banner374
               Ağzı olan konuşuyor: “Ne olacak bu memleketin hali?”  
                Bugüne özgü olmayan söylemin tarihi belki insanlık kadar eski.
                Muhatabı mı; okumuşu / yazmışı, aydını / yarı aydını, çalışanı / emeklisi, yazarı / çizeri, esnafı / zanaatkârı, evlisi / bekârı / dulu, öğrencisi / öğretmeni kısaca toplumun tüm katmanı.
                Bu söyleme bağlı bir başka söylem daha var aslında.
                Eğitim her engeli aşar. Sorun eğitim sorunu. Her işin başı eğitim. Çözüm eğitimde. Şu eğitim var ya şu eğitim. Ne çektiysek eğitimden çektik. Ah şu eğitim bir düzelse. Eğitimde sistemi olmayınca. Biz adam olmayız. Bu eğitimle buraya kadar.
                Tut ki sorun eğitim sorunu.
                Tut ki mesela eğitim sihirli değnek.
                Tutu ki memleket eğitim sayesinde kurtulacak.               
                Of ki of!
                Memleket meselesini, eğitim sorununu, eğitimin gücü içinde güçsüzlüğünü görünce yumruğumu sıkıyorum, yumruğumu sıkınca yüreğime kan damlıyor.
                Yüreğime kan damlıyor çünkü eğitimin baş aktörü öğretmen perişan. Çünkü baş aktör öğretmen sıkıntılı. Ekonomik sorunlar bir yandan, sosyal problemler öte yandan, statü meselesi diğer taraftan öğretmeni kuşatmış durumda…
                Ve en önemlisi hem insani, hem mesleki hem de toplumsal saygınlığın yok oluşu…
                Bütün bunlar neyse de öğretmene biçilen rol ile öğretmene kesilen cezanın çelişmesi…
                Söze, “Eskiden öğretmen çarşıda pazarda gezerken esnaf ayağa kalkardı. Çay, kahve içilir, koygun koygun sohbet edilirdi.” diye başlamak istemiyorum.  Yine “Eskiden anne babalar çocuğunu öğretmenle evlendirmek için birbirleriyle yarışırdı.”  diye de devam etmek istemiyorum. Ve “Eskiden bulunduğu noktanın aydını, örneği öğretmendi.” demek hiç istemiyorum.
                Öğretmen,  toplumun geçmişine sahip çıkan insan.
                Öğretmen, toplumun bugününü şekillendiren birey.
                Öğretmen, toplumun kaderini belirleyen yiğit.
                O öğretmen ki geçmişle geleceği buluşturarak çağdaşlığa damgasını vuran mesleğin erbabı.
                Peki, eğitimin dolayısıyla memleketin refaha kavuşmasında bu kadar öneme haiz öğretmenlik mesleği ne durumda, öğretmenler ne âlemde Allah aşkına?
                Öğretmen öğretmene, veli öğretmene, çocuk / genç öğretmene nasıl bakıyor?
                Bir kere öğretmen yetiştirme sistemimiz hiç iyi değil. Üniversitelerin hantal yapısı içinde gitgeller yaşayan eğitim fakültelerinde öğretmen yetiştirilmiyor. İdealizm aşılanamıyor oralarda öğretmen adaylarına. Onlara yurdun kalkınmasının ana mimarları oldukları hissettirilemiyor. Öğretmenliğin bir meslek olduğunun ötesinde başka donanımlarla bezenemeyen genç beyinler de öğretmenliği para kazanma aracı, geçim sağlama kapısı olarak görüyorlar. Genç, idealist, kendini yetiştiren meslektaşlarımı tenzih ediyorum ama “Sallabaşı al maaşı.” misali _mış gibi yaparak günü gün ediyorlar.
                Şimdi diyorsunuz ki, kırsalda hayat mı var ki oralarda kalalım. Lojman var da biz mi oturmuyoruz. Bırakın köyleri, kasabalar boşaldı.
                Haklısınız!
                Haklısınız ama geçenlerde benden kıdemli bir öğretmenle sohbet ederken, “O günlerde öğretmenler bulundukları noktanın neferiydi. Çalıştıkları yerde otururlardı. Halkın birebir içindeydiler. Düğünde / dernekte, bayramda / seyranda beraber yer beraber içerlerdi. Akşam oturmaları edata halk eğitim merkezleri gibiydi. Etkindi konumları, itibar sahibiydi onlar. O nedenle öğretmenler yeri doldurulamayacak aydınlardı. Şimdilerde kilometrelerce öteye sabah gidip akşam gelen servislerle öğretmencilik oynuyoruz.
                Kuşkusuz bunda öğretmenin kendinin kabahati olduğu kadar, öğretmene sağlana(maya)n olanakların (!), ötekileştirmenin, ötekileştirerek ödüllendirmenin, ödüllendirerek atamanın / görevlendirmenin, öğretmeni öğretmene, öğretmeni diğer çalışanlara yabancılaştırmanın, sendikalar başta olmak üzere meslek örgütlerinin, pireyi deve yapan denetimsiz medyanın, dama taşına dönüştürülen müfredatların, “Seçen memnun olsun!” anlayışının tercih ve teşvik edilmesinin etkili olduğu bir realite.  
                Bütün bu realite karşısında “Bugün biraz daha, bir başka yalnızım, nedense…” diyor öğretmen.  Hüzünlenip, “Yapayalnız bırakınca yaradan, sen ağladın, ben ağladım yüreğim!” diyerek kendini garip hissediyor.  
                Biz garip ve yalnız kalmak istemiyoruz. Yaptığımız ise saygı duyulsun yeter bizim için.
                İyi olursa ustaya kötü olursa çırağa mal edilmesin yeter.
                Neyse biz ağzı olanın konuştuğu “Ne olacak bu memleketin hali!” söylemini selamlayıp şu eğitim meselesine dönelim.
                Eğitim istisnasız bütün paydaşların iliklerine kadar hissetmesi gereken çok özel bir ihtiyaçtır. Onun içindir ki “Bir okul açmak bin hapishane kapatmak!” demektir.  
                Onun içindir ki tek tek her bireyin ve onun ötesinde toplumun bu kadar önemli ihtiyacı olan eğitime daha çok yatırım yapılmalı, hiçbir mazeret ileri sürmeden öğretmen açığı hızla kapatılmalıdır.
                Öğretmen yetiştirme politikaları gözden geçirilmeli, gerekirse öğretmen yetiştiren kurumlar Milli Eğitim Bakanlığına bağlanarak öğretmenler iş başında yetiştirilmelidir 
diye düşünüyorum ama bakanlığın hali de ortada. Yine de bu önerinin kısa vadede hayat bulması mümkün değilse öğretmen liseleri yaygınlaştırılmalı, örneğin adaylık eğitimleri, öğretmenlik stajları göstermelik olmaktan çıkarılmalıdır.
                Yine öğretmenlerin ekonomik sorunları çözümlenmeli, saygınlıkları asla ayaklar altına alınmamalıdır.
                Öğretmenlerin uğradığı taciz, baskı, şiddet ve dayağın önüne geçilmelidir.     
                 Doğru, “Öğretmen kurtulursa eğitim kurtulur, eğitim kurtulursa memleket refaha erer.
                Biz öğretmenlerin çok büyük beklentisi yok kendine işine adamak için. Öyle afakî şeyler istemiyoruz. Ayağı yere basmayan istemlerden sana da bana da hayır gelmeyeceğinin bilincindeyiz. Madem iş eğitim ve sistem meselesiyse biz diyoruz ki kısaca “An bizi bir koz ile yeter ki çürük olmasın.
                Ne dersiniz?

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
ahmrt 3 yıl önce

hocam ellerinize saglık gerçekten öğretmen perişan maaş yetmiyor ne olacak

Avatar
hakikat 3 yıl önce

bence ogretmenlerin konusmaya hakkı yok ikiyüzbin kisi hükümet in her dedigini onaylayan sube gibi çalışan bir sendikaya üye biraz komik degilmi şikayet

Avatar
hakikat acı 3 yıl önce

maaşlar az, özlük hakları yerlerde yapılacak meslek değil ama bu şartlarda ancak bu kadar.

Avatar
SORUNUN SEBEBİ 3 yıl önce

ne öğretmenin yetiştirilme şeklinde ne de imkanların azlığında. eskiden çok daha kötü şartlarda nasıl insanların yetiştiğini herkes biliyor. sıkıntının kaynağı bir neslin dejenere olması bu nesle öğretmenlik eğitimi alanlarda dahil. bencil, empati yapmayı acizlik olarak gören bir kişi ancak zorda kalırsa iş yapar. eğitimi özelleştirmek (parasını yine devletin karşılaması kaydıyla) veya öğretmenlerin daha sıkı denetlenmesi tek çözüm. yok öğretmen eksikmiş, yok imkanlar yetersizmiş, yok beyefendi anasının, babasının yaninda değilmiş bunların sonu gelmez. böyle eğitim olmaz eğitimin temel unsuru öğrencidir bunu böyle bilmedikçe aracıları ana unsur yapmaya çalıştıkça sıkıntılar azalmak yerine artar

Avatar
konuşmaya hakkı yok 3 yıl önce

öğretmenlerin yüzde 70 eğitim birsenci o yüzden şikayet etmesinler

Avatar
ayağa kalmakmı 3 yıl önce

şimdi hakaret diz boyu , dayak öğlesi birde 147 var ya öğretmene veliler öğretir oldu artık zavallılar diplomayı bakkaldan aldılarya

Avatar
HATİCE 3 yıl önce

evet artik öğretmene saygi yok çünkü yeni nesil çocuklara ailelerine insan gibi davraniyor.

Avatar
h.a. 3 yıl önce

sorunun sebebini başlarda aramak lazım.kendi çalışanına hakaret eden yöneticiler varsa bir ülkede,halk neden hakaret etmesin?