banner374
CEO’lar koltukta iş arıyor
Uzmanlara göre şu anda iş arayan üst yöneticilerin yüzde 80’den fazlası, halihazırda aktif görevde...

Tepe yöneticilerin dünyası 5-6 yıl öncesine göre çok daha zorlu... Şirket sayısıyla beraber üst yönetici talebi artarken, genç kuşağın devreye girmesiyle geleneksel CEO’lara olan talep de düşüyor. 
Üstelik patron baskısı ve yöneticiye tanınan “kendini ispatlama süresi” de giderek kısalıyor. Dengeler böylesine hassasken, farklı iş fırsatlarını kollamak, birçok üst düzey yönetici için “yeni normal” haline gelmiş durumda. 
Capital dergisinin haberini aktardım…
 
Hiç şaşırmadım. Siz şaşırdınız mı yoksa?
 
Lawrence Kohlberg’in en istenmeyen ve birinci evre diye nitelendirdiği ceza ve itaat eğilimi ahlaki kuramı şunları diyor:
 
Kurallara ve otoriteye körü körüne bağlılıktır. Kurallar nasıl gerektiriyorsa, otorite nasıl istiyorsa ona uymak gerekir. Uygun davranılmadığı zaman yanlış davranılmıştır ve karşılığı cezadır. Dolayısıyla otoriteye ve kurallara boyun eğmenin temel nedenlerinden biri cezadan kaçınmaktır.
 
Kohlberg’in bu ahlaki kuramının gerçekleşebilmesi için despotik ve kaygı verici bir ortamın olması lazım. Aynı zamanda çalışmayı sevmeyen, tembel bir kitlenin olması lazım.
 
Türkiye’de hangisi var?
 
Tabiî ki ikisi de…
 
Şu diyalog tanıdık gelecektir.
 
-        Hasan yeni işin nasıl?
-        Valla harika, akşama kadar oturuyorum. Şu kadar da maaş alıyorum.
-        Öyle mi, oh oh, ne güzel…
 
Böyle felsefeye sahip bir toplumun tepeden tırnağa başarılı olma istikametinde ne tür mücadeleyi verebileceğini anladınız sanırım.

Ekonomik terimleri çok seviyorum.
 
Stagflasyon…
 
Durgun şişkinlik.
 
Şöyle de diyebiliriz:
 
Üretim olmadan hazıra konma. Ticari canlılığın olmadığı bir ortamdaki enflasyonlar…
 
Üretmiyoruz. Zaten üretiliyor. Dışarıdan ithal ederiz mantığıyla günümüzü geçiriyoruz. Teknolojik takibatta number one’ız ama teknoloji üretiminde hiç yokuz.
 
Düşünmeyi sevmediğimiz gibi düşünen insanları da sevmiyoruz. Ya filan Ahmet’in oğlu değil misin şeklinde pejoratif bir nosyon…
 
Düşünmeyi sevmediğimiz gibi düşünmeyi çevremize de yakıştıramıyoruz.
 
Dünya çapında işler yapmaktan toplum olarak imtina ediyoruz. Mesela 2016 için hazırladığımız milli takıma bakar mısınız? Dünya çapında yetiştirdiğimiz teknik direktör yok.
 
Onca üniversite var ama fıs.
 
Böyle bir ülke içinde kimse bana 2023’ten 2071’den bahsetmesin.
 
Ekonomi can damarımız. Üretme olmaksızın ekonomi nasıl büyür ki?


ÜFE-TÜFE sefil.


Şişirilmiş balonlar nasılsa patlayacak. Ekonomi de şişirilmiş rakamlarla mutlaka patlar.


Aklımızı iki elimizin arasına alıp yeniden düşünelim.
 
Bence büyük bir değişim şart. Devletin ideolojik salvolardan kurtulması lazım.
 
1929 ekonomik buhranından daha ağır bir bunalım hızla küremize yaklaşırken biz banka batırmakla meşgulüz. Dünyanın hiçbir yerinde örneğini göremezsiniz.
 
Yeni normal... Artık hayret etmiyoruz. Ülke olarak onca yanlışın içinde kıvranıp dururken insanlar tepki göstermez oldular. Korku toplumuna dönüştük.
 
Bana değmeyen yılan bin yaşasın.
 
Duygularımız plastikleşti…
 
Belki de vücutta oluşan irinin patlaması gerekir. Titreyip kendimize getirecek tembelliğimizi giderecek buzlu su üzerimize dökülür. Patolojimize deva olacak bitkiyi buluruz belki de.
 
Bizi yeniden ontolojik diyarımıza eriştirecek büyük bir mobilizasyona ihtiyacımız var.


Yeni bir yeni normale gitmemiz lazım.


 
EĞİTİM UZMANI
BESTAMİ BOZKURT
 
 
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
okulöncesi 2 yıl önce

şaşırdım.niye?eğitim sitesinde ceo lar ne alaka.