banner374
            Suyu çekilmiş değirmene dönen okullarımız öğretmenlerin okullara dönmeleriyle şenlendi.
            Şimdi yaz boyu süregelen tamir tadilat, badana boya, kırık çıkıkların tamamlanmasını müteakip (!) çocuklarımızın eğitim öğretime en güzel şekilde hazırlanması / başlanması için ders yılıyla ilgili planlamaların öğretmen ve velilerle birlikte ve koşullar elverdiğince yapılmasında.
            Bu ders yılı daha doğrusu okullar malum nedenler yüzünden bazı sıkıntılarla başlayacak / açılacak.
            Peki, nedir bu malum nedenler?
            Sıralayalım.
            a) Müdür görevlendirme süreçlerinin gecikmesi
            Okul / kurum müdürlerinden bulunduğu kademede 14 Mart 2014 itibariyle aynı veya farklı eğitim kurumlarında 4 yılını dolduran eğitim kurumu yöneticilerinin görevlerinden alınarak yerine yeni görevlendirmelerin yapılmasını düzenleyen 10 Haziran tarihli Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumlarına Yönetici Görevlendirmelerine İlişkin Yönetmelik yayımlanıp yürürlüğe gireli epey oldu.
            Geçen dört aylık süre içinde anılan yönetmeliğe bağlı olarak yayımlanan kılavuz gereği şimdilik eğitim kurumlarına yönetici görevlendirmelerine esas olacak dört aşamadan kimi illerde ikinci aşama süreci başlatılmış olmasına rağmen kimi illerde henüz birinci aşama sonuçlandırılamadı. 
           Zira eğitim kurumlarına yapılacak müdür görevlendirmelerine esas olacak puanlama sonucunun eğitim kamuoyunda yarattığı depremin şaşkınlığı ve sonucu ortada iken üç aşamayı gerçekleştirmenin sancılı olacağı bilinen bir gerçeklikti.
            Bu gerçekliğe dayalı olarak yapılan puanlamada 75 puanın altında kalan müdürlerden bir kısmı izne ayrıldı, bir kısmı rapor aldı, bir kısmı da doğal olarak moralsiz / motivasyonsuz olarak öğretmenlerle buluştu.
            Dolayısıyla birçok eğitim kurumu liderinden yoksun kaldı. 1 Eylül itibariyle okullarına dönen öğretmenler önemli sürprizlerle karşılaştılar. Daha önceki yazılarımızda da değindiğimiz gibi eğitim kurumu yöneticilerinin önemli bir kısmı görevlendirilmeme ihtimallerine karşı yaz boyu birçok hususa el at(a)madı. Puanlamaya bağlı olarak görevlendirme süreçlerinin sancılı olacağını tahmin eden deneyimli yöneticilerin karşılaştığı durum ne yazık ki iç açıcı ol(a)madı.
            Değerlendirmelerin objektif yapılmasıyla ilgili kamuoyunda olaşan senden benden algıları bir yana süreç daha kısa tutulabilir, 1 Eylüle gelmeden en azından 4 aylık zaman iyi kullanılır ve yönetici görevlendirmelerinin hiç değilse birinci ve ikinci aşaması sonuçlandırılabilirdi. Bu gelişmelere bağlı olarak yine çok sancılı olacağı tahmin edilen ve müdürü görevlendirilen okullara müdür yardımcısı da teklif edilebilir ve dördüncü aşama olarak tanımlanan süreç kendiliğinden işletilebilirdi.
            Dedik ya okullar lidersiz kaldı. Okullar lidersiz kalınca da üst yönetim organlarında okulları sağlıklı açamama telaşı başladı. Bu telaşı bertaraf etmek içinde 75’ in altında puan alarak yeniden görevlendirilemeyen eğitim kurumu müdürlerinin yerine vekâleten görevlendirmeler yapılmaya başlandı. Bir kısım yerlerde müdür yardımcıları vekâleti alırken bir kısım yerlerde vekâlet öğretmenlere verildi.
            Öğretmenlere verilen vekâletler diğer öğretmenler, müdür yardımcısının birine verilen vekâletler diğer müdür yardımcısı/ları arasında olumsuz pozisyonları doğurmaya başladı. Doğal olarak da kimi yerlerde kaynayan kazanlar fokurdar hale geldi.  
             Arkasından kimi yerlerde kendi okullarında müdürlük uzatması isteyenlerin işlemleri yapıldı yapılmasına ama süreç daha karmaşık hale geldi. Çünkü idarenin anlayışına göre 75 puanın altında kalan ve yeniden görevlendirilmeyen yöneticilerin bir an önce okullardan ayrılması sağlanmalıydı. Zira yine idareye göre görevlendirilmeyen ve okullarında kalan yöneticiler işleri daha da içinden çıkılmaz hale getirebilirlerdi. Ders dağıtımları zamanında yapılmaz, kurullar işlemez, seçmeli dersler oturmaz, sağda solda aleyhte konuşularak okulların sağlıklı açılması engellenebilirdi.  
            Bunun içinde il milli eğitim müdürlükleri 75 puanın altında kalan yöneticilerin başka okullara öğretmen olarak gidebilmeleri için sistem üzerinden işlem yapmaya başladı.
            Binişik bir vaziyetle karşı karşıyayız anlayacağınız.
            Bir yandan yönetici görevlendirme basamaklarının uygulanması, öte yandan 75 puanın altında kalanların öğretmenliğe dönüşü çalışmaları, diğer yandan TEOG ile ilgili gelişmeler, öteki taraftan müdür olmak isteyenlerin yaptı(rdı)kları bürokratik, siyasal ve sendikal baskılar ve yöneticilik beklentisi olanlara verilen tavizlerle vaatlerin sıkışıklığının yarattığı nekahetin suskunluğu…
b) Personel eksikliği
           
