banner396
09 Haziran 2017 Cuma 22:54
Çocuklarımızın Başarıları İçindeki Başarısızlıklarımız

Sonra üzerinde hissettiklerimizin ve düşündüklerimizin elbette yazılı bir yansıması olacak.  Şöyle ki;

  1. MUŞ'un Hasköy İlçesi Gökyazı Köyü'nde okuldan arta kalan zamanlarında çobanlık yapan Zeynep Dinçer ve Sibel Balkaya, Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sınavına  tam puan alarak Türkiye birincileri arasına girmeyi başardı. Tek göz odada  12 kişilik nüfusla yaşayan Gökyazı Ortaokulu öğrencisi Sibel Balkaya tıpkı Zeynep Dinçer gibi okul çıkışı ev işi yapıp, hayvanlara baktığını söyledi.
  2. Tunceli'nin Çemişgezek ilçesinde zorlu bir yaşamın arasından koyun sağıp, çobanlık yaparak sınava hazırlanan Habib Bitkin, TEOG sınavında 6 dersten sorulan 120 sorunun 119'una doğru cevap vererek Türkiye ikincileri arasına girdi. Çoban Habib Bitkin, köyde bulunduğu sürede koyun otlatıp, sağımını da yapıyor.
  3. Antalya'da geçen mart ayında yapılan 30 ülkeden bin sporcunun katıldığı Karma Dövüş Sanatları (MMA) Dünya Şampiyonası'nda, Rus rakibini yenerek dünya şampiyonu olan 18 yaşındaki sporcu Kadir Dalkıran, gündüzleri kağıt toplayarak ailesinin geçimine katkıda bulunuyor, akşamları ise antrenman yaparak uluslararası yarışmalara hazırlanıyor. Karma Dövüş Sanatları (MMA) Federasyonu tarafından 22- 26 Mart'ta Antalya'da düzenlenen organizasyonun finalinde Rus rakibini yenen Kadir Dalkıran dünya şampiyonu oldu. Genç yaşta elde ettiği başarıyla adından söz ettiren Fulya ve Yaşar Dalkıran çiftinin 5 çocuğundan 3'üncüsü olan Kadir Dalkıran, Yalova'da bir gecekonduda annesi, babası ve ilkokula giden iki kız kardeşi ile yaşamını sürdürüyor. Gündüz çöpe atılan kağıt ve kartonları toplayıp satarak aile bütçesine katkı sağlamaya çalışan Dalkıran, geceleri ise antrenmanlarını aksatmadan sürdürüyor.
  4. Muay Thai'de son iki yılda 51 kiloda Türkiye şampiyonu olma başarısını gösteren Alper Turan Arıs, ailesine maddi destek olmak amacıyla okulu bırakıp sanayideki bir oto tamir dükkanında çalışmaya başladı.  Kondisyonunu canlı tutmak için tamir dükkanındaki araç lastiklerini halter, egzoz katalizörü, piston ve krank milini de dambıla dönüştürerek çalışan Alper Turan, akşamları da spor salonunda idman yaparak mayıs ayında Hırvatistan'da düzenlenecek Muay Thai Avrupa Şampiyonası'na hazırlanıyor. Arıs, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 51 kiloda üst üste 2 defa Türkiye şampiyonu olduğunu söyledi.  Oto tamir dükkanında motor tamiriyle uğraştığını belirten Alper Turan Arıs, "Sabah saat 09.00 gibi dükkana geliyorum, burada motor tamiri yapıyorum, 2-3 saati kendime ayırarak araç lastikleri, egzoz, piston, krank milli ve egzantrik miliyle güç çalışması yapıyorum" dedi.
  5. Sivas'ta kent merkezine bağlı Beypınarı Köyü Ortaokulu'nun imkansızlık ve engellerle kurulan kız futbol takımı, okulun bahçesinde asfalt zeminde çalışarak katıldığı Futsal (Salon Futbolu) İl Birinciliğini kazandı. Köyde kızların futbol oynamasına sıcak bakılmayacağı yönündeki düşünceleri yıkan öğrenciler hayatlarında ilkleri yaşadı. Futbol takımı, tüm hazırlıklarını yaz kış demeden, okulun bahçesindeki asfalt zemin üzerinde gerçekleştirdi. Okul daha sonra 2016 yılında il genelinde düzenlenen 'Ortaokullar Futsal İl Birinciliği' müsabakalarına katıldı. 8 takımın yer aldığı ve diğer bütün takımların il merkezindeki okullardan oluşan turnuvada ilk kez asfalttan parke zemine çıkan köy okulu kız takımı, toplama malzeme ve yardımlarla katıldığı turnuvada tüm rakiplerini yenerek (yenmesi övünç, ama toplama malzeme ve yardımlar,  yetersizliğimizin göstergesi değil mi? Bu bakımdan, bizler için üzüntü verici ve utanç kaynağı değil mi? Yani başarı içindeki başarısızlık değil mi?)   il birinciliğini kazandı. Bu yıl Mart ayında Sivas'ı Erzincan'da düzenlenen bölge müsabakalarında temsil eden köy okulu takımı, burada başarılı olamasa da bir çoğu ilk kez kent dışına çıkan öğrenciler, büyük bir tecrübe yaşadı. Futbol takımının kaptanı Gülseren Durmaz ise, "Hocamızın fikriyle futbol oynadık. Kazandık çok sevinçliydik heyecanlıydık. Biz futbol oynamayı seviyoruz. Ailelerimiz de hocalarımıza güvendikleri için güzel karşıladılar. İzin verdiler, futbol oynadık. Unutamayacağımız bir anı oldu" dedi.

(Bu haberlerde görülen çocukların TEOG’daki ve sportif alanlardaki  başarıları elbette özellikle onlar ve birçok kimse için övünç kaynağıdır, ya sınavlara hazırlanırken bir yandan da çobanlık yapıyor olmaları, ev işleri ile uğraşmaları, koyun sağmaları ve otlatmaları, hayvanlara bakmaları,  geçimlerini kağıt toplayarak sağlamaları,  gündüzleri geçimleri, geceleri  ise sportif başarıları için çalışıyor olmaları,  oto tamircisinde ailelerine maddi katkı sağlamak için çalışırken  ilgilerinin  ve yeteneklerinin olduğu alanda başarı kazanmak için birtakım tamir araç gereçleri ile antrenman  yapıyor olmaları,  imkansızlıklar içinde futbol takımı kurmaları, asfalt zeminde futbol turnuvalarına hazırlanmaları,  ondan bundan alınan toplama yardım ve malzemelerle bu turnuvalara katılmaları, binbir zorluk, imkansızlık ve eşitsizlik içindeki mahkumiyetleri, bunlar da ‘güçlü Türkiye’ iddiası olan bizlerin övünç kaynağı olabilir mi? Bu çocuklar, imkanları ve fırsatları olmayan çocuklara bir motivasyon kaynağı olabilir, lakin biz büyüklere ‘bu çocukların hayatlarını nasıl kolaylaştırabiliriz? bu çocukları,  ilgi ve yeteneklerine göre sınıflandırıp eğitim öğretim içinde eşit imkanlar sunarak,  fırsatlar yaratarak nasıl yetiştirebiliriz?’ sorularını onlara karşı hissettiğimiz sorumluluk ve görev bilinci gereği sordurması gerekmez mi sizce? Bundan dolayı bir mahcubiyet ve utanç yok mu hiçbirimizde? Evet, bu çocuklarımız, kendi kendilerine imkan ve fırsat yaratıp başarı elde edenler olarak ön plandadır, ya eğitim öğretim sistemi içindeki bu dengesizlik ve eşitsizlik yüzünden kendi kendilerine imkan ve fırsat yaratamayıp ilgi-yetenek bakımından potansiyeli olmasına rağmen başarılı olabileceği bir yönünü daha keşfedememiş ve keşfetmiş olsa da başarılarını daha da taçlandıramamış olanlar? Çocuklarımız, ne yazık ki, sistemin kurbanı oluyor, bence bu başarı resimlerinin övüncünü  çocuklarımız  hissetsinler ve yaşasınlar, bizler ise ‘güçlü Türkiye’ olabilmek için özellikle imkan ve fırsat eşitliği noktasında eğitim öğretim sistemini daha adil bir şekilde yeniden ele alarak düşünelim ve sorgulayalım. Sunulan imkanların ve fırsatların,  fırsatçıların elinde çarçur edilmeden ve ayrıcalığa dönüştürülmeden çocuklarımıza dengeli ve hedefe tam isabet şeklinde ulaşabilmesi için takibini ve denetimini yapalım... Ve çocuklarımızın hakkını, eğitim öğretim ortamlarıı içinde piyasacı olanlara yedirmeyelim... Çocuklarımızı da, haklarını da, ilgi ve yeteneklerini de koruyalım ve kollayalım... Onların yetişmesi ve gelişmesi için ne gerekiyorsa,  hiçbirini birbirinden ayırmadan el birliği ile yapalım...

Efendiler! İsmi Zeynep, Sibel, Habib, Kadir, Alper olan bu çocuklar, bizim çocuklarımızdır. Sizce, en iyiyi, en kaliteliyi, hak etmiyorlar mı? Neden onları bu imkansızlık ve fırsat eşitsizliği içine mahkum edip salt kendi başarıları ile  övünüyoruz? Ne zaman ilgi ve yeteneğine göre insan yetiştirmenin önemini ve titizliğini kavrayacağız? Buna göre hareket edeceğiz, plan-program yapacağız? Çocuklarımızın yetişmeleri için milli gelirden hak ettikleri  payı ne zaman adil-eşit bir şekilde onlara  sunacağız? Çocuklarımızı ve öğretmenlerini ne zaman imkansızlık ve fırsatsızlık içindeki esaret altından ve  muhtaçlık durumundan çekip kurtaracağız ? Ne zaman, ne zaman, ne zaman, kaç bahar , kaç ders yılı daha geçmesi gerekiyor, kaç Ayşe’nin , kaç Ömer’in,  kaç Ahmet’in bu düzen içinde heba ve heder olmasına göz yumacağız, mesele müslüman ya da Türk  ismi koymak değil çocuklarımıza, asıl mesele müslüman ve Türk isimli çocuklarımıza gereken önemi, değeri, hassasiyeti ve titizliği eğitim öğretim içinde gösterebilmek, binbir zorlukla başarı kazanan bu çocuklar için binbir zorluğa katlanarak onların daha iyi bir eğitim almaları yolunda uğraşvermek, çalışmak ve çabalamak değil midir sizce ve bunlar onların katlandığı binbir zorluğa göre çok mu  zordur? Dilerim, bu çocukların zorluğa karşı gelerek başarı elde edişleri, tüm eğitim öğretim camiasına örnek olur... Zorluğa karşı geliş, özveri ile olur, özveri ise eğitim öğretim içinde tepeden tırnağa kadardır, bir uzuvla sınırlandırılamaz ve zorluğu yenen büyükler küçüklere iyi bir gelecek hazırlar...  Son soru ise şu: Bir öğretmen, bir okul müdürü, bir ilçe milli eğitim müdürü, bir il milli eğitim müdürü, bir şube müdürü vs... kendi çocuğunun geleceğini düşündüğü kadar sorumluluğu ve görev alanı içindeki çocukların geleceğini düşünüyor mu? Aynı derecedeki önemle, duyarlılıkla, özenle ve dikkatle... Cevabı size bırakıyorum... Evetse, ne mutlu bize! Hayırsa, o zaman düşünmek düşer bizlere düşünmek ve sonra harekete geçiren çözümler üretmek....)

BU BAŞARILAR İÇİNDE  ÇOCUKLARIMIZIN HİSSİYATINA  DÜŞEN,  KENDİ YAĞLARINDA ELDE ETTİKLERİ BAŞARILARI İLE ÖVÜNMEKTİR; BÜYÜKLERİN VE YETKİLİLERİN HİSSİYATINA DÜŞEN İSE FIRSAT VE İMKAN EŞİTLİĞİ NOKTASINDA BAŞARILI OLAMADIKLARI, YETERSİZ KALDIKLARI İÇİN ÜZÜLMEKTİR... ONUN İÇİN YUKARIDAKİ  HABERLER,  KÜÇÜKLERİN BAŞARI, BÜYÜKLERİN BAŞARISIZLIK HİKAYESİDİR BENCE...

NOT: HİÇBİR BAŞARI YETERLİ DEĞİLDİR, BİR BAŞARI YETERLİ GÖRÜLDÜĞÜ AN BİR ‘AFERİN!’ İLE NOKTA KOYAR KENDİSİNE...  DAHA ÖTEYE GİDEMEZ, İŞTE  O AN DURMUŞ YA DA  DURDURULMUŞTUR... BU BAKIMDAN, BAŞARIYI FRENLEYEN YETER-SİZLİKLERİMİZDİR  DİYEBİLİRİZ...

BU BAĞLAMDA,  HER ÖĞRETMENE,  TATİL ZAMANLARINDA İZLEMELERİ İÇİN ‘WHIPLASH’ (1 s. 47 dk.)  İSİMLİ FİLMİ ÖNEREBİLİRİM...

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner389