banner374
15 Mayıs 2016 Pazar 21:15
Bilimsel Furya İçindeki Fukaralık
 Bilimsel Furya İçindeki Fukaralık

Özellikle son zamanlarda, MEB’e bağlı eğitim kurumlarında, TÜBİTAK projesi olarak ya da din ile ilişkilendirilerek sunulduğu   anlaşılan bazı dinsel temalı çalışmalar yapıldığını görmekteyiz. Hemen, bu sözlerimizden hareketle okullarımızda dinsel temalı çalışmalara bir karşıtlık içinde olduğumuz düşünülmesin.Zira; okullarımızda hiçbir şekilde dinsel temalı ya da kompozisyonlu çalışmaların icra edilmesine ilişkin bir önyargı, evham ya da kaygı içinde olmadığımızı ifade edebilirim. Eğer ki, dinsel temalı ve içerikte çalışmalar öğrencilerin ahlaki gelişimlerinde önemli bir role sahip olacak ise hiçbir insanın da bunun önünde engel olarak durmayacağını bilmenizi isterim. Ama gelin görün ki, bu amaçlı aşağıda da sizlerin dikkatlerine sunacağımız birtakım çalışmalar, bizlere ‘reklam kokan hareketler’ izlenimi ve tadı vermektedir. Bu izlenim ve tat, bir önyargının ürünü değildir. Dinsel temalı çalışmalarda sergilenen ürünlerin, bu izlenimi yaratan bir görüntüye sahip olmasından kaynaklıdır. Şöyle ki:

İlk vereceğim örnek, okulumuzun birinde koridor duvarına yerleştirilen bir düzenekteki düğmeye, yanından ya da yakınından geçenlerin basıp salavat çekerek Hz. Muhammed’i anması ile ilgilidir. Her ne kadar dinsel tema teknolojik bir görüntü ile ilgi ve dikkat çekiyor olsa da, kutsal olanın metalaşarak özünden ve mahiyetinden giderek uzaklaşmasına da yol açabiliyor. Ayrıca, bilimsel bir bakış açısı ile değerlendirildiğinde ise böyle bir çalışmanın bir yere oturtulamadığı aşikardır. Hepinizin bildiği gibi bilimsel ufuk, özgür akıl ve tüm dinsel-ideolojik bilinenlerin bir kenara bırakılması ile genişleyebilir. Yoksa, bilimsel ufkunuzun sığlığı örnekte de görüldüğü üzere alakasız ve ilgisiz ürünlerin bilimselmiş gibi sunulmasına yol açar ki, böyle bir durum fizik ile fizik ötesi arasında sıkışıp kalınması anlamını taşır. Ve bilinmelidir ki, birtakım dinsel kalıplar ışığında gerçekten bilim yapmak mümkün değildir. Elbette, Hz. Muhammed’in salavat ile anılması, bizlerde bir hoşnutsuzluk meydana getirmiyor. Aksine, eğer ki onu anarak okuldaki yöneticiden tutun öğrenciye kadar, onlarda bir adalet-eşitlik duygusu meydana getirebiliyorsa bundan ancak memnuniyet duyulur. Ama gelin görün ki, ağzından salavatı eksik etmeyen bir kısım yöneticilerin okullarında, adalet ve eşitlik gibi olmazsa olmaz kavramlar ve duygular ayaklar altında resmen aşındırılıyor. Yerle yeksan olması ise an meselesi. İşte böyle bir ortamda, ne yazık ki, dinsel duyguları somutlaştırıp elle tutulur-gözle görülür yapma pahasına, hem dinselliğin hem bilimselliğin içinin boşaltılmasına bilerek ya da bilmeyerek hizmet edilmiş olunuyor. Ve böyle bir hizmet anlayışı, ifade etmeliyim ki, tıpkı tarikatlar ve cemaatler bünyesinde hizmet veren mekanlardaki eğitimleri çağrıştırıyordur ve andırıyordur.

İkinci örnek, yine MEB’e bağlı resmi eğitim kurumlarının birinde, Hz. Muhammed’e ait olduğu söylenen sakal-ı şerifin kavanoza benzeyen bir cam kap içinde öğrencilere sıra ile öptürülmesidir. Öğrenciler, sorgulamadan ve sual etmeden, peygamberimizin olduğu iddia edilen sakal-ı şerifine, içinde bulunduğu kabın camından bakarak ve daha sonra cama bir öpücük kondurarak güya Hz. Muhammed’e saygı göstermiş oluyorlar. Öğrencileri peygamberimizin olduğu iddia edilen sakal-ı şerif önünde sıraya alıp uzun kuyruk oluşturarak, böyle bir çalışmada bulunulması haberleri ulusal medyaya düştüğü an, kuyruklu yalan olup olmadığı hakkında bir soruşturma yürütülmüş.Yapılan soruşturma kapsamında ilgili yerdeki sakal-ı şerif sayısı ve böyle bir çalışmadan haberdar olunup olunmadığı müftülüğe sorulmuş. Müftülük ise böyle bir çalışmadan haberdar olunmadığı ve mevcut sakal-ı şerifin ise ellerinde olduğu, hiçbir şekilde böyle bir etkinlikte kullanılmadığı cevabını vermiş. Böylelikle okuldaki sakal-ı şerif etkinliğinin de foyası meydana çıkmış. Şimdi sormak lazım, böyle bir etkinlik yaparak kendi reklamınızı yapmış olabilirisiniz, ama o çocukların naif duygularını istismar ederek sizlere olan güvenini ve inancını ise silip süpürmüş olmuyor musunuz? Güya peygamber sevgisi aşılanmak isteniyor, fakat gelinen noktada çocuklar bir güven ve inanç boşluğu içine düşürülmüş olunuyor. Buradan anlaşılan şudur aslında, iyi niyetler yalan yanlış yöntemler ile karıştırıldığında ortaya bir GÜVENSİZLİK VE İNANÇSIZLIK ÇIKIYOR. Çocuklardaki bu inançsızlık ve güvensizlik daha ileri bir boyut alıp peygambere hatta Allah’a karşı da oluşabilirse, o zaman ne halt yediğinizin daha iyi farkına varırsınız. Adalet ve eşitlikten şaşmadan yöneticilik ve öğretmenlik yapan bir eğitimcinin elini öptürmek bence bu etkinlikten daha etkili ve kıymetli olurdu. İnanınız ki, peygamberimiz kendisini neredeyse put noktasına getirecek olan bu etkinliklerden kaçınılmasını isterdi diye düşünüyorum.

Üçüncü örnek, MEB’e bağlı bir eğitim kurumunun pansiyonunda yaşanan bir hadisedir. Bu hadise, pansiyonda yapılan bir toplantı esnasında gerçekleşiyor. Öğrencilere nasihat eden bir kadının aleviliğe yönelik dışlayıcı ve ayırıcı sözlerini, oradaki öğrencilerden birinin çektiği telefon kamerası görüntülerinden işitiyoruz. Okullarda, acaba kindar nesil yetiştirme seansları mı yapılıyor? diye de kendimize sormaadan ve kaygılanmadan edemiyoruz. Kız pansiyonunda etrafına topladığı kızlardan birisi alevilikle ilgili kendisine bir soru yöneltiyor. Verdiği cevapta alevilik sapkın bir inanç diyerek Aleviliği İslam’dan söküp atıyor. Tabi, bu sözü işitirken kulaklarımıza inanamıyoruz. Aleviliği sapkınlık olarak anlayan ve gören bir kafa, MEB’in okullarında cirit atıyor. Bakanlık bu kafalara izin verirse, IŞİD’in tuzaklarına düşen daha çok gencimiz olur. Zira; bilmekteyiz ki, her şeyin başı kindir, nefrettir. Bilmelisiniz ki, Ortadoğu’da canlı bomba ordusu, çocuklara ve gençlere bu fikirler empoze edilerek kuruldu. İçinden geçtiğimiz dönemin şartları göz önüne alındığında, Türk Milleti olarak daha BİR, İRİ, DİRİ olabilmeliyiz. Aramızdaki inançsal, dinsel, siyasi ve ideolojik tüm engelleri kaldırmalıyız, Türk Milletinin bir ferdi olarak birbirimize yaklaşıp birleşebilmeliyiz. Ama yeni nesilleri, bu kafa ve zihniyet ile baş başa bırakır isek, Sayın Cumhurbaşkanının meydanlarda haykırdığı gibi olamayız. Ne diyordu kendisi:

‘’ BİR OLACAĞIZ, İRİ OLACAĞIZ, DİRİ OLACAĞIZ, HEP BİRLİKTE TÜRKİYE OLACAĞIZ’’

Unutmayınız ki, çocuklarımızın kafalarında Aleviliği İslam dışı gösteren bu anlayışın belini kırmadan eskisi gibi TÜRK MİLLETİ çatısı altında birleşemeyiz. Her geçen gün, bu kafa yapısına sahip kişiler yüzünden birbirimize olan bakışımızdaki ölçülerin daha ayırıcı bir zemine yerleşmesi ile TÜRK MİLLETİ olmaktan uzaklaştırılıyoruz. MEB’in, nefret suçu işleyen bu kişileri, değil okulların içine sokmak, yanlarından dahi geçmemeleri için gereken tedbiri ve önlemi almalıdır.

Son örnek olay ise, MEB’e bağlı bir okulumuzda gerçekleşti yine. TÜBİTAK Bilim furyasına afedersiniz fuarına ya da kervanına katılan okulumuzun öğrencileri, hazırladıkları bilimsel çalışmaları ile görücüye çıkmış. Bilimsel çalışma olarak sunulan bir proje çalışması ise yukarıda anlattığımız bir olayda da görüldüğü üzere bilimsellikten koparılarak dinsel bir kılıfa büründürülmüş; ama projeyi tanıtan öğrenciler, proje üzerinde konuşurken bilimselmiş gibi bir izlenim ve hava yaratıyorlar. Çocuklarımız, TÜBİTAK’ın Bilim furyası afedersiniz fuarına, bu anlayış ile devam ederse, bilimin içi iyice boşaltılır. Burada görüldüğü üzere. Bir süre sonra bilimin, fizik ötesi bir bakış açısı ve değerlendirme ile bir kabın içine gömerek ruhuna rahmet okuruz. Yine burada görüldüğü üzere. Olayı anlatmak gerekirse, şöyle ki:

Öğrenci projesini hazırlarken, ses geçirmeyen yalıtımlı üç kaba üçer adet fasulye tohumu ekti. Birinci kapta bulunan fasulyelere bir hafta süresince “dünyaca ünlü hafızlar Mustafa İsmail, Abdüssamed’in” sesinden Kur’an dinletildi. Öğrenci de kendi sesinden bitkiye Kur’an okudu. İkinci kaba kulakları rahatsız eden müzik sesi verildi. Üçüncü kaptaki fasulyeye hiçbir ses verilmedi. Bir hafta sonra Kur’an dinletilen fasulyenin boyu 33 santime kadar çıktı. Sessiz ortamda büyüyen fasulyenin boyu 11 santimde kaldı. Kulağa rahatsızlık veren ve içinde karamsar sözler bulunan şarkılar dinletilen fasulyede çimlenme gözlemlenmedi. Ulaşılan sonuç: Kur’an dinletilen bir bitki diğer iki bitkiye göre üç kat daha fazla büyüdü.

 

Bilimsel anlayışa göre dinsel bir öğretiyi kanıtlamak mümkün değildir. Fasulyenin değişik seslere tepkisini ölçmek ise aklın bir ürünü olmasa gerek. Böyle bir çabalama ve zorlama, havanda su dövmek ya da suyun üzerine yazı yazmaya benzer. Yani ne yapılırsa yapılsın tutmaz. Dini, ahlaki boyutta ele almak gerekir. Bilimsel çalışmalara da alet etmemek lazımdır. Sonra kuran dinleterek fasulye büyütmek isteyip de büyütemeyenlere, nasıl bir açıklama getireceksiniz? İşte, DİNİ BİLİMSELLİK KATARAK BU ŞEKİLDE SUNDUĞUNUZDA, YARIN BİR GÜN BİRİSİ AYNI DENEYİ YAPIP AYNI SONUCU ALAMAZSA, BU DURUMDA KANDIRILDIĞINI DÜŞÜNÜRSE VE DİNE KARŞI BİR İNANÇSIZLIK İÇİNE GİRERSE... BU NETİCELERİ HESABA KATMADAN, GÜYA KURAN’IN KENDİNİZCE İSPATINI YAPIYORSUNUZ...   Gençlere tavsiyem ise bilimsel deneyler yaapr iken, Kuran’ın dediğini yapın, AKLINIZI KULLANIN... GERİSİ ZATEN GELİR...

KURAN, AKLI ÜSTÜN GÖRÜR... VE DEVAMLI, AKLINI NE KADAR AZ KULLANIYORSUN DİYEREK İNSANA VERYANSIN EDER... BENİM KANAATİM ŞUDUR Kİ, DENEYİNİZDE AKLINIZI AZ KULLANMIŞSINIZ, HALBUKİ, BİLİMSEL OLAN BİR ÜRÜN, AKLIN ÖNCÜLÜĞÜNDE ORTAYA ÇIKAR, GELİŞİR VE SUNULUR... ONUN İÇİN DENEY ODALARINA, SADECE DÜŞÜNEBİLECEK BOMBOŞ BİR BEYİN İLE GİRİNİZ... İDEOLOJİSİ, DİNİ, SİYASETİ VS... OLMAYAN BOMBOŞ BİR BEYİN İLE... J. LOCKE’NİN BOŞ LEVHASI GİBİ OLSUN... TAPTAZE...

 

Ben de sizlerden feyz ve ilham aldım ve bu anlayışa göre bir deney yapıyorum. Şöyle ki:

 

Deneyimin amacı: Ağzından salavat eksik olmayan, dilinde hep kuran olan müdür atamalarında mülakat komisyonunda yer alan bir üyenin değerlendirme yapar iken liyakat ölçüsüne riayet edip etmediğini anlamak

 

Süreç: Bir sarı sendika üyesi, bir de diğer sendika üyesi müdür adayı, komisyon üyesinin karşısına çıkar, komisyon üyesinin huzurunda diğer sendika üyesi sarı sendika üyesine taş çıkartır. Soruları, çatır çatır cevaplar. Tıkır tıkır konuşur. Sarı sendika üyesinden geri kalır yanı yoktur yani.

 

Sonuç: Ağzından salavat eksik olmayan, dilinde hep kuran olan komisyon üyesi, sarı sendika üyesinin eline su dökülemeyeceği kanaatine varır, değerlendirmede puan olarak onu uçurur, diğerlerini inişe mahkum kılar. Yani sarı sendikalı, düşük profilli görüntüsü vererek, fasulye gibi büyüyüp terfi eder. Böylelikle, ağzından salavat eksik olmayan, dilinde hep kuran olan komisyon üyesinin liyakat ölçülerine uymadığı anlaşılır.

 

Benim deneyim ise bu şekilde. Biliyorum, biraz rahatsızlık verdim. Ahlaki boyutta ele aldım. Dilerim, ağzından salavat eksik olmayan, dilinde hep kuran olan ve müdür seçimlerinde değerlendirme pozisyonunda bulunan mülakat komisyonu üyeleri, içinde bulunduğumuz dönemde yapılacak müdür atamaları öncesi mülakat değerlendirmelerinde liyakatı esas alacak olan kriterleri ile beni yanıltırlar.

BÖYLE BİR YANILGI, DENEYİMDE ULAŞTIĞIM SONUCUN İFLASI OLUR... TEZİMİ DE ÇÜRÜTÜR... AMA, BU İFLASI ZENGİNLİK SAYARIM... NİYE Mİ?

EN AZINDAN, TÜRKİYE GENELİNDE, YÜZDE 90’LARA VARAN BİR ORANDA SARI SENDİKALI OKUL MÜDÜRÜ OLMAZ...

PASTANIN DİLİMLERİ ADİL VE EŞİT ŞEKİLDE PAYLAŞTIRILIR...

HER SENDİKADAN VE TELDEN OKUL MÜDÜRLERİ OLUR...

İŞTE O ZAMAN EN BÜYÜK ZENGİNLİK OLMUŞ OLUR BİZİM İÇİN...

YÜKSEK PROFİLLİ BİR ZENGİNLİK TABİ...

VE BÖYLELİKLE,

‘’BİR OLUR, İRİ OLUR, DİRİ OLUR, HEP BERABER TÜRKİYE OLURUZ’’

ÇOK DA GÜZEL OLUR...

BU FIRSATI KAÇIRMAYIN DERİM...

Saygılarımla...

Yahya ASLAN

banner182
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol