banner374
12 Kasım 2014 Çarşamba 18:45
DEMOKRASİNİN UNUTULAN BOYUTU: DAVRANIŞ
 Bilindiği gibi,demokrasi bir yönetim ve yaşam biçimi,felsefesidir.Demokratik davranış, yine demokratik tutum, davranış ve ortamlarda kazanılabilir,korunabilir, sürdürülebilir.Ülkemizde,demokrasinin davranış boyutuyla ele alınmasına yönelik çalışmalara yeterince yer verilmediği görülmektedir.Sosyoloji,siyaset bilimi,eğitim bilimi,psikoloji,sosyal psikoloji alanlarıyla bağlantısı kurularak demokratik davranışın ülke olarak neresinde olduğumuz açıklanmaya çalışılacaktır. Ayrıca, demokratik yaşayışın ve felsefesinin bireylerin problem çözme yeterliliklerini artırmadaki rolü ve siyasal,toplumsal yaşama katkıları ele alınmaktadır.Böyle bir çalışmanın başta kültür mühendislerine(aydınlara) ve araştırmacılara ve genel olarak tüm okuyuculara yararlı olacağı düşünülmektedir.

       Demokratik yaşamı ve felsefesini edinme bir sosyalleşme ve eğitim sorunudur.Bu nedenle, genel olarak, aile,okul,iş çevresi,din kurumları ve kitle iletişim araçlarının, başta çocuklar olmak üzere bireyler üzerindeki etkileri, demokratik yaşam üzerindeki etkileri ele alınmaktadır.Çünkü, genel olarak, bireyin bu kurumlar içinde toplumsal davranışları geliştirmesi beklenmektedir.İşte,yönetim biçimimiz demokrasi olan toplumumuzda kabul edilmesi gereken toplumsal davranışlardan    birisi “demokrasi davranışı”dır.

      Ancak, temel sorunlarımızdan birisi, bir türlü demokrasi davranışını bir yaşam biçimi ve felsefesi haline dönüştürememektir.Demokrasi açısından gerekli davranışları göstermeme ve alışkanlık haline getirmeme toplumumuz için bir zafiyet olarak değerlendirilmelidir.Çünkü,demokrasinin düşünce ve eylemde yaşatılamaması,ülkemizde demokratik kültürün yerleşememesine  yol açmaktadır.Bu nedenle,demokratik davranışlar,

 bireyler açısından rehber, norm olarak kabul edilmesini zorlaştırmaktadır.Ancak böyle bir durum.demokratik yönetim biçimimizin biçimsel olmasından öteye gitmemektedir.Çünkü,demokratik yönetim,yine demokratik davranışlarla anlam kazanmaktadır.Yapılması gereken, aile kurumundan başlayarak aşama aşama bütün kurumlarda demokrasiyi yaşamak,yaşatmak ve korumak ve sürdürmektir.  Herkesçe kabul edilmesi gereken bu sorumluluğun temelinde demokrasinin insana değer veren ve saygı duyulması gereken bir varlık olduğu yatmasıdır.Ayrıca,demokrasi uygarlık tarihinde,süzüle süzüle,geniş uygulanma alanları bulan ve hem düşünsel anlamda hem de pratik de en yeterli bir sistem olduğu 21.yüzyılda bütün toplumlarca kabul görmektedir.

        Demokratik davranışların neresindeyiz? Sorusuna yanıt, başta toplumsal kurumlarda aranmalıdır.

         Bu kurumların başında çocuğun ilk sosyalleştiği ve eğitildiği aile çevresi gelmektedir.Anne –babanın  kendi arasında ve çocuklarıyla kuracağı ilişki,etkileşim biçimi ve sağladıkları ortam önemlidir.Başta,çocuklar açısından model olma sorumluluğunu unutmamalıdır.Demokrasi açısından,çocuklarla kurulan ilişki sevgi odaklı olmalıdır.Yine, çocuklar kendilerini ilgilendiren ve yeterli olduğu konularda karalarlara katılması gerekmektedir.Yaptığı eylemlerin sonuçlarından,çocuklar sorumlu tutulmalı ve yapıcı yaptırımlar uygulanmalıdır.Ayrıca,kuralların konulmasında anne –baba çocuklarla birlikte vermelidir.Burada anlatılanlar, çocuklara demokrasi davranışları kazandıracak ortamın özellikleridir.

         Otoriter(diktacı) tutum ise,kontrol odaklı, baskıcı,katı kural ve cezaların uygulandığı ortamdır.Bu tutum ve davranış,sözlü ve sözsüz şiddeti içermektedir.

          Ülkemizde,aile içinde bu tutum ve davranışların hