banner374
2012-2013 Eğitim-Öğretim Yılı, öğrenciler açısından 14 Haziran 2013 tarihinde sona erdi. İlk ve ortaokul öğretmenlerimiz mesleki çalışmalar, lise öğretmenlerimiz ise ortalama yükseltme sınavları gerekçesiyle, haziran ayı sonuna kadar okullarda kalacak.
 
Eğitim-öğretim yılının sona ermesiyle, eğitim sendikaları da, eğitim-öğretim yılını değerlendiren raporlarını yayımladılar. Kuşkusuz, her eğitimci kendine göre bir değerlendirme yapacaktır ama eğitim sendikalarının örgütlenmesinin eğitim işkolunda ulaştığı boyut, bu sendikaların değerlendirmelerinin geniş bir eğitimci kitlesini temsil etmesi bakımından oldukça önemli.
 
Bu yazımızda yorum yapmadan, en fazla üyeye sahip sendikadan başlamak üzere, eğitim sendikalarının değerlendirmelerine kısaca yer vereceğiz.
 
Eğitim Bir Sen’in 2012-2013 Eğitim –Öğretim Yılı ile ilgili değerlendirmesi ana başlıklarıyla, şöyle;
-666 sayılı KHK ile gerçekleştirilen ek ödeme oranlarındaki artıştan öğretmen ve öğretim elemanlarının mahrum bırakılması, kurum içi ücret dengesizliklerine sebebiyet vermiştir.
-Öğretmenlik mesleğine hak ettiği değer verilmemektedir. Türkiye’de öğretmenler, hem OECD ortalamasından daha düşük maaş almakta hem de mesleki kıdeme oranla bu fark daha da artmaktadır. Türkiye’de öğretmen maaşlarının iyileştirilmesi ve kıdemin maaşa etkisinin yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.
- 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile bakanlığın teşkilat ve görevleri yeniden tanımlanıp yapılandırılmış olsa da, Kanun Hükmünde Kararname gereği çıkartılması gereken ikincil mevzuat düzenlemeleri askıda, eğitimciler ise arafta kaldı.
-Öğretmenlerin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği, Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği, Norm Kadro Yönetmeliği, öğretmen dışı personelin görev tanımlarını da içermesi beklenen atama ve yer değiştirmelerine ilişkin yönetmelik gibi, ivedilikle hazırlanması gereken yönetmelikler ötelenmiş, uygulamada oluşan çelişkiler nedeniyle yaşanan sorunlarda da artış olmuştur.
-Uzun zamandır yapılamayan görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavına işlerlik kazandırılmalıdır.
-2009 tarihli Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nde yapılması gereken rötuşlar yerine, paydaşların görüş ve önerileri hiçe sayılarak uygulama imkanı olmayan yeni yönetmelik çıkarılmış ve yeni yönetmelik çıktığı gün kadük kalmıştır.
-Atama bekleyen yüz binlerce öğretmen adayı olduğu halde, eğitim kurumlarımızda 4+4+4 yeni eğitim sistemi ile birlikte öğretmen ihtiyacı resmi verilere göre 128 bin olmuştur. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı açısından OECD ortalamaları esas alınırsa, Türkiye’nin bu ortalamaları yakalaması için, ilköğretim düzeyinde yaklaşık 175 bin, ortaöğretim düzeyinde ise yaklaşık 110 bin olmak üzere toplam 285 bin yeni öğretmen istihdam etmesi gerekmektedir.
 -Kamu kurum ve kuruluşlarında giderler için tahsis edilen yıllık bütçe gibi, okullara da bütçe verilmelidir. Okul Aile Birlikleri marifetiyle toplanan zorunlu bağışlarla okullarda ihtiyaç duyulan personelin temininde ciddi sorunlar yaşanmıştır.
-01.03.2012 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı İletişim Merkezi (MEBİM) bünyesinde “Alo 147” olarak hizmete sunulan çağrı merkezi suistimallerin merkezine dönüşmüş, eğitimcilerin moral ve motivasyonunu bozan, öğrenciler nazarında disiplinsizliklere kapı aralayan uygulamaya dönüşmüştür.
-Anayasa Mahkemesi’nin Öğretmenlik Kariyer Basamaklarında Yükselme uygulamasına yönelik verdiği karar sonrasında bu konuda halen yasal bir düzenleme yapılmamış olup bu durum, öğretmenler arasında rahatsızlık kaynağı olduğu gibi, Bakanlık aleyhine binlerce davaya da sebep olmaktadır. Mahkeme kararı da dikkate alınarak kazanılan haklara dokunmayacak ve yeni mağduriyetlere neden olmayacak bir düzenlemenin gerçekleştirilerek kariyer basamakları sürecine işlerlik kazandırılması sağlanmalıdır.
-Zorunlu hizmet bölgelerinde/kalkınmada öncelikli yörelerde çalışan öğretmenlere ek özel hizmet tazminatı ödenmelidir.
-2010 yılında yapılan KPSS’nin, kopya şaibesi nedeniyle iptal edilmesi ve sınavın yeniden yapılması, tarih ve atamalarda sarkmaya neden olmuştur.
-Milli Eğitim Bakanlığı, sınıf öğretmenliği kadrosunda çalışanların mezuniyet alanlarına geçiş süreci olan alan değişikliğini sağlıklı bir şekilde yürütemediği için sorun alanı oluşmuştur.