Personel deyince akla öğretmen, memur, hizmetli gelmektedir. Bu yıl henüz yürümekte olan son il dışı isteğe bağlı atamaları saymazsak kısmen il içi / il dışı isteğe bağlı ve özür grubu öğretmen atamaları yaz sezonunda tamamlandı. İlk atamalarda gecikmeden yapılmış olsaydı eğitimle ilgili hemen herkes derin bir oh çekecekti aslında.
            Buradan yola çıkarak eğitim öğretimin öğretmen eksiği olmadan başlaması / başlatılması en önemli hedef olmalıdır diyebiliriz. Bu fiili ve somut duruma karşın pek çok okulda sınıf öğretmenliği hariç yine pek çok branşta öğretmen eksikliği mevcut. Birçok okulda yine ücretli öğretmen çalış(tırıl)acak. 
            Okulların ezici bir çoğunluğunda memur yok. İşi aslında eğitim öğretim, sosyal / kültürel / faaliyetleri koordine etmek olması gereken müdür ve müdür yardımcıları pek çok iddianın aksine büro memurluğu yapar hale ge(tiri)ldi.
            Yardımcı personele yani hizmetliye gelince.
            Ne yazık ki hizmetli öğretmenden de, müdürden de, mevzuattan da kıymetli hale geldi. Çünkü okullarda kadrolu hizmetli yok. Okul aile birliklerinde hizmetliye ödenecek para yok. Eee, okulların temizlenmesi de lazım.
            Hizmetli öğretmenden kıymetli dedik çünkü öğretmen yoksa ücretli öğretmen bulup çalıştırma imkânınız var. Yöneticiden kıymetli dedik çünkü öğretmenler arasında dünya kadar yönetici olmak isteyen eğitimci var.
            Diyebilirsiniz ki hizmet alımı yoluyla okullara hizmetli görevlendiriliyor. Sabırlı olursanız hizmetli işleri çözülür. Çözülür çözülmesine de atın alana Üsküdar’ ı geçince.
c) Öğretmen rotasyonu
           
Mecliste görüşülmekte olan torba yasası içinde yer alan öğretmen rotasyonu öğretmenlerin moralini bozmuştur. Yaz dönemi il içi yer değiştirme takvimi içinde rotasyon endişesi taşıyan öğretmenler çalıştıkları kurumlardan başka kurumları tayin istediler. Bir kısım sırf rotasyon endişesiyle yer değiştirdi. Sınıf öğretmenleri zaten norm fazlası olduğu için bu imkâna bile sahip olamadılar. Öğretmenlerin bir kısmı ise “Nasılsa seneye yoğuz!” anlayışına kapılarak ipe un sermeye başladı. Öğretmenler de bu yıl kafalara karmakarışık bir biçimde ders başı yapıyorlar. Kafası rahat olmayan öğretmen eğitimin neresinde nasıl olacak pek de belli değil.
            Yani öğretmen aynı zamanda kendisini sistemin hatta öğrencisinin bile öğrencisi olarak hissedemezse işler işler mi?
            Öğretmen rotasyonu aslında öğretmenin kendisini sistemin öğrencisi olarak hissetmesini engellemiş gibi görünüyor.
           
            d) Para(sızlık) meselesi
           
Biliyoruz ki bir kurumun eğitim öğretime hazırlanması hiç de kolay değil.
            Bir kere bir önceki yıl okul / kurumun şu ya da bu nedenle fiziki yapısında meydana gelen kırık döküklerin tamiri, badana boyasının yaptırılması, ders yılı başı kırtasiye vb ihtiyaçların giderilmesi, sıra / masaların onarılması, temizliğin halledilmesi, en önemlisi hizmetli çalıştırılması gerekiyor. Gerçekleştirilmesi olmazsa olmaz olan bu işleri yap(tır)mak için tek şeye ihtiyaç var PARA.
            Eee, okullarda para toplamak neredeyse yasak. Olsa olsa gönüllü bağış alabilirsin. Hayatın gerçekleri ortada. Okulların durumu da malum. Ödenek ise hak getire. Peki, neyle açacaksın okulu, nasıl temizleyeceksin, hangi parayla mekânları cazip hale getireceksin.
            Şimdi temmuz ayında İlköğretim Kurumları Yönetmeliği değişti. Sadeleşti. Güzel maddeler konuldu.
            Ne güzel.
            Keşke bu anlamlı değişikliklerin yanında tüm okullara öğrenci başına MEB tarafından şu kadar ödenek gönderilir denebilseydi.        
            Ya da her türlü kaygıyı bir kıyıya bırakıp imkânları olan veliler okullara küçük miktarda aidat öder noktasına gelinebilseydi.  
           Sorun büyük. Sorun derin. Sorun acil çözüm bekliyor. Yoksa okullar temizlenemeyecek ve dolayısıyla bulaşıcı hastalık vs riski artacak.
           
            e) TEOG sonuçlarının yarattığı olumsuzluklar
           
Bu yıl ortaöğretimde genel liseler kaldırıldı. Meslek liseleri ise tek isim altında birleştirildi. Bu nedenle okullara kayıt sisteminde de değişiklikler oluştu. İyi ya da kötü demeyeceğim ama bu değişiklikler konusunda kamuoyu yeterince aydınlatılamadı. Dolayısıyla veliler ve okullar olumsuz manzaralarla karşılaştı.
            Örneğin sağlık meslek liselerinin müfredatı değişti. Artık bu okullarda alanlar 10. sınıfta seçilecek. Yani 9. sınıfta notu yüksek olan ticaret, kız meslek vb okul öğrencileri de sağlık lisesinden alan seçebilecekler. Yine örneğin hemşirelik bölümün adı hemşire yardımcılığı, ATT bölümünün adı ATT yardımcılığı oldu. Oldu olmasına da Sağlık Bakanlığında hemşire yardımcılığı, ATT yardımcılığı kadrosu var mı ki...
            Veliler tanıdık bildik, akraba eş dostlarının kapısını aşındırmaya başladılar.
            Talepleri açıktı: “Bizim çocuğu şu okula yazdır.
            İşte başlıyorsunuz ”İşler sistem üzerinden yürüyor. Yol şöyle şöyle. Şuradan girip şuradan çıkmalısın.
            Velinin boynu bükük, başlıyor “Bir işimiz düştü ama çözüm olamadın.
            Canınız sıkılıyor. Veli çaresiz. Suratı asık velinin.
            En önemlisi veliler mutlu değil, mutlu olacak gibi de görünmüyor.  
f) Bilgi kirliliği
           
