banner396

Türkiye’deki 1.200.000  sekizinci sınıf öğrencisi var.

81 ildeki güdülenmişlik, fırsat eşitliği ve eğitsel diğer durumlar şehrin bağlamına göre az buçuk değişse de sınıf ortamında (ve evde de) konuşulan konuşmaların içerikleri hemen hemen aynı:

Sınav var!

Burada eleştiri oklarını bir noktaya kadar öğretmene çevirebiliriz.

Gerekçesiyse MEB’e her geçen gün soru yapısını ezberden çıkarıp yorum ve yordamaya yaklaştırmasına rağmen biz öğretmenlerin gerek okul içi zorunlu sınavlarda gerekse ders anlatımlarımızı ezberden çok da uzaklaştırmadığımız sanırım hepimizin kabulü.

Oysaki başta ders anlatım tarzımız olmak üzere çoğu alışkanlığımızı değiştirmemizin zamanı geldi. Ders kitabından ve durağan müfredattan bağımsız olarak belirleyeceğimiz ders içerikleri ile yaratıcı sınıf ortamı yaratabilir ve çözümleyici, sorgulayıcı, sentezleyici ve toplumsal barışı sağlayıcı öğrenciler yetiştirebiliriz.

Ancak gelelim yazının yazılma amacına.

Neredeyse 100 önce kurulmuş bir kurumun ölçme, değerlendirme ve yerleştirme işlemini bir yüz yıldır sağlıklı bir yapıya kavuşturmaması açıklaması nedir?

Bu tarihten sonra kurulan bir çok Batı ya da Doğu ülkesi, eğitimini sürdürülebilir bir sistem geliştirmiş ve çağcıl bir sürece evrilmiştir.

Bizde ise özellikle yüz yılın son çeyreğinde dere geçilirken bile at değiştirilir olmuş.

Bunun gerekçeleri jeopolitik hareketlilik, içsel siyasal olumsuzluklar ve hızlı nüfus artışı gibi nedenler sunulabilir ancak bu geçerli olamaz çünkü nitelikli bir sistem yapılıp da bu sistemin olumsuzluklar yüzünden rafa kaldırıldığı olmadı. Olan daha çık derinlikli olmayan değişimler ve kısa bir süre sonra yapılan sil baştanlar.

Ancak bu sil baştanlar yapılırken eğitimin özüne dokunulmamış, sınav içeriği –ki en önemlisi bu- değiştirilmeyip sadece sınav süresi, sınav sayısı ya da soru sayısı değiştirilmiştir. Ki bunlar klasik olan yapının sadece şekilsel bir değişimi tabi tutmak olmuştur.

Bu, milyonlarca öğrencinin, öğretmenin ve velinin –ki bu neredeyse ülkenin tamamı ediyor- havanda su dökmesine neden oluyor.

Milyonlarca TL kaynak, milyonlarca emek veren ve milyonlarca ter döken öğrenci nitelikli olmayan sınav süreçleri yüzünden yorulmakta, bıkmakta, sığlaşlaşmakta, öfkelenmekte, çocukluğunu ertelemekte –ki artık geri dönüşü olmayan bir şeydir bu-, umutlarını soldurmakta, kendini ummadığı bir bulmakta, akranlarına kin kusmakta ve en kötülerinden biri de kısır döngüde artık üretememekte ve ezber bloklarını ezberlemeye çalışarak çağın gereği olan çok yönlü birey özelliğini yitirmektedir.

Öğretmenlerin yöntemleri belki bir noktaya kadar sorumlu tutulabilir ama aslan payı sorumlu kurumda görünmektedir.

Zira, karar alıcı olan yapı yönettiği bireylerin de genel eğiliminde etkili bir pozisyondadır.

Bugün ülkemizin 81 ilinde neredeyse tüm 8. sınıflarında;

  • Net sayısı,
  • Test çözme,
  • Sınav kaygısı,
  • Öğretmen üzerindeki veli baskısı
  • Deneme sınavı sonuçları,
  • Sınıf arkadaşını denemede geçme,
  • Bir günde kaç soru çözme,
  • Uykusuz geceler geçirme,

vb.

Benzerlikler varsa bu bizim nitelikli bir değişime ihtiyaç duyduğumuzun göstergesidir.

Bugün küresel dünyanın ve özelde de ülkemizin sorunları bu yukarıdaki maddeler değildir.

Bu maddeler, bizim yönetimsel ve eğitsel olarak yaptığımız yanlışların doğurgularıdır.

Ve doğurgular bizim bütüncül gelişmemizin önündeki temel sorunlardır.

Üretimin, bilimsel atılımın ve sanatsal bir boşluk varsa bunun yine temel nedeni eğitsel alanda yapılması gerekip de yapmadıklarımız.

Bugün gelişmiş ülkelerdeki akranları;

  • Çevre sorunlarını,
  • Küresel olayları,
  • Toplumsal sağaltımı,
  • Okyanuslardaki plastik artımını,
  • Doğayı korumaya dönük projeleri,
  • Yazınsal üretimi,
  • Kent estetiğini koruma

Vb yığınla gerçekçi problemin çözümü için etkin mücadele yöntemleri tasarlarken biz çoğu ülke nüfusunu geçen 8. sınıflarımızı neden bu kısır döngüye koyup çoğunu daha çocuk yaşta yetişkin ruh haline sokuyoruz?

Dünyanın en büyük problemi haline getirdiği LGS’yi başarılı geçse bile daha çok testin, uykusuz gecelerin ve stresli yaşamın başlangıcı olan “iyi liseye” gideceğini bile bile üstelik iyi bir lisenin elinde sonunda onu zaten toplumda yüzlerce yıldır var olan doktor, öğretmen, mühendis, avukat vb mesleklerden birine gideceği bunun da sonsuz mutluluk vermeyeceğini neden onlara söylemiyoruz?

Oysa ki onlar iyi bir sınav puanının her şeyi açan bir kilit olarak görüyor.

1.200.000 öğrencimizi ülkemizin çözüm bekleyen gerçek sorunlarına çözüm buldurmamız, bunu yaparken yaşama dönük bir eğitim sağlayacağımız, çözüm bulunan her sorunun çocuğun gerçek yaşamına olumlu yansıyacağını unutmayalım.

Onlara gerçeği gösterelim. Yarını için güzelleştireceği gerçekleri.

Ve 4 şıktan daha çok seçeneğin olduğunu da.

MEB, artık şekilsel ya da sadece soru tarzını yorumsal yaparak değil kapsamlı, derinlikli ve sürdürebilir bir sistem sunmalıdır.

Herkes için.

Her şey için.

(Instagram:  eydinmeral)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.