banner396

Banal bir benzetme ile başlayalım:

Elinizde donanım olarak mükemmel bir bilgisayar var. Çok bakım gerektirmeyen, kendi iç işleyişini kendisi yapabilen, dış desteğe çok gereksinim duymayan,  güncellemelerini kendi yapabilen ve zorlu fiziksel şartlarda da verimli olarak çalışmaya devam edebilecek bir bilgisayar.

Ancak;

Tek şartı var. Tüm bu mükemmel donanımın verimli bir şekilde kullanılmasını sağlayacak olan bir işletim sistemi!

Sürecin başında nitelikli bir sistemle yola çıkıldığında bu bilgisayarın evren için yapamayacağı olumlu pek bir iş kalmaz.

Nesli tükenmekte olan canlılara dönük projeler, su politikalarının dönüşümü, uzay araştırmaları, sosyal dokudaki bozulmaların rehabilitesi vb tüm canlıların büyük sorunların üstesinden gelebilecek bir yapı.

Nedir bu yapı?

İnsan!

Daha nokta vuruşu: Çocuklar!

Özelleştirirsek: Öğrenciler!

Korkunç bir potansiyelle dünya gelen insan türünü biz yeterince yetkince yetiştirebiliyor muyuz ülke olarak?

Yoksa yıllarca süren eğitim yaşamları boyunca başka ülkelerde zamanın çocukları ve sonrasında bilimin insanları olanları yaptıklarını takip edip bu yaptıklarını kendi çocuklarımızın kafasına sokmaya mı çalışıyoruz?

Evet, bunu yapıyoruz.

Son banal örnek:

Elimizde üst düzey bilgisayar var biz bunun sadece hesap makinasını, metin programını ve basit oyunlar oynayarak kullanıyoruz.

Çocukların cahil oldukları fikrini terk edelim.

Bundan yüzlerce yıl önce kağıdın, mürekkebin, matbaanın yaygın olmadığı dönemden kalmış ve bilginin zorunlu olarak ezberlenmesi gereken dönemleri geçtik artık.

Bu aralar sık sık temizlik görevlilerinin çöplerden topladıkları kitaplarla kütüphane açtığını duyar olduk!

Kitabın, bilginin ve bunlara ulaşmanın artık zerre zor olmadığı bir dönemdeyiz.

Kitaplar pahalı denilen dönemine de geçtik zira fuarlar, e-kitaplar, kütüphaneler kitap açığını kapatabiliyor.

Bilgiye ulaşmanın tuşladığınız Google Sesli Arama özelliğine kadar ulaştığı bir andayız.

Ve bunun için okuma yazmaya bilmeye de gerek yok.

Hangi alana baksak aynı sorunlar:

Binlerce yıllık edebiyat birikimine sahip dünyada, binlerce dilin milyonlarca yazınsal ürünü varken ve her gün binlerce yeni ürün yazılıp basılırken edebiyat derslerimiz ve bunu ölçen sınavlarımız hala yazar, eser, akım, kuram, vezin ezberlemekle geçmekte! Dile, yazına, geleceği katkısı olmayan bir ezber furyası. Ezberlemekten yeni şeyler okumaya ve yazmaya vakit bir süre sonra beceri bulamayan milyonlarca genç! Testlerle yetişen yazar da ne yazar olur di mi ama?

Fen bilimleri, dünyada insan türü yaşamaya başladı başlayalı sürekli işlerlikte olan bir alan. Soran, evreni araştıran, tezler geliştiren bu alanda; bizim payımıza düşen bir şeyler başarmış bireylerin başarı öyküleriyle oyalanma, öğrencinin algısına ve bilimsel disipline katkısı olmayan karton yapıştırıcı ile yapıştırılmış ve teslim gününden itibaren tel tel dökülen kartondan projeler, her gün yüzlerce test çözmelerle Einsten’in düzeyine gelmeyi beklemek bilim bilmemektir.

Yabancı diller! Hala salt dil bilgisi hala öğrenilmiş çaresizlik yaşattırma durumları. Ortadoğu gibi yüzlerce dilin kucağında büyüyen bir toplumken bu dil öğrenememe sorunumuzun tek çaresi bunun etraflıca konuşulmasıdır. Sınavlarda tam puan alan öğrencilerin, basit bir yol tarifinden bile elinin ayağının dolaşması sanırım ondan Şekspir’i kendi dilinden okuma beklenmediği içindir. Eşik çok mu yüksek?

Çok var.

Aynılıklar..

Hebalıklar…

ÇÖZÜM (Birkaç Tane)

  • Biz eğitim uygulayıcıları olanlar olarak, hepimizin, öğrenciler bir şey bilmiyor, ben onları engin bilgilerimle aydınlatacağım fikrinden vazgeçmemiz gerekir. Tabi şayet bu fikirdeyseniz.
  • Merkezi sınavlar var, ezberletmek zorundayız demek tam bir kaçış cümlesidir. Evet, sınavlarda ezber bölümler var ama bir şeyi ezberletmenin onlarca yolu varken biz neden sadece test, düz anlatım ve çoktan seçmeli sınavlarla sınırlıyoruz alanı?
  • Mezun olmak ya da atanmak bir her şeye ve her şeye her zaman hakim olduğumuz anlamına gelmiyor. Değişen sadece bilimsel alan değil; arkeoloji her geçen yeni kalıntılara varıp tarihsel kabuller değişirken dil kendini sadece yerli ve dünya klasiklerine sığmayacak kadar inanılmaz bir hacimle genişlemekte. Bunları takip etmek gerek.
  • Çocuk, sadece sabahları okula gelip bir şeyler için çabalayıp ardından çantasına ve kafasına koyduğu değerli(!) bilgileri alıp evine giden bir canlı değil; çok yönlü bir yaratımdır. Kaygıları, sevinçleri, korkuları, beklentiler, paylaşmak istedikleri, dertleri, uykusuzlukları olan bir bireydir.
  • Lütfen artık çocuklara artık saatlerce yazdırmayalım! Yazmaya ayırdığımız ve çoğumuza göre bilgiyi kalıcılaştırmak için yaptığımız yazdırmadan daha etkili yollar var. Hem öğrenci belleğinin çöplerden taşmaya başlayan kitaplardan daha kalıcı olduğunu sanmıyorum.
  • Öğrenci merkezli eğitim demek. Öğrenciye bir konu verip ezberlemesini istemek ve gelip sunması değildir. Kesinlikle değildir.

Öğrenci merkezli demek, öğrencinin öğretmence rehberlik edilen bir eğitim ortamında önceden genel çerçevesi yapılmış süreçte ise esnek olan bir yapı ile öğrencinin ulaşması gereken kavrama, beceriye, bilgiye kendisinin ulaşmasını sağlamaktır. Bunun için bir tahta, birkaç tahta kalemi, birkaç A4 yeterlidir. Geri kalanı şartlardan şikayet etmektir. Süreçte doğru sorulan sorular süreç sonucunda varılması gereken kazanımlardan çok dahasının kazanılmasını sağlayacaktır çünkü çocuk bu süreçte düşünebilmeyi ve öğrenmeyi öğrenme aşamasına yaklaşmaya başlamıştır ki bu aşamaya ulaşmak demek öğrencinin eğitim sürecinde bir süre sonra kimseye ihtiyaç duymaması anlamına gelir. Metabiliş. Ne mutlu ki buna erişen öğrenci yetiştirene.

  • Varımızı yoğumuzu merkezi sınavlardaki sonuçlara yüklemeyelim. Zaten herkes böyle düşündüğünde öğrenci için ortaya daha sağlıklı bir sınav süreci oluşur. Merkezi sınavlarda elde edilen başarı öğrencinin bir alandaki yetenek ve ilgisini değil bizim onu sokmaya çalıştığımız şablonun sonucudur. Ve öğrencinin yerleştirildiği şablon bir başarı öyküsü değil var olan bir yanılgının eyleme dökülmesidir. Zeki bir öğrencinin tıp fakültesine gönderilip doktor olmasının sağlanması, buluş yapabilen bir beyne sahip bir bireyin oluşmasından daha üstün değildir. Biri durağan diğeri üretkendir.
  • Sınıf yönetimlerimizin artık öğrenciyi baskılayan, sırasında dört gözle öğretmenin söyleyeceği şeyleri bekleyen ya da sınıfı altını üstüne getiren haylazları yola getirmek değil; karşılıklı bir anlaşma ve fikir alışverişinde bulunularak sağlanmalıdır. Bu ortamın niteliklenmesini sağlayacaktır.

İşe yaramaz mı?

Diğer yöntemler işe yarıyor mu?

Sağlıcakla

Aydın MERAL.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.