Önüne gelen eğitim, öğretmen, memur, okul içerikli internet siteleri kurdu. Kurulan bu internet sitelerinde olur olmaz yayınlar yapılmaya başlandı. Zaman zaman iller üzerinden, zaman zaman okullar üzerinden, zaman zaman da isimler / kişiler üzerinden yapılan bu yayınlar öğretmenler, veliler, yöneticiler arasında önü alınmaz moral / motivasyon bozukluğuna yol açtı.
            Hani nesnel yayın yapan siteleri tenzih ediyorum ama "Çamur at izi kalsın" anlayışı var ya…
            O anlayış pervasızca kullanılıyor. Ses gelsin, sansasyon olsun da ne olursa olsun.
            Ben yazarım kardeşim, yanlışsa düzeltmesi sana düşer.
            Bu işler bu kadar kolay olmamalı. Atılan iftirayı temizlemek iftirayı uğrayana kalmamalı.
            İnternet siteleri mutlaka kontrol altına alınmalı. İsteyen isteğini gibi yayın yapamamalı. Yine bu siteler kariyer anlamında yükselmek için basamak olarak görülmemeli. Ya da reklam yoluyla gelir kaynağı haline gelmemeli.
            Şimdi bazen bakıyoruz. Ortalığı kasıp kavuran çarpıcı bir başlık. Habere ulaşmak için girdiğinizde içeriğe “Hay Allah diyorsunuz, bu kadar da olmaz!
            Aynı duruma sosyal medya da rastlamak mümkün.  Yine her önüne gelen sosyal medya sitelerinde farklı gruplar oluşturuyor. Bu gruplarda yayımlanan haberler de diğerlerinden çok farklı değil.
            Bu bilgi kirliliği, çoğunda başlığın altında yer alan nüveler okunmadan yorumlandığı için bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın yaydığı kokuyu daha da kokutuyor.
g) Moral bozukluğu
           
Öğretmenler toplum içinde ekonomik olarak ortanın altında gelir grubunda yer alan meslek mensuplarıdır. Çoğunlukla öğretmenlerin gelirleri mesleki olarak kendini yenileme / geliştirmeye yetecek düzeyde değil. Sosyal anlamda da gelişmek için durum vahim. 
            Sahi 3600 ek göstergeye sahip olmayan başka meslek mensubu var mıydı?
            Bakınız hem bu ekonomik sıkıntılar, hem toplum içinde biraz da öğretmenlerden kaynaklı mesleki aşınma eğitimciler arasında moral bozukluğuna neden oluyor. Öğretmenler arasında gelecek kaygısı yaygınlaşmış durumda. Öğretmenler de aidiyet duygusu ve güven bunalımı oluştuğu gözlemleniyor.
            Buna da psikoloji biliminde moral bozukluğu, motivasyon eksikliği deniliyor. Tedavisi zor bir durum anlayacağınız.
            Gerçi son zamanlarda “Eğitim öğretmenlere bırakılmayacak adar önemli bir husus!” gibi söylemler yok ama üzülerek söyleyelim ki vakıa ortada ve o vakıa sütün ak olduğu kadar gerçek.  
h) Mevzuatın sık sık değişmesi
           
Son yıllarda hepimiz biliyoruz ki mevzuat sık sık değişiyor. Bugün yayımlanan mevzuat yarın değişebiliyor. Bu değişiklikler eğitimciler arasında mevzuata olan güveni daraltmış gibi görünüyor. Yeni mevzuata tam alışmak üzereyken başka başka mevzuatın ortaya çıkması, sık değişiklikten dolayı uyum sorunu oluşması işi zorlaştırıyor.  
           i) Algı  
           
Ve bu ortamda iki yanlıştan bir doğru çıkmaz algısının oluşmuş olması. 
            Algı yönetimi son zamanların en moda kavramı aslında. Toplumları / toplukları yönlendirmenin en önemli unsurunun biraz da algıları iyi yönetmek olduğu malum. Algılar iyi yönetilmezse (u)mutsuzluk ortaya çıkıyor.  Fakirin ekmeği olan umut olmayınca da işler yolunda gitmiyor.  
            İçinde bulunduğumuz ortamda öğretmenler arasında işlerin iyiye gitmeyeceği gibi olumsuz bir algı var.
            Yine öğretmenlerde öğretmenler eğitimden öğretimden başka birçok angarya işle uğraşıyor algısı da yoğunlaşmış durumda.
            Bu algı ortada olduğu sürece idealizmden söz etmek, eğitim öğretimin sağlıklı başlayacağını söylemek ise neredeyse imkânsız.
            Şimdi okulların açılma zamanı.
            Şimdi öğrencilerimizi karşılamaya hazırlanıyoruz.
            Yukarıda çok net bir biçimde ders yılı başında mevcut durumu özetlemeye çalıştık.
            Her bir hususun başlı başına tartışılacak bir nokta olduğu da malum.
            Dileğimiz yukarıda açmaya çalıştığımız konuların kamuoyunda konuşulması, tartışılması, ders yılı mesajlarına girmesi.  Sadece bunlarla kalmayıp aynı zamanda orta ve uzun vadede hayata geçirilmesi.
            Elbette önemli, olumlu ve başarılı yapılan işler sıkıntılarımızdan belki daha fazla. Örneğin ders kitaplarının zamanında ücretsiz dağıtılma işinin çok güzel bir biçimde bitirilmesi gibi…        
            Ben aynı zamanda bir okul yöneticisi olarak algılarımın bir bölümünü yazdım. Yazdım çünkü ben bir eğitimciyim. Düşündüklerimi paylaşmazsam görevimi yaptığımı nasıl düşünebilirim.
            Haydi, o zaman olumlu olumsuz bütün algılarımızı, mevcut durumu ve çözüm önerilerimizi paylaşalım.
                        Paylaşalım ki her şeyiyle bizim olan çocuklarımızın daha donanımlı yetişmelerine katkıda bulunalım. Ve yine paylaşalım ki güzel bir sinerji ortaya çıksın. Bu sinerjinin doğuracağı enerji hareketlendirsin ortalığı.
            Gülsün böylece bütün yüzler,
            Ağlamasın böylece gülmesi gereken gözler.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
öğretmen 2 yıl önce

"gülsün böylece bütün yüzler, ağlamasın böylece gülmesi gereken gözler."
inşallah, inşallah!

Avatar
gerçekçi 2 yıl önce

algılar, algı yönetimi...
bunu iyi yapıyorlar işte.

Avatar
sayın nabi avcı 2 yıl önce

15 eylüle kadar herşey bakan bey

Avatar
düşünen adam 2 yıl önce

bu yıl, bu yıl bitmez... bunu herkes bilsin...

Avatar
moral 2 yıl önce

gerçekten moral... ama bozuk, ama asık, ama korkunç... ber ba tız !

Avatar
alkış 2 yıl önce

sistem müdürü haşlarken, veli öğretmeni taşlarken, her şey olacak inşallah, yeni ders yılı başlarken(!)

Avatar
öffff!!!! 2 yıl önce

ne kadar sıkıntıntılı, sıkıcı, soğukkk bir süreç