-Öğrencilere tek tip kıyafet dayatmasından vazgeçilmiş fakat kamu çalışanlarına kılık ve kıyafet dayatması devam etmektedir. Çalışanların saçı, bıyığı, ayakkabı topuk boyu, giyilen pantolonun kumaşı, kazağın yakası ve başın açık olup olmaması gibi birçok gereksiz ve gülünç dayatma içeren yönetmelik, milletin talepleri doğrultusunda değiştirilmelidir.
-4+4+4 yeni eğitim sistemi ile eğitimde köklü değişiklikler yapılmıştır. 2012-2013 eğitim-öğretim yılında uygulamaya konulan ve 1. yılını dolduran yeni eğitim sistemi ile ilgili Eğitim-Bir-Sen, uygulama sonuçlarını ve iyileştirmeye açık alanları tespit etmek üzere izleme ve değerlendirmeye yönelik en kapsamlı nitel araştırmayı yapmıştır.
-14 Haziran 2013 tarihinde yaklaşık 16 milyon öğrenci karnesini alacak. Karnelerin aynı zamanda veliye verildiği unutulmamalı, öğrencilere hiçbir şekilde karne sendromu yaşatılmamalıdır.
 
Türk Eğitim Sen’in değerlendirmesi şöyle;
-4+4+4 sistemi nedeniyle tüm branşlarda yaklaşık 70 bin öğretmen norm kadro fazlası oldu. Öğretmenlerin norm kadro fazlası olmasından en fazla etkilenenler ise sınıf öğretmenleriydi. Zira norm kadro fazlası olan sınıf öğretmenlerinin sayısı 23 bin 559’dur. Bakanlık norm kadro fazlası öğretmenleri eritmek ve özür grubu mağduriyetlerini gidermek için alan değişikliği hakkı getirse de, bu durum sorunu çözmeye yetmedi. Zira öğretmenler istedikleri için değil, zorunlu oldukları için alan değiştirdiler. Bakanlık bu konuda mutlaka gerekli tedbirleri almalıdır.
- Okul dönüşümleri şu anda MEB’in en öncelikli meselelerinden birisidir. Bu süreçte; normların yanlış belirlenmemesi, öğretmenlerin, okul yöneticilerinin, başka okullara nakil yapılacak öğrencilerin mağdur olmaması son derece önemlidir. Bu noktada Bakanlığın, yer değiştirmeler ile ilgili yayınladığı yazı, dönüştürülen okullarda görev yapan öğretmenlerin norm fazlası olmaması esasına dayanmaktadır. Sendika olarak, okul dönüşümlerinin ilk atama, il içi ve il dışı nakillerden önce yapılmasının mağduriyetleri azaltacağına inanıyoruz. Bakanlık bu konuda hiçbir sorun yaşanmaması için gerekli tedbirleri mutlaka almalıdır.
-Özür grubu tayinlerinin eskisi gibi yılda iki kez yapılması için büyük mücadeleler versek de, MEB bundan geri adım atmamıştır. Oysa Bakanlık; öğretmenleri eşlerinden, çocuklarından ayırma inadından vazgeçmelidir.  Aile bütünlüğünün korunması esas alınmalı, özür grubu tayinleri yılda iki kereye çıkarmalı ve il/ilçe emri geri getirilmelidir.
- Öte yandan görev yerinde 3 yılını doldurmamış öğretmenler il içi ve iller arası yer değiştirme talebinde bulunamamaktadır. 3 yıl şartında ise Eylül ayı baz alınmaktadır. 2010 yılında KPSS’nin iptal edilmesi dolayısıyla öğretmenlerimiz Eylül ayı yerine, Aralık ayında görevine başladığı için 2013 yılında yer değiştirme talebinde bulunamayacaklardır. Bu nedenle Bakanlığın 2010 yılında atanan öğretmenlerin de özür grubu tayinlerine başvurabilmeleri için gerekli çalışmayı mutlaka yapması gerekmektedir.
- Öğretmen açığı ülkemizin kanayan yarasıdır. Yaklaşık 350 bin öğretmen atama beklemekte, MEB’in açıklamasına göre öğretmen ihtiyacı ise 127 bini bulmaktadır. Sendika olarak talebimiz Ağustos ayında 100 bin öğretmen ataması yapılmasıdır. 100 binin altındaki bir atamayı kabul etmiyoruz.
-YÖK’ün eğitim fakültelerine 5 alan dışında öğrenci alınmaması talimatı vermesi ise sorunu çözmek yerine, eğitim fakültelerinin işlevini kaybetmesine yol açacaktır. Bu kararla birlikte eğitim fakültelerinin birçok bölümüne öğrenci alınmayacak, eğitim fakülteleri kapanma noktasına gelecektir. Bu karar, tek hayali öğretmenlik olan gençlerimize vurulmuş bir darbedir. Türk Eğitim-Sen olarak eğitim fakültelerindeki 5 alan dışındaki alanların tamamen devre dışı bırakılmasından ziyade, bu alanlardaki kontenjanların azaltılmasının daha doğru olacağına inanıyoruz.
