banner374
 Eğitim Sisteminin Öncelikli Sorunları Değişti mi?
ERG (Eğitim Reformu Girişimi), Haziran 2011 seçimleri sonrasında tüm milletvekilleriyle “Türkiye Eğitim Sisteminin Öncelikli Sorunları” dosyasını paylaşmış ve bazı bakanlar ve partilerin grup yöneticileri ile görüşmeler yaparak sorunları yüz yüze dile getirmişti. Bu dosyada ERG,
1) Tüm çocukların eğitimde haklarını koruma altına alan demokratik bir eğitim ortamının eksikliğine,
2) Eğitimde eşitsizliklere,
3) Okula giden çocukların öğrenme düzeylerinin düşüklüğüne,
4) Ortaöğretimin gençleri kaybettiğine ve
5) Eğitime ayrılan kamu kaynaklarının herkese kaliteli eğitim verilmesi için yeterli olmadığına, dikkat çekmişti.(http://erg.sabanciuniv.edu)
 
Aradan geçen 3 yıla yakın sürede ve eğitim sisteminin çeşitli kademelerinde yapılan değişikliklere rağmen, bu sorunlarda olumlu bir değişikliğin gerçekleştiği konusunda iyimser değiliz.
 
Bu tespitleri, çeşitli açılardan test edecek olursak;
Öncelikle, tüm çocukların eğitim haklarını koruma altına alan demokratik bir eğitim ortamının eksikliği hala kendini hissettiriyor. Bu konuda TIMSS-2011 raporunda;
Dördüncü sınıf öğrencilerine göre okullarda yaşanan zorbalık sıralamasında Türkiye ön sıralarda yer almaktadır. Türkiye bu sıralamada sadece Şili, Fas, Yeni Zelanda, Bahreyn, Umman, Katar, Tayland gibi ülkelerden daha iyi durumdadır. Sekizinci sınıflarda ülke sıralamasında farklılık gözlenmese de okullarda zorbalığa maruz kaldığını ifade eden öğrenci oranı azalmaktadır.” tespitleri yer almaktadır. Yücel, C., Karadağ, E., & Turan, S. (2013, Şubat).
 
Eğitimde, bölgeler arası ve yerleşim yerlerinin değişik mahalleri arasında bile eşitsizliklerin devam ettiği bilinmekte, öğretmen başına düşen öğrenci sayısı, öğretmen dağılımı, teknolojik donanım vb. gibi ölçütler dikkate alındığında, yıllar içinde ciddi bir mesafe kat edilemediği görülmektedir. Bu durum, TIMSS-2011 raporuna şu şekilde yansımaktadır; “Kırsal bölgelerdeki okullara devam eden öğrencilerin başarısı düşüktür. Türkiye açısından kırsal ve kentsel alanlardaki öğrencilerin puanları incelendiğinde, kentsel öğrenciler lehinde 4. sınıflarda matematik başarısı arasında 56 puan fark varken, 8. sınıflarda bu fark 38 puana düşmektedir. Ancak kırsal-kentsel bölge içeriklerinin ülkeden ülkeye farklılıklar gösterebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.” Yücel, C., Karadağ, E., & Turan, S. (2013, Şubat).
 
Okula giden çocukların öğrenme düzeylerinin düşüklüğü konusu yapılan onca değişikliğe rağmen, üstesinden gelinemeyen bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. TIMSS-2011 raporunda bu konuda şu tespitler yapılmıştır; “Türkiye ileri düzeydeki bulunan öğrenci oranı yüzdelik açısından sekizinci sınıflarda 10.’dur. Türkiye’deki öğrencilerin dördüncü sınıflarda %51’i, sekizinci sınıflarda ise sadece %40’ı orta ve üstü yeterliliğe sahiptirler. Bununla birlikte üst sıralarda yer alan ülkelerin en alt gruplarının puanları bile bizim orta düzeydeki öğrencilerimizin puanlarından daha yüksektir. Eğitimde üst sıralarda başarı gösteren ülkelerin en belirgin özelliği alt gruplarda yer alan öğrencilerinin puanlarının ülke ortalamamızdan daha iyi olmasıdır. Bu ülkelerin sistemlerinin en dezavantajlı grupları iyileştirmiş oldukları gözlenmekte iken ülkemizde akademik başarısı zaten yüksek olan öğrencilere odaklanma hatasıyla karşı karşıya olduğumuz düşünülmektedir. Başarılı ülkeler en iyiler ile kötüler arasındaki mesafeyi daraltmayı başarabilen ülkelerdir. Ülkemiz hem dördüncü sınıflarda hem de sekizinci sınıflarda alt gruplarla üst grupların puanları arasındaki mesafe en fazla olan ülkeler arasındadır.”
 
Üst sıralarda yer alan ülkelerin, başarı gruplarından en altta bulunan gruplarının puanları bile bizim orta düzeydeki öğrencilerimizin puanlarından daha yüksek olması düşündürücüdür.
 
Bununla birlikte önemli bir husus da; eğitimde üst sıralarda başarı gösteren ülkelerin en belirgin özelliğinin, bu ülkelerin sistemlerinin en dezavantajlı gruplarını iyileştirmiş olmaları ve en iyiler ile kötüler arasındaki mesafeyi daraltmayı başardıkları gerçeğidir.
 
Ortaöğretim sistemimizin gençleri kaybettiği tespiti, değişik araştırmaların konusu olmakla birlikte, sürekli değişen okul türü, bol okul çeşidi, kanayan mesleki eğitim ve sorunlu yükseköğrenime geçiş sistemi ile bu tespiti doğrular niteliktedir.
 
Eğitime ayrılan kamu kaynaklarının herkese kaliteli eğitim verilmesi için yeterli olmadığı, tespitini ise MEB istatistiklerine dayanılarak hazırlanan şu tablo açık bir şekilde ortaya koymaktadır;
 
Milli    Eğitim    Bakanlığı   Bütçesinden
Yatırımlara Ayrılan Pay
1997
15,01
1998
30,03
1999
19,15
2000
19,90
2001
19,27
2002
17,18
2003
14,53
2004
9,68
2005
8,27
2006
7,49
2007
6,98
2008
5,66
2009
4,58
2010
6,32
2011
5,85
2012
6,64
Kaynak; MEB 2012 İstatistikleri.
Genel bütçeden, MEB bütçesine ayrılan pay yıllar itibarıyla artmasına rağmen, MEB bütçesinden, eğitim yatırımlarına ayrılan pay ciddi bir şekilde düşmeye devam etmektedir.
 
Bu durumda, yazımızın başlığında sorduğumuz, “Eğitim Sisteminin Öncelikli Sorunları Değişti mi?” sorusuna olumlu bir cevap vermemiz mümkün görünmüyor.
 
-http://erg.sabanciuniv.edu/sites/erg.sabanciuniv.edu/files/01032014. Onaylanan.MEB_.yasas%C4%B1na.ERG_.gorusu.3.3.2014.pdf
-Yücel, C., Karadağ, E., & Turan, S. (2013, Şubat). TIMSS 2011 ulusal ön değerlendirme raporu. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitimde Politika Analizi Raporlar Serisi I, Eskişehir.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
özgür 3 yıl önce

a-ke-pe görünürde küçük hatta görünmesi mümkünsüz ancak pahada yüksek yatırımlara harcamıştır bence yatırım paylarını...

Avatar
HASAN 3 yıl önce

Bence öncelikli sorunu söylüyorum. 23 senedir mebde çalışıyorum.13 senesi şube müdürü.tüm kurumlardaki şube müdürünü bırakın şef ve üzerindekiler bizden yüksek maaş alıyorlar.belediyede çalışan kadrolu bir işçi milli eğitim müdüründen fazla maaş aldığını biliyor muydunuz.
hiç uğruna şube müdürlerinin tayin isteyemediklerini biliyor muydunuz.Torpili olanların yer değiştirdiğini –torpili olmayanların Azrail gelinceye dek yerinde kalacağını,üste yükselmenin mümkün olmadığını-aşağıya inmenin mümkün olmadığını-yatay geçişin yani aynı görevde başka yere tayin istemenin mümkün olmadığından haberiniz yok mu . Benim çocuklarım dede nene –bayram seyran-düğün hiçbirşey bilmezler hocam.bütün bunlar sizin uygulamalarınız sonucu.
ilde çalışan 100 eğitim denetmenine 3600 göstergeyi veripte 4 tane il müdür yardımcısı ile 42 şube müdürünü es geçtiğinizi unuttunuz mu hocam.

Avatar
Abdullah Damar @HASAN 3 yıl önce

hasan hocam merhaba.yazdıklarınızı çok iyi anlıyorum.ben de 2002-2006 yılları arasında sınav kazanarak, atanıp 4 yıl şube müdürlüğü yapmış biriyim.saydığınız problemlerden dolayı iyi ki öğretmenliğe dönmüşüm diyorum.şube müdürlüğü, meb tarafından değer verilmeyen bir statüdür.yazdıklarınızda sonuna kadar haklısınız...