banner374


Eğitim camiasında, birçok öğretmenin çift maaş aldığı doğrudur. Çünkü öğretmenler arası evlilik, öğretmenin çift maaş almasına sebebiyet vermiştir. Bu sebeple meslektaşları ile evli öğretmenlerin maaş zammı istemesi, yerinde bir hareket değildir.

***

Öğretmenin maaş karşılığı 15 saatte derse girdiği hakikattir.. Maaşını 15 saat karşılığı alan öğretmen, otuz günlük bir ay süresince sadece 60 saat derse girmektedir ve bu bir ayın üç gününü de bulmamaktadır.

***

Öğretmenin yaz ayı dinlenme süresi oldukça uzundur. Bunun bir aya indirgenmesi çalışmaları zaten başlanmıştır. Bu yüzden öğretmenlerin hallerinden şikâyet etmeleri yerinde değildir. Zaten dönem arası on beş günlük bir dinlenme tatilleri vardır.

***

Öğretmenlere hizmet veren öğretmen evleri, onların otellere mahkûm edilmesinin önüne geçmiştir. Bu nedenle oldukça ucuz olan öğretmen evleri kapatılmalıdır.

***

Öğretmenlerin ek ders ücretlerine fazladan zam talebi de uygun değildir. Zaten okulda bulunduğu esnada boş oturacağına yedi Liranın üzerinde bir ücretle sınıfta sadece kırk dakika bulunmaktadır.

***

Eski Bakanımız Hasan Celal GÜZEL, okula başlarken eğitim ve öğretim ödeneğini uygulamaya koymuştu. Zaten tebeşiri Okul almakta değil midir? Kâğıt desen sudan ucuz. Hem bu ödenek parasıyla öğretmen, ders aracını, gerecini almamaktadır. Bunun üzerine 100 TL de bu sene fazladan bir para verilmiştir.

***

Hem bu meslek kutsal olduğu için, kişinin bir mum gibi yanarak etrafını aydınlatması, doğal bir sonuçtur. Bir öğretmen, her ne kadar on beş saat maaş karşılığı çalışsa da yönetmelik gereği yirmi bir saat derse girmek ve bu fazla dersin karşılığını istemese bile almak zorundadır.

***

Öğretmen yılın belli zamanında hizmet içi kurslarına yazılabilir, kısa süreli olsa bile tatil havasında ülkenin dört bir yanını yolluğunu ve yevmiyesini alarak görebilir.

***

Öğretmen, kesinlikle ve kesinlikle her gün temiz ve yeni, ütülü elbiselerle okula gelmelidir. Nitekim, okulda önlük giydiği için kıyafeti kirlenmez. Bunun için fazla elbiseye de masrafı gitmez.

***

Öğretmenin cumartesi ve pazar günü okulda kurs açması kadar doğal bir şey yoktur. Bu kurslardan haftada sekiz- on saat ücret alması söz konusudur. Kırk saat olursa bunun karşılığı 300 TL’dir ki güne bölsen bir gün altı saattir.

***

Öğretmenler, TOKİ Konutları’na yazılarak, ev sahibi de olabilir. Bunun için kiralık evlere taşınmamalıdır. Zaten kira öder gibi ev sahibi olmaktadırlar.

***

Her okulda internete bağlanma parasızdır. Bu sebeple cafeelere gidileceğine okulda bedava internete girebilmektedirler.

***

Okullarda elbette bazen zorluklar çekebilirler. Velilerle, öğrenci yakınları ile tatsız tartışmalar, kavgalar olabilir. Bu da olağan karşılanmalıdır. Nitekim Meclis’te de kavgalar olmuyor mu?

***

Bir öğretmen, okula yakın ev tutmalıdır. Çünkü bu ulaşım problemini ortadan kaldırır. Boşuna yol parası verme derdi ortadan kalkar.

***

Öğretmen, yılsonu sınavlarına girince ücretini almaktadır. Zaten okullar açılınca da sınavlar olmaktadır. Bunun için itirazlar anlamsızdır.

***

Öğretmenlerin yaz tatilinde kendi memleketlerine gitmeleri, ek masraf demektir. Kiranı veriyorsan, keyfini çıkara çıkara evinde otur. Hem bulunduğunuz şehrin ekonomisine katkınız söz konusudur.

***

Sevgili Okur;

Şimdi siz yukarıda okuduklarınızı, öğretmenlere yaptığımız nasihatleri bir kenara bırakın, aşağıda bir idarecinin yalan söylemeden çektiği zorlukları dinleyin. Belki öğretmenler, idarecilerden daha rahattır. Onlar, günün belli saatlerinde gelip giderler de idareciler öyle değildir:

“Ben meslekte çeyrek asrı geride bırakan, yıllardır idarecilik yapan bir eğitimciyim. İkisi üniversite, biri Anadolu Lisesi’nde öbürü ilköğretim okulunda okuyan dört çocuk babasıyım.

Biri Üniversite biri Anadolu Lisesi’nde okuyan iki çocuğum, şehir dışında okumaktadır. Öğretmen olduğum için çocuklarıma yüksek öğrenimde karşılıksız burs çıkmamıştır. Aldıkları kredi yetmediği için, her ay iki üniversiteliye ve Anadolu Lisesi öğrencisine belli olan maaşın yarısından çoğu ayrılmaktadır.

İdareciliği bu sıkıntıları atlatmak için yapmaktayım. Sabahleyin saat yedide okula gider, okuldan eve gelişimiz trafik sıkışık olmazsa on sekizdir. Günün on saati, okulda geçmektedir. Öğle arası dinlenme, yemek yeme bizim için bir hayaldir.

Cumartesi ve Pazar günü Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okulların sınavları yapıldığında beş saat ek ders karşılığı okulda bulunur, sınavın selameti için her türlü zorluğa katlanır, ancak ayın otuzundan sonra ek derse yansıtılan parayı alabiliyoruz.

Bir MTSK ya da Açık Öğretim Fakültesi, Üniversite Giriş Sınavı olunca görevli olmak şartıyla MEB Normunun çok üstünde bir sınav ücreti söz konusudur.

İdareci yılda yirmi gün-otuz gün ücretsiz izin alabilir. O ay, sadece maaşa talim eder. Çünkü okulda bulunmaktadır. Yıl boyunca çalışan idareci, izne çıkınca ücret alamaz. Bunun için idareciler, on gün izin alırlar. İki hafta sonunu hesaplarsanız bir hafta içi ile dokuz gün yapar. On sekiz gün idareci için mesai ücretinin az kesildiği zaman dilimidir.

Bazen öğretmenlerimizin aldığı ücret, bizim ek ders oranımızı geçmektedir. İdareci olarak sorumluluğumuz oldukça fazladır. Öğretmeninden düşük ücret alan bir idareci düşünülemez.”

Şimdi idarecilerin ne denli sıkıntılar içinde olduğunu öğrendikten sonra öğretmene “Senin derdin dert midir benim derdim yanımda” şarkısından mülhem bir şeyler söylemeye gerek var mıdır?

***

“Son maaş zammı mı ?” dediniz... Gazetelerde, televizyonlarda her gün öğretmen üzerinden eğitime yönelik açıklamalar yapılıyor. Yani bizim burada söyleyeceklerimiz, işi olur hale getiriyorsa, meslekte yirmi beş yılını geride bırakıp yirmi altısına basan bir eğitimci olarak, kalan üç dönemlik süreyi doldurup yirmi dokuzunda emekli olmayı düşünüyorum.

***

Geçen gün çok yorgundum. Hafta sonu olduğu için, yatayım dedim, kendi kendime. Uyuyup kalmışım.

Aile Mahkemesi kurulmuş, herkese eşit söz hakkı doğduğu için emekliliğimiz konuşuluyor:

-Bir araba alalım.

-Alabiliriz.

-Yazlık alsak iyi olmaz mı?

-Prefabrik bir konut almak mümkündür.

-Bana öncelikle bir bisiklet.

-Alacağım ikramiyeyle neden olmasın..

-Baba, şöyle bir tatile gitsek… Sen ömründe tatile hiç gitmedin.

-Vallahi haklısın. Dilinden bal damlıyor.

-Bana akülü araba alır mısın?

-Evladım, neden olmasın?

Herkes kendi talebini belirtince hesaba koyuldum:

Sıradan bir araba alınsa ikinci el hesabı on beş bin. Yazlık, en az kırk bin. Bisiklet, akülü araba saymaya değmez. Kredi kartı ile alınır. Tatilin en iyisi on bin. Hesaplamamızda aramızda konuştuğumuz çocukların geleceği ile ilgili evlilik, onlara iş kurma gibi önemli kalemler yok. Almam gereken ikramiye-emeklilik tazminatı bir buçuk sene sonra otuz beş bin ya olur ya olmaz. Maaş da otomatik hesapla yarıya düşer.

Yataktan kalkmamla bağırmam bir olmuş:

-Emekli olmuyorum!...

Sabahleyin kahvaltıda küçük çocuk soruyor:

-Baba, uykuda korkulu rüya mı gördün?

Hanım, bu gibi durumlarda hazır cevaptır:

-Otur, kahvaltını yap. Babanı yorma.

“Bırak hanım” diyorum, “Çocuktur, konuşsun.”

-Baba, bugün evde misin?

Çocuğa, evde olduğumu ve okula gitmeyeceğimi söylüyorum. Önce inanmak istemiyor. Sonunda annesi inandırtıyor.

Küçük çocuk, sevincinden bağırmaz mı:

-Oleyyy!.. Babam bu gün evde.

Çocuğun sevinci yarım kalıyor. Ayağa kalkarken devirdiği çaydanlık, kapakla vedalaşıp, ayağının üstüne düşmez mi?

-Yandım!..

Çocuk bu, elbette sıcak çayla haşlanmış ayak baş parmağıyla bağırır:

-Anne yandım!...

Aslında yanan küçük değil, emekli olursam ben yanacağım…

Elbette bunu kimseciklere söyleyemem. İlk işimiz, çocuğu banyoya götürüp çeşmeyi açmak oldu:

-Baba acıyor, ayağım yandı.

“Aslında emekli olursam, yanan ben olurum” diyemiyorum, küçüğe:

-Kıpırdama, bir şey yok. Soğuk su altında parmağına bir şey olmaz. Zaten büyürsen unutursun!..

Okula gitmediğim bu cumartesi, aile kahvaltısı, bana zehir-zıkkım oldu. Ben, bunu kime anlatayım? Bir yanda çocuğun ağlaması bir yanda emekli olma yolunda finale yaklaşmış olan benim isteksizliğim…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Mehmet 5 yıl önce

bu eğitimcilerin on yıllardır süregelen öyküsüdür...

Avatar
Mehmet Ali ABAKAY 5 yıl önce

bir mizah yazısını değerlendirmekten aciz dostlara, bunun anlaşılacağını umarak yazdım. mizahtan da soğumuşuz demek ki... mizahtan anlamayan dostlardan özür dileriz.

Avatar
Mehmet Ali ABAKAY 5 yıl önce

sayın hocam, biz öğretmenin haklarını alması için bu yazıyı yazdık . belirttiklerimizin tam tersini anlamanız ve yazıyı bu doğrultuda değerlendirmeniz ricasıyla