- Milli Eğitim Bakanlığı, SBS’nin yerine uygulanacak yeni sisteme ilişkin çalışma yapmaktadır. Bakan Nabi Avcı yine bir merkezi sınavın olacağını açıklamış, bu sınavın yanı sıra bazı yazılı sınavların MEB tarafından merkezi olarak yapılacağını; bunların da liseye yerleştirmede etkili olacağını söylemiştir. Ancak konuyla ilgili net bir durum henüz yoktur.
- Ülkemizde okullaşma oranları da yüzde 100 seviyesine ulaşamamıştır. 2012-2013 eğitim-öğretim yılında okul öncesinde okullaşma oranı 4-5 yaş yüzde 44,04’tür. Okul öncesinde okullaşma oranı 4-5 yaş erkeklerde yüzde 44,86, kızlarda yüzde 43,18’dir. İlkokulda okullaşma oranı yüzde 98,86’dır. İlkokulda okullaşma oranı erkeklerde yüzde 98,81, kızlarda yüzde 98,92’dir. Ortaokulda okullaşma oranı yüzde 93,09’dur. Ortaokulda okullaşma oranı erkeklerde yüzde 93,19, kızlarda yüzde 92,98’dir. Ortaöğretimde ise okullaşma oranı yüzde 70,06’dır. Ortaöğretimde okullaşma oranı erkeklerde yüzde 70,77, kızlarda yüzde 69,31’dir.
-Derslik başına düşen öğrenci sayısı ise; Türkiye genelinde ilkokul ve ortaokulda 30, ortaöğretimde 31’dir. Ancak bu rakamlar büyükşehirler ile bazı bölgelerimizde daha fazladır. Derslik başına düşen öğrenci sayısı İstanbul’da ilkokul ve ortaokulda 43, ortaöğretimde 37, Bursa’da ilkokul ve ortaokulda 35, ortaöğretimde 34, Adana’da ilkokul ve ortaokulda 39, ortaöğretimde 38, Şanlıurfa’da ilkokul ve ortaokulda 48, ortaöğretimde 38, Diyarbakır’da ilkokulda 42, ortaöğretimde 46’dır. Görüldüğü üzere derslik açığı Türkiye’nin öncelikli meselelerindendir.
-En geç 2013 yılının Şubat ayında yapılması gereken yönetici atama takvimi bugün hala ortada yok. Subjektif değerlendirmelerin etkili olacağı, ahbap-çavuş, sendika-iktidar ilişkilerinin ön planda olacağı mülakat sistemi; hak edenlerin değil, yandaşların, torpillilerin yönetici olarak atanmasına yol açacaktır. Bu nedenle sendikamızın talebi; içinde mülakatın olmadığı, hakkaniyeti ve liyakati esas alan bir Yönetici Atama Yönetmeliği’nin en kısa sürede yayınlanmasıdır.
-Eski Bakan Ömer Dinçer’in sayesinde öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının saygınlıkları azaldı. Öğretmenlik, bugün toplumun en az itibar gören meslek grubu haline geldi.  Ömer Dinçer’in aksine Bakan Nabi Avcı, eğitimcilere değer veren bir görüntü çizmişti. Sözleriyle öğretmenleri yücelten Bakan Avcı, nedense sıra icraata gelince bugüne kadar herhangi bir adım atmadı. Oysa öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının o kadar çok sıkıntısı var ki. Onlar, kaybettikleri itibarlarını geri istiyor, ek ödemelerine artış yapılmasını istiyor, insanca yaşayacakları bir ücret istiyor.
-Milli Eğitim Bakanlığı’na yapılan üst düzey atamalarda eğitim kökenli insanların olmaması büyük bir eksikliktir. Bilindiği gibi eski Bakan Ömer Dinçer, eğitimci olmayan kişileri iş başına getirmiş ve MEB bugün çok kötü yönetilen bir kurum haline gelmiştir. MEB’de bulunan 80’e yakın grup başkanının 3’te 2’si vekaleten görev yapmaktadır. Koskoca eğitim camiasının vekâletle yönetilmesi düşündürücüdür. Oysa bu makamlara asaleten atama şartları taşıyan, eğitimi bilen, eğitimle yoğrulmuş insanların atanması gerekmektedir.
- Sözleşmeli öğretmen pozisyonundan KPSS puan üstünlüğüne göre kadrolu öğretmenliğe atananlar, 632 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile verilen haklardan yararlanamamışlardır. Bu durum Anayasa’ya aykırıdır. Umuyoruz ki; bu öğretmenlerimiz de en kısa süre içinde 632 sayılı KHK ile sözleşmeli iken kadroya geçen öğretmenlerin haklarına sahip olur.
- Bir başka dikkat çekmek istediğimiz konu da geçici şube müdürlüğü görevlendirmeleridir. Milli Eğitim Bakanlığı bir genelge yayınlamış, İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri bünyesindeki şube müdürlüklerine belirli şartlarla görevlendirme/atama yapılacağı bildirilmişti. Sınavsız yapılan bu görevlendirmelerin usulsüz olması nedeniyle sendikamız, şube müdürlüğü görevlendirmelerinin iptali için dava açtı ve görevlendirmeler yerine bir an önce “şube müdürlüğü sınavı” yapılmasını istedi. Bunun üzerine MEB, genelgeyi yürürlükten kaldırdı. Ancak, yürürlükten kaldırılan genelgeye rağmen, birçok ilde herhangi bir duyuru yapılmadan, el altından dilekçeler alınarak geçici şube müdürlüğü görevlendirmesi yapılmıştır.
- Eğitimimiz öyle bir noktaya geldi ki, düşünebiliyor musunuz Görevde Yükselme Sınavı hala yapılmadı. Yardımcı Hizmetler Sınıfında çalışanların görev tanımı yoktur. Bu insanlar angarya işlerde çalıştırılmaktadır, çalışma saatleri esnektir.
 
Eğitim Sen’in değerlendirmesi şöyle;
- Okula başlama yaşının geri çekilmesi 1. sınıflarda yığılmalara neden olmuştur. 2011-2012 eğitim öğretim yılında 1. sınıfa başlayan çocuk sayısı 1 milyon 404 bin 857 iken, 4+4+4 sonrasında okulöncesi çağdaki  çocukların zorla ilkokula kaydedilmesi nedeniyle 1.sınıfa başlayanların sayısı 465 bin 848 artmış ve 1. sınıfa giden öğrenci sayısı olması gerekenin çok üzerinde artarak 1 milyon 870 bin 705’e çıkmıştır. Bu durum okullarda yeterli altyapının olmaması ve derslik yetersizliği nedeniyle pek çok sorunu beraberinde getirmiştir.
2012-2013 eğitim öğretim yılı boyunca 60-66 aylık çocuklarla 72-83 aylık çocukların aynı sınıflarda eğitim alması nedeniyle yaşanan pek çok sorun öğretmenleri, öğrencileri ve velileri çok zor durumlara düşürmüştür.
- Okulöncesi eğitimde okullaşma oranları düşmüştür. Eğitimde 4+4+4 dayatmasına karşı çıkanların en önemli itirazlarından birisi olan 72 aydan küçük çocukların ilkokula başlatılmamasına yönelik itirazlar, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından dikkate alınmamıştır. Okulöncesi çağda olan ve okulöncesi eğitime gitmesi gereken 60-71 ay grubundaki çocukların ilkokula otomatik kayıtlarının yapılması nedeniyle okulöncesi eğitimde okullaşma oranları ülke genelinde ortalama yüzde 10 düşmüştür. 2011-2012 eğitim öğretim yılında, 5 yaş grubunda okulöncesi eğitimde genel okullaşma oranı yüzde 65,69 (Erkek: %66,20; Kız: 65,16) iken, 2012-2013 eğitim öğretim yılında bu oran yüzde 55,35’e (Erkek: %57,34; Kız: 53,24) gerilemiştir
- Okullaşma oranlarında bir iyileşme söz konusu değildir. Okulöncesi eğitimde, 60-71 ay yaş grubundaki çocukların ilkokula yönlendirilmesine ve okullaşma oranlarında yüzde 10-12 oranında bir azalma olmasına karşın, bu yıl yeniden açılan ilkokullardaki okullaşma oranlarında dikkate değer bir artıştan bahsetmek mümkün değildir. 2011-2012 eğitim öğretim yılında ilköğretimde yüzde 98,67 olan okullaşma oranı, bu yıl ilkokul ve ortaokul olarak bölünen temel eğitimde belirgin bir değişime neden olmamıştır.
Ortaöğretimde 2011-2012 eğitim öğretim yılında yüzde 67,37 olan okullaşma oranı, 2012-2013 eğitim öğretim yılında yüzde 70’e çıkmıştır. Aynı dönemde genel ortaöğretimde okullaşma oranı yüzde 35,14’ten, yüzde 34,47’ye gerilerken, AKP hükümetinin çok önemsediği mesleki ortaöğretimde okullaşma oranı yüzde 32,24’ten, yüzde 35,59’a yükselmiştir.
- İmam Hatip Okullarındaki artış oranı yüzde 35’tir. Eğitimde 4+4+4 düzenlemesinin ortaya çıkardığı en belirgin sonuçlardan birisi, okul dönüşümleri sonrasında ilkokul ortaokul ayrışmasının ardından yeniden açılan imam hatip ortaokulları ve imam hatip liselerinin sayısındaki belirgin artıştır. 2011-2012 eğitim öğretim yılında 537 olan İmam Hatip Lisesi sayısı, bir yıl gibi kısa bir süre içinde de 708’e çıkmıştır. 2012-2013 eğitim öğretim yılında Türkiye’de 730 bağımsız imam hatip ortaokulu bulunuyorken, 369 imam hatip ortaokulu İmam hatip liseleri bünyesinde açılmıştır. MEB verilerine göre Türkiye’de toplam imam hatip ortaokulu sayısı 1.099’dur.
- Zorunlu din dersi ve zorunlu seçmeli din dersleri dayatması artmıştır. Yıllardır zorunlu din derslerin kaldırılması için ileri sürülen taleplere ve yüksek yargı kararlarına rağmen, AKP iktidarı zorunlu din derslerine ek olarak 4+4+4 düzenlemesiyle üç farklı din dersinin daha okullarda okutulmasını dayatmıştır. Seçmeli olduğu iddia edilen bu dersler, ülkenin pek çok yerinde zorunlu seçmeli hale getirilmiştir. Bu derslerin seçimi sırasında veliler öğretmen yokluğu gibi nedenlerle Kuran-ı Kerim, Hz. Muhammed’in Hayatı ve Temel Dini Bilgiler derslerini seçmeye zorlanmıştır.
- Öğrencilerin okul devamsızlığı artmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2012-2013 eğitim istatistiklerine göre; 8. sınıftan mezun olan ancak açık lise de dahil olmak üzere, hiçbir ortaöğretim kurumuna kayıt olmayan 49 bin 449 öğrenci bulunmaktadır. Bu durumdaki öğrencilerden 12 bin 172’sini erkek, 37 bin 277’sini kız öğrenciler oluşturmaktadır. 4+4+4 uygulanmadan önce ortaöğretime gitmeyen kız öğrenci sayısı 16 bin 137 iken, bu yıl zorunlu olmasına rağmen ortaöğretime devam etmeyen kız öğrencilerinin sayısının iki kattan fazla artmış olması dikkat çekicidir.
- Anadilinde eğitim hakkının önündeki engeller sürmüştür. 4+4+4 ile farklı dil ve lehçelerde “seçmeli ders” uygulamasına gidilmiş, ancak temel bir insan hakkı olan anadilinde eğitim talepleri yok sayılmıştır. Bireylerin kendi anadillerinde eğitim hakkından yoksun bırakılmasının, çocukluktan itibaren zihinsel gelişimi ve kimlik edinme sürecini olumsuz etkilediği bilinmektedir. Bütün bu bilimsel gerçeklere rağmen anadilinde eğitim konusunda iktidar tarafından benimsenen ırkçı-şoven yaklaşımın 2012-2013 eğitim öğretim yılında da ısrarla sürdürülmesi, eğitim biliminin en temel ilkesi olan anadilinde eğitim gerçeğini yok saymak anlamına gelmiştir. 
- Açık lise kayıtları arttı, örgün lise kayıtları azaldı. Zorunlu eğitimin 8 yıldan kademeli olarak 12 yıla çıkarılmasıyla daha fazla çocuk ve gencin eğitim sürecine gireceği iddia edilmiş fakat sonuç tam tersi olmuştur. 4+4+4 ile ilk 8 yıl örgün eğitim, son 4 yılda “açık lise” uygulamasının olması açık lise kayıtlarını arttırmıştır.
- Taşımalı eğitim uygulamasındaki artış endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı, çeşitli nedenlerle okula erişimde sorunları yaşayan ilkokul, ortaokul ve lise öğrencileriyle özel eğitime ihtiyacı olan öğrencileri belirlenen okullara günübirlik taşımaktadır. Türkiye’de 24 yıl önce, 1989-1990 eğitim öğretim yılında sadece 2 ilde başlayan taşımalı eğitim uygulaması, Türkiye’nin çağ atladığı, ekonomik olarak geliştiği iddialarına karşın günümüzde Türkiye'nin neredeyse bütün illerinde uygulanır hale gelmiştir.
-4+4+4 sonrasında özel okul kayıtları yüzde 15 artmıştır. Eğitimde 4+4+4 düzenlemesi sonrasında özel okullardaki öğrenci sayısı, geçen yıla göre belirgin bir şekilde artmıştır.
-4+4+4 dayatması engellilerin eğitimine darbe vurmuştur. 4+4+4 ile okula başlama yaşı 60-66 ay belirlenmiştir. Bu uygulamaya engelli öğrenciler de dâhil edilmiştir. Engelli bireylere, özel eğitim okullarında bireysel eğitimden ziyade grup eğitimi uygulanmaktadır. Okulların genel durumu değerlendirildiğinde erken yaş eğitim programlarının uygulanmasında ciddi sakıncalar söz konusudur.
- Eğitimde sansürcü zihniyet dünya klasiklerini sansürledi. Türkiye`de örgütlenme ve düşünceyi ifade özgürlüğü önündeki engeller artarak sürerken, 2012-2013 eğitim öğretim yılında, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda okutulan 10. sınıfa yönelik edebiyat kitabında  Yunus Emre’nin “Aşkın Aldı Benden Beni Bana Seni Gerek Seni” isimli şiirinden bir dörtlük Talim Terbiye Kurulu tarafından “sakıncalı” bulunarak resmen sansür edilmiştir.
- Eğitim sistemi sınav odaklı olmaktan çıkarılmalıdır. Sendikamızın daha önceki raporlarında da sık sık vurguladığı gibi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın temel amacının piyasa değerlerini yücelten, bu değerleri sorgulamayan, sadece kendisine faydalı olanlarla ilgilenen ve beşeri sermaye olabilecek bireyler yetiştirilmesi olduğu açıktır. Bu nedenle bir taraftan sisteme “itaatkâr” nesiller yetiştirilirken, diğer taraftan öğrencilerin ve velilerin müşterileştirilmesinin ön plana çıkarılması kabul edilemez.
-4+4+4’ün öğrencilerle birlikte en büyük mağduru eğitim emekçileri olmuştur. Hiçbir hazırlık ve altyapı yatırımı yapılmadan hayata geçirilmeye çalışılan 4+4+4 kademeli eğitim dayatması, bir taraftan eğitimi tamamen piyasalaştırıp, toplumun geleceğini ipotek altına alırken; diğer taraftan on binlerce öğretmeni ciddi anlamda mağdur etmiştir.
- Eğitimde yaşanan kaosa son vermek için 4+4+4 dayatmasından vazgeçilmelidir. Başta sendikamız Eğitim Sen olmak üzere, eğitim ve bilim çevrelerinin, üniversitelerin eğitim bilimleri bölümlerinin tüm eleştiri ve önerilerine rağmen, siyasi iktidarın dayatması olarak gündeme getirilen ve yine bir dayatma olarak meclisten geçirilen 4+4+4 yasasının uygulandığı 2012-2013 eğitim öğretim yılına genel olarak bakıldığında eğitim sisteminde yaşanan sorunların tahmin edilemeyecek  kadar derin olduğunu açıkça görülmektedir.
Hükümetin “dindar ve itaatkar nesiller yetiştirmek” üzerinden, ilkokuldan başlayarak okulların dini bir atmosferle sarıp sarmalanması, tarihten coğrafyaya, vatandaşlık derslerden, sosyolojiye, psikolojiye, edebiyata, fizikten biyolojiye kadar tüm dersleri bilim dışı, “yaratılışçı” bir bakış açısıyla yeniden düzenlemek istediği anlaşılmaktadır. Dahası, şu ya da bu dini bilgilerin verilmesi, ya da ibadet biçimlerinin öğretilmesinin de ötesinde Türkiye’de okullar, iktidarın dünya görüşünün yeniden üretildiği, ideolojik birer merkez haline getirilmiştir. İlkokulla başlayan bu ideolojik tutum üniversite eğitimini de kapsayacak biçimde geliştirilmek istenmektedir.
Milli Eğitim Bakanlığı, tüm topluma ve öğrencilerimize böylesi bir kötülüğü yapmaktan vazgeçmeli, zaman geçirmeden eğitimde 4+4+4 dayatmasından vazgeçmelidir. Eğitim Sen, çocuk ve gençlerimizin geleceğinin karartılmasına yönelik her girişim karşısında mücadelesini kesintisiz olarak sürdürmeye kararlıdır.
 
Eğitim İş’in değerlendirmesi ise şöyle;
-Okulöncesi Eğitimde Okullaşma Oranı Düştü.
Zorunlu ilköğretime başlama yaşının bir yıl erkene alınması, okulöncesi eğitimin zorunlu eğitimin dışına çıkarılması çocuğun gelişim ve eğitimine ilişkin olumsuz sonuçlarını kısa sürede ortaya çıkarmıştır.
MEB’in 2010-2014 Stratejik Planı’nda hedef, “Okul öncesi eğitimde % 33 olan net okullaşma oranını dezavantajlı çocukları gözeterek plan dönemi sonuna kadar % 70’in üstüne çıkarmak” şeklinde belirlenmesine rağmen, okulöncesi eğitimde okullaşma oranı yüzde 10 gerilemiştir.
2011-2012 eğitim öğretim yılında, 5 yaş grubunda okulöncesi eğitimde okullaşma oranı % 65,69 iken, 2012-2013 eğitim öğretim yılında bu oran % 55,35’e düşmüştür.
-İlkokula Başlayan Çocukların Gelecekleri Riske Atıldı.
Milli Eğitim Bakanlığı, eğitim uzmanlarının, bilim insanlarının ve sendikaların uyarılarına kulak tıkayarak, okulların fiziki yapılarında ve müfredat programlarında hiçbir hazırlık yapmadan 2 milyon 313 bin 888 çocuğu otomatik olarak ilkokula kaydetmiştir.
2011-2012 eğitim öğretim yılında 1 milyon 285 bin 550 öğrenci ilkokula başlamışken, 2012-2013 eğitim öğretim yılında bu sayı 1 milyon 758 bin’e çıkmıştır. 2012-2013 eğitim öğretim yılında 555.888 öğrenci zorunlu eğitime başlamamıştır.
-İmam Hatip Ortaokulları AKP’nin Gözdesi Oldu.
Söz konusu yasayla, yeniden ortaokul olarak düzenlenen ikinci 4 yıllık eğitimle mesleki yönlendirmeyi erken yaşa çekme gerekçe olarak sunulmuştu. Fakat bu yılki uygulamadan da anlaşıldığı gibi hükümetin amacı mesleki yönlendirme değil bütün okulları imam hatip okullarına dönüştürmektir.  4+4+4 düzenlemesinin ardından toplam 1.099 imam hatip ortaokulu bulunmaktadır. Bunlardan 730’u bağımsızken, 369’u imam hatip liseleri bünyesinde açılmıştır.
-Ortaöğretim Kaderine Terk Edildi
AKP hükümeti tarafından 4+4+4 düzenlemesi “zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması” girişimi olarak sunuldu. Oysa MEB’in 2012-2013 istatistikleri özellikle kız çocuklarının okuldan koparılacağı endişelerimizi ne yazık ki doğruladı. 8. sınıftan mezun olan ancak açık lise de dahil olmak üzere hiçbir ortaöğretim kurumuna kayıt olmayan öğrenci sayısı 49 bin 449 olarak belirlendi. Bu öğrencilerden 12 bin 172’si erkek, 37 bin 277’si ise kız öğrencidir.
-Çocuk İşçiliğin Önü Açıldı.
MEB istatistikleri, son yıllarda sermayenin kalifiye ve ucuz işgücü ihtiyacına bağlı olarak meslek liselerinin sayısında da artış olduğunu ortaya koymuştur. Türkiye genelindeki toplam 10 bin 418 lisenin yarısından fazlası yani 6 bin 204’ü mesleki ve teknik lisedir. Geçtiğimiz yıl 5 bin 501 olan mesleki ve teknik lise sayısı bu yıl yüzde 13 oranında artmıştır.
-MEB istatistiklerine göre ülke genelinde, ilk, orta ve lise kademesinde toplam 61 bin 592 okul bulunuyor. Geçtiğimiz yıl 4 bin 664 özel okulda 535 bin 788 öğrenci eğitim görürken, bu yıl 5 bin 942 özel okulda 613 bin 64 öğrenci eğitim görmüştür. 4+4+4 düzenlemesi ile özel okulların ve bu okullardaki öğrencilerin sayısı, geçen yıla göre yüzde 15 oranında artmıştır.
-Türkiye istatistik Kurumu verilerine göre nüfusumuzun % 2,58’ini engelli yurttaşlarımız oluşturmaktadır. Ancak MEB, engelli yurttaşlarımızın eğitimini de kaderine terk etmiştir. Bakanlık, devlet okullarındaki engelli çocuklarımızın eğitimi için yeterli bütçe ayırmamıştır. Piyasada her türlü denetimden uzak özel rehabilitasyon merkezlerine oluk oluk para akıtan Bakanlık, engelli yurttaşlarımız üzerinden yeni bir sektör oluşturmaktadır. Özel rehabilitasyon merkezlerine aktarılan para ile çok daha modern okullar yapılıp tüm engelli çocuklarımızın eğitimden yararlanabilmesi mümkün iken siyasal iktidarın bunu rant kapısı olarak görmesi, eğitimde özelleştirme politikasının açık bir göstergesidir.
-Kesintisiz 8 yıllık eğitim sisteminde bile bakanlığın resmi rakamlarına göre 113 bin öğretmen ihtiyacı varken, 4+4+4 eğitim sistemi ile birlikte bırakın bu ihtiyacın giderilmesini var olan öğretmenlerden 70 bini norm kadro fazlası durumuna düştü. Norm kapalı gerekçesiyle öğretmen aileleri parçalandı. Milli Eğitim Bakanlığı, kendi yarattığı bu mağduriyetleri giderme adına tamamen eğitim bilimine aykırı ve hukuki dayanaktan yoksun olan “alan değişikliği” ve memurluğa geçiş uygulamasını açarak sorunu çözmek yerine, var olan sorunu daha da derinleştirmiştir
-Öğretmenler Mutsuz ve Borçlu
Eğitim-İş’in, “Öğretmenliğe İlişkin Öğretmen Görüşleri” adlı araştırma sonuçları, öğretmenlerin karşı karşıya olduğu ekonomik ve sosyal sorunlarını ortaya koymuştur.
Araştırmaya katılan öğretmenlerin yüzde 68.67’si bankalara, yüzde 32.68’i şahıslara borçlu olduğunu belirtirken, yüzde 71.08’i kredi kartı borcu olduğunu ifade etmiştir. Öğretmenlerin yüzde 25.77’si ekonomik sıkıntılar nedeniyle ruh sağlığının bozulduğunu, yüzde 36.39’u ailesinin beslenme ihtiyacını tam olarak karşılayamadığını söylemiştir.
-MEB, İhbar Bakanlığı Haline Geldi
2012-2013 eğitim öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğrenci velileri ve öğrencilerin şikâyetlerini dinlemek üzere kurmuş olduğu Alo 147 hattı, Bakanlığın öğretmenleri itibarsızlaştırma ve haklarında soruşturma açma kanalı olarak kullanılmıştır. Alo 147 hattına gelen isimsiz şikayetler nedeniyle yüzlerce öğretmenimize soruşturma açılmıştır. Ayrıca hattın hizmete girmesiyle birlikte öğretmene yönelik şiddet olayları da artmıştır.
-Fatih Projesi Seçim Yatırımı Olarak Kaldı
2010 yılında gösterişli bir törenle kamuoyuna tanıtılan Fatih Projesi başlamadan bitmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı projenin 2014’te tamamlanacağını belirtmesine rağmen hiçbir ilerleme kaydedilememiştir. AKP iktidarı 2013’te tüm okulların tablet bilgisayarlara kavuşacağını açıklamasına rağmen, toplam öğrencilerin % 0,3’üne, lise öğrencilerinin % 1,6’sına, liselerde çalışan öğretmenlerin ise sadece % 3,17’sine tablet ulaştırılmıştır.
-Derslik İhtiyacı Giderilmemiştir
4+4+4 eğitim modeli nedeniyle artan öğrenci sayıları göz önünde bulundurulduğunda; okul öncesi, ilk ve ortaokullarda 31.415, liselerde 69.413 dersliğe gereksinim bulunmaktadır. 2013 yılında 1. sınıfa kayıt yaptıran öğrenci sayısı 2012 yılına göre % 41.23 oranında artmıştır. Öğrenci sayısındaki bu artış oranlarına rağmen derslik sayısında önemli bir artış sağlanamamıştır.
-Birleştirilmiş Sınıflı Okullar
2012-2013 eğitim öğretim yılında da ülkemizin birçok bölgesinde birleştirilmiş sınıf uygulaması yoğun bir şekilde devam etmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı bu uygulamayı değiştirmek yerine birleştirilmiş sınıflı eğitim şeklinin faydaları ile ilgili makaleler yayınlayarak kamuoyunu ikna etmeye çalışmıştır. Ülkemizin en büyük kenti olan İstanbul’daki okulların % 28,46’sı halen birleştirilmiş sınıflı eğitim yapmaktadır.
- Serbest Kıyafet
27.11.2012 tarihinde AKP tarafından çıkarılan serbest kıyafet yönetmeliği ile okullarda güvenlik, disiplin ve motivasyon sorunları ortaya çıkmış, türban ilkokullara kadar girmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı hiçbir bilimsel araştırma yapmadan uygulamaya başladığı serbest kıyafet uygulamasının olumsuzluklarını görmezden gelmiştir. Yapılan bilimsel araştırmalar serbest kıyafet uygulamasının öğretmen, veli ve eğitim bilimciler tarafından benimsenmediği sonucunu ortaya koymuştur.
-Bozuk Çıkan Proje Okul Sütü
2011-2012 eğitim öğretim yılının 2 Mayıs tarihinde süt dağıtılmaya başlanmış, Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre günde 800.000 öğrenciye süt ulaştırılamamıştır. Okullarda kalan süt iade alınmamış ve devlet 21 milyon TL zarara uğratılmıştır. 2012-2013 eğitim öğretim yılının 1.dönemi süt dağıtımı planlanamamış, 2.dönem haftada üç gün olarak başlatılmıştır. Süt dağıtımı esnasında yüzlerce öğrenci dağıtılan sütten etkilenmiş ve hastanelerde tedavi altına alınmıştır.
-Yönetici Atama Yönetmeliği, son değişiklik dahil, 2003-2013 yılları arasında toplam 13 kez değiştirilmiştir. Sendikaların da görüşleri alınarak çıkarılan 2010 tarihli yönetmelik Bakanlık tarafından okullarda kadrolaşmanın önünü açmak için, Danıştay kararlarına rağmen tekrar değiştirilmiştir. Bu yönetmelik “Ben istediğimi yönetici yaparım” yönetmeliğidir. Yeni Bakan bu ucube yönetmeliğe bile sahip çıkamamış ancak henüz ortaya yeni bir yönetmelik de koyamamıştır.
-AKP iktidara geldiği günden bu yana üniversitelerin sayısını arttırma projesi uygulamıştır. Üniversite sayısını arttırırken nitelik sorunu ortaya çıkmıştır. Ülkemizin çeşitli illerinde açılan üniversiteler öğretim görevlisinden, fiziksel altyapıdan yoksun bir şekilde eğitim yapmaya çalışmaktadır. Hocası olmayan üniversiteler ortaya çıkmıştır.
AKP iktidarı ile vakıf üniversitelerinin sayısında hızlı bir artış olmuştur. Bu üniversitelerin yapısı incelendiğinde birçoğunun cemaatler tarafından desteklenerek açıldığı görülecektir.
-İktidarda olduğu 11 yıl boyunca eğitimi yap-boz tahtasına döndüren AKP, öğretmen yetiştirme politikasında da hiçbir adım atmamıştır. AKP iktidarı 2002-2012 yılları arasında plansız bir şekilde 26 eğitim fakültesi açmıştır. Bugün ise eğitim fakültelerini toptan kapatmayı planlamakta böylece öğretmen emeğini değersizleştirmenin, öğretmenleri güvencesiz koşullarda çalıştırmanın ve öğretmenleri hak kayıplarına razı etmenin zeminini hazırlamaktadır.
-Eğitim-İş olarak, 4+4+4 12 Yıllık Kesintili Zorunlu Eğitim Yasası gündeme geldiğinde amaçlananları ve ortaya çıkacak sorunları paylaşmıştık. Bugün haklılığımız ortaya çıkmaktadır.
Sendikamız, asıl amacı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerini yıpratmak, devrim yasalarını ortadan kaldırmak olan ve bu niyetlerini sahte dindarlık maskesi ardına gizleyen iktidarın, 4+4+4 düzenlemesini topluma ve öğrencilere zorla kabul ettirmesine izin vermeyecektir.
Hiçbir boyutu yeterince konuşulup tartışılmadan, eğitime taraf olan yapılar ve bilim kurumları sürece katılmadan, ülkenin geleceğini akıl, bilim ve sanatın değil, dogma, hurafe ve inançların belirleyeceği  bir toplumsal yapının oluşumuna zemin oluşturacak 4+4+4 düzenlemesi, yetişecek kuşaklara, ülkemize ve ulusumuza daha fazla zarar vermeden kaldırılmalı; zorunlu ve kesintisiz 13 yıllık (1+12) bilimsel, laik ve demokratik bir eğitim yapılması için hızla çalışmalar başlatılmalıdır.
 
Uzunca alıntılar yaptığımız değerlendirmelere baktığımızda, her sendikanın kendi tabanlarının görüşlerini ön plana çıkardığı görülecektir. Böyle olması da gayet doğaldır. Bu değerlendirmelerden, başta Bakanlık olmak üzere bütün eğitim camiasının yararlanacağı kanaatindeyim.
 
                                                                                                                     
 
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol