini niyaz ediyorum. Rabbim O’nun mekanını Cennet eylesin. Bizleri de Rasulullah’a ve O’na komşu eylesin.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol