09.02.2020, 09:32 608

Daha Ne Kadar Sürdüreceğiz Bu Sürdürülemez Eğitim Anlayışımızı

Bu ülkede şansınız yaver giderse -ki bu bazen bir meteorun dünyaya çarpma ihtimaliyle eşit- doğuştan yeteneğinizi geliştirir ve yaşamınızda mutlu ve başarılı olmaya daha yakın olursunuz. Ayrıca yaşadığınız tatmin sizi daha üretken ve yaratıcı kılar. Daha üretken ve yaratıcı olunca da üretimsel yönünüz çevredeki yaşam alanına da olumlu yansır ve sağlıklı toplumun zemini oluşmaya başlar. Kendiliğinden hem de…

Neyse cicili bicili temennili cümleleri geride bırakıp “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”a dönüp bizdeki gerçekliğe dönelim.

Bu ülkede zengin ve yoksul çocuklarının eşitçe yaşadığı nadir alanlarından biri: Yeteneklerinin öldürülmesidir.

Tüm furyanın, amacın, gücün, paranın, beynin seferber edildiği şu “sınav başarısı” diye adlandırılan yüce(?) amacın süreç ve sonucunda iş artık eleştirel kanadın “fabrikasyon bireyler” dediği kavramın daha vahşisini yaşıyoruz.

Eskiden bu kavramın amacı belki de sadece erklerin kendi ideolojilerini devam ettirmek için –İkinci Dünya Savaşında Almanya ve İtalya gibi- yaptığı bu fabrika bandı günümüzde artık salt fikirsel köreltmeden çıkıp artık yeteneklerin de biçildiği bir yöne evrildi.

Tüm bu yıkımlar kutsal sınav aşkına yapılıyor.

Doğuştan yeteneği baskılanıp görgüsüz gibi üzerine atlayıp dayattığımız akademik bilgi oburluğunda yeteneklerini unutan/fark etmeyen bireyde başlayan tatminsizlik ileride mesleki doyumsuzluğa ve mutsuz bireye/topluma dönüşüyor.

Belki bir öğretmenin, doktorun, avukatın,… kendi mesleğini bırakıp borsa, altın, hisse senedi işine girmesi de bundandır. Yeteneğine ve ilgisine uygun olmayan meslekte tatmin olmayınca oluşan boşluğu parasallıkla doldurmaya çalışması…

En basitinden futbol kalitesi kötü olan ama futbola en çok para harcayan ülkelerden biri olan Türkiye’de ben (yani Aydın Meral) sadece halı sahada oynayan lise gençlerini izleyerek her yıl binlerce yetenekli genci fark edip kulüplere gönderebilirim ki ben küçükken kimse beni maçlarda oynatmadığı için sırf oynamak için kaleye geçen ve aslında oyun içinde de fena olmadığımı 15 yıl sonra kaleden çıkıp oyun içine girdiğimde anlayan biriyim. Peki futbolla ilgili olan ve kmyonlarca para kazanan sözüm onalar ne iş yapıyor?

Futboldan anlamıyor olabilirler mi?

Peki eğitimci olarak iş yapıp da eğitimden anlamayanlar da olamaz mı?

Ve bunları okurken şunu aklınızdan çıkarmayın: Youtube ya da benzeri yerlerde “işte mükemmel yetenek ama inşaatçı, garson, fındık bahçesinde, çoban..” diye bir şey gördüğünüzde bunun bu ülkece imkan sağlanamadığında yeteneğini geliştiremeyen bireylerden biri olduğunu unutmayın.

E her şeye devlet yetişemez ki! Sözü kişisel olarak en sığ bulduğum şeydir. Hemen her yerde okul ve öğretmen var. Hemen her yerde sanatsal, sportif vs kurum var.

Peki bu kurumlar ne iş yapıyor?

Bir Türkçe öğretmeni olarak öğrencilerimin dili etkin kullanmalarının yanında hemen hemen tüm öğrencilerimin ileride yazar çizer olmaları için çalışıyorum ve bunda da başarısız oldum  denilemez.

Türkçe için size bir kağıt (müsvedde de olur) ve bir kalem yeterken iş beden, resim ve müzik olunca değişir ve iş biraz da devletin sunduğu imkanlara kalıyor.

İmkan sunulup sunulmamasının belki de hukuki bir yaptırımı olamaz.

Peki ama vicdani boyutu?

Geliştirilmek için harcanması gerekip de harcanmayan maliyet, insan yaşamında yarattığı zarardan daha mı maliyetli?

Siz sabah akşam iyi lise, iyi test, çok test, deneme sınavı diye kendi avuçlarınızı okşayıp devam edin bakalım daha ne kadar devam sürdüreceğiz bu sürdürülmez eğitim anlayışımızı..

Yorumlar (0)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@