banner374


Geçtiğimiz günlerde internet sitelerine bir haber düşmüştü. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, memleketinde bir çocukla sohbet etmiş ve Abdullah adındaki çocuğa İngilizce olarak ismini sormuştu. Çocuk, cevap veremeyince Bakan Bey, İngilizce öğretmenlerini topa tutmuş ve “Yazık günahtır. İngilizce öğretmenlerine mesaj veriyorum. Allah için ya iki yıl eğitim görüyor. İki cümleyi zor kurdu. İki yıldır İngilizce öğretim gören çocuklar bir şey öğrenememiş. ” demişti. 


Bakan Bey’in konuşmasına insan, son günlerin moda tabiriyle hayret etmiyor değil. Çünkü ilk defa bir yetkili, içinde bulunmuş olduğumuz eğitim sistemiyle ilgili bu kadar öğretmen atadık, eğitime bu kadar pay ayırdık demiyor, aksine eğitim sisteminin yetersizliğinden bahsediyordu. Bu, sevindirici bir durum. Aslında Bakan Bey’in lafı öğretmenlerimize idi ama olaya sadece böyle bakarsak düz bir mantıkla hareket etmiş oluruz. Çünkü, artık sağır sultan biliyor ki İngilizce derslerine alan öğretmenlerinden başka kişiler de giriyor. Bu durum elbette sadece İngilizce dersleri için geçerli değil. Geçtiğimiz eğitim-öğretim yılının başında ücretli öğretmenlik için başvuran ve başvurusu kabul edilen kişilerin listesine şöyle bir bakmıştım. Durum içler acısı. Sınıf öğretmenliği için bilmem nerenin hayvancılık bölümünden mezun olmuş kişiler bu listede idi ve daha da kötüsü sınıfa girmek üzereydiler. Durum bu kadar vahim iken Bakan Bey’in İngilizce öğretmenlerine sitem etmesi ve öğretmenlerimizin bu duruma alınmasına hiç gerek yok kanaatimce.


İngilizce öğretiminden bu derece şikayetçi olanlar acaba okullarımızda Türkçe öğretimi ne düzeydedir diye düşünüyorlar mı? Ben  çok da ilgili olduklarını düşünmüyorum açıkçası. Gerçek şu ki, dil hiçbir zaman önemsenmiyor. Şu an dilinden fersah fersah uzak bir nesil yetişiyor ve bu durum kimsenin umrunda bile değil. Ama bunun sebebi olarak öğretmenleri veya eğitim sistemini göstermek kolaya kaçmak olacaktır. Buna toplum olarak hep birlikte sebep oluyoruz. Bir taraftan televizyon diğer taraftan internet hepimizi esir almış durumda ve buralarda dil çok kötü bir şekilde kullanılıyor. Bu da elbette dil konusunda insanları olumsuz etkiliyor.


Tüm bunların yanında bir de eğitim sisteminin insana ne kattığına bakmakta yarar var. Afyon Kocatepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Mustafa Ergün, Eğitim Felsefesi adlı kitabında “Eğer okullaşma ve zorunlu eğitim ideal seviyelerine çıkacak olursa, adeta toplumun yarısı öğretmen yarısı da öğrenci olacak.” diyor. Şu an gidişat bu yönde. Ülkemizin her yerinde üniversiteler açılmış durumda ve artık hemen hemen her birey eğitim sisteminin içine bir şekilde dahil oluyor. İnsanlar, yıllar süren bir eğitim-öğretimden geçiyor ve Türkçe hemen hemen her kademede ders olarak okutuluyor ama halen daha kimileri “herkes” kelimesini “herkez” şeklinde yazabiliyor. Sadece bu mu? Elbette hayır. Daha neler var neler. “Evet” yerine “okey” diyenler, “da,de” bağlacını kelimeden ayırmayı beceremeyenler gibi pek çok örnek sayılabilir. Peki bu durum bu kadar önemli mi? Bu soruya Konfüçyüs’ün o bildik sözleriyle cevap vermekte yarar var.
Konfüçyüs'e bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu, diye sormuşlar. Büyük filozof, şöyle cevap vermiş: "Hiç kuşkusuz, dili gözden geçirmekle işe başlardım. Şöyle ki: Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki dil, çok önemlidir!"



Seyfullah DAĞ 
Eğitimci
www.twitter.com/seyfullahdag

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol