20 Haziran 2019 Perşembe 20:17
Bir Şey Olmak mı, Olmamak mı? Bütün Mesele Bu...

Herkese iyi tatiller.

2018-2019 ders yılını da bitirdiğimize göre eğitim üzerine sizlerle sohbet edebiliriz.

Geçenlerde PISA direktörünün Türk eğitimi hakkındaki görüşlerini okudum.

Dikkatimi çeken, Türk eğitimi çocuklara hep aynı şeyleri öğretiyor, sözleri oldu.

Bunun üzerinde biraz düşündüm tabii. Ve bende şu düşünceler filizlendi.

Evet, gerçekten de  Türk eğitimi çocuklara hep aynı şeyleri öğretmiyor mu?

Bence hep aynı hep bilindik olanı öğretiyor. Bir milim sapmadan yapıyor bunu. Çocuklara nuh diyor,  peygamber dedirtmiyor. O derece yani.

Öyle ki bunun böyle olduğunu halk arasında adeta özlü bir söze dönüşmüş sözler ortaya koyuyor. Mesela:

‘Bizim oğlan okur, döner döner bir daha okur.’

Evet, bizim oğlan okuyor ve dönüyor dönüyor bir daha okuyor. Nereye kadar okuyor? diye sorarsanız cevabımız şu olacaktır:

‘Bir iş ya da bir meslek sahibi oluncaya kadar... Bir şey olmak için yani...’

Halbuki bizim çocuklarımız bir şey olmak için değil de kendileri olmak için okusa o zaman Türk eğitimi çığır açacak. Gelinen noktada bunca deneyimden ve çağımıza ilişkin gözlemlerden sonra Türk eğitimi çığrından çıkmadan çığır açamaz, diyenlerin çok olduğunu görüyorum. Çığrından çıkmayı, aynı olmaktan, benzer olmaktan, tıpkı ve bilindik olmaktan bir kurtuluş olarak anlarsanız sevinirim. Şöyle ki;

Bizler eğitimi bir kalıba oturtmak istiyoruz. Yalnız şunu unutuyoruz, eğitim bir kalıba oturursa çağın gerisinde kalmaya mecbur ve mahkumdur. Çünkü karşımızda her zaman kabına sığmayan bir kuşak olacak. Unutmayınız ki çocuklar, kabına sığmayan insanlardır. Kabına sığmayanları ancak ve ancak bir şey yaparsanız o dönmedolap kalıba oturtursunuz. Yani şekeri gösterip şekere doğru bir yolu çizip sizin söylediklerinizi takip etmesini ve yapmasını istersiniz, adeta çocuğu kurduğunuz eğitim sistemi içinde oyuncak edersiniz. Aslında onlar hayallerini o  ‘bir şey’e satan çocukar değil midir?

Aşağıdakiler oturduğumuz ve oturttuğumuz o dönmedolap kalıpların talimatlarından bir kısmı:

‘Doktor olacaksan, otur.

Öğretmen olacaksan, otur.

Hakim olacaksan, otur.

Avukat olacaksan, otur.

vs...’

Tabii oturmanın da bir usturubu var. O da okullarda şekil alıyor, esaslı oluyor. Elbette sınav darboğazlarında da... Tepeden inme kararlarla bir de... Büyüklerin küçüklere dayattığı... Kim ki doğru düzgün oturuyor, kim ki tepeden inen yönergeleri takip ediyor, bunlara göre kendisini küçültüp gözünde o ‘bir şey’i büyütüyorsa işte onlar bu eğitimin içinden alınları ak, başları dik çıkabiliyor. Yoksa her karne, her diploma, her sınav sonucu birilerinin utanç vesikası oluyor. Ne kadar üzücü... Ne kadar yazık... Öyle değil mi?

Oysaki utanmamız gereken, bu çağda çocuklarımızı hala aynı şeylerle oyalamaktır. Bunların hepsi zaman kaybıdır. Bunların hepsi nesil kaybıdır. Bunların hepsi gelecek kaybıdır. Bunların hepsi hayal kaybıdır. Birilerini bir şey yapıp kazanmıyoruz aslında. Kazandığımızı sanarak kaybediyoruz. Bence eğitim yolunun sonuna hiçbir şey koymayalım, koyduğumuz an en mükemmel çocuğu bile bitiriyoruz. Çünkü çocuk o şeyi aldığı an, eğitim faslını kapatıyor. Halbuki eğitim bitmez tükenmez bir yolculuktur. Ama biz eğitimi bile bir yerde bitiriyoruz. Zira çocukların eğitim içinde her yanı sınır çizgileri ile dopdolu. O da çocuklarımızın ufkuna koyduğumuz ‘bir şeyler’in telkin edip tetiklediği sınır çizgileridir. Öyle ki çocuklarımızın ufkunu daraltmak için her yanlarına konan setler bunlar. Bu dolayıdır ki çocuğumuz bir şey olsun da gerisi çok da önemli değil, diye düşünüyoruz hep. Çocuğumuz bir şey olurken kendisini kaybediyor halbuki. İşte o küçük ‘bir şey’in bedeli kendisi oluyor. Ne kadar yazık... Ne kadar üzücü...

Elbette burada geçim kaygısı ve  ekonomik kaygılar var. Bu kaygı adeta toplumsallaşmış. İlk insanlar bence bizim kadar bu kaygıyı yaşamıyordu kanaatindeyim. Dünya ilk insandan uzaklaştıkça bu kaygının ve bilumum benzeri duyguların içinde kendisini hapsetti. Kendisini, kendisinde mahkum etti adeta. Her alandaki format da, konsept de, uyarlama da buna göre şekil ve esas aldı. Ve hepimiz gelinen noktada monotonlaştık, robotlaştık. Yapay zekaları gördükçe insan şu sorgulamayı yapıyor artık:

‘O robotsa ben neyim? Ben insansam o ne?’

Yani insan, kimliğini sorguluyor. Dünyadaki bu kimlik karmaşasından kurtulmaya çalışıyor. Çünkü insan,  eğitim yordamı, yolu ve eli ile o ‘bir şey’e giydiriliyor. Ve insan kendisini o ‘bir şey’ kadar görüyor, biliyor ve tanıyor. Şimdiki zamanda ise insana yapay zekalar bir şeyler anlatıyor. Diyor ki:

‘Sen, bu zamana kadar bir şey olmak için vardın. Şimdi ise ben varım o bir  şey için. Ben varsam sen de varsın ama sen neden varsın?’

İşte insanlık, bu sorunun cevabına göre şekil alacak ve esaslı olacak ileriki zamanlarda.

İnsanlık, artık kendi kendine bir yol açacak. Tıpkı ilk insan gibi...

Bu açtığı yolda çığır ve çağ açacak.

İnsanlığın kendisine yolculuğunda son viraja girildi. Virajdan sonra geriye bakarsanız yol kaybolmuştur. İşte bu kayboluş bir yok oluş değildir. Aksine var oluşun son düzlüğüdür.

Onun için gelecek yıllarda kalıpları kıralım, duvarları yıkalım, çocuklarımıza güvenip onları doğal eğitim süreçlerinde kendilerine yolculuğa çıkaralım. Ancak böyle çığır açılır ve çağlar yakalanır. Yoksa kendisine yetmeyip ‘bir şey’ ile yetinen bir kuşağı asla gelecek çağlara taşıyamayız ve götüremeyiz. Çünkü gelecek çağlar, bu kuşaklara on gömlek bol gelir.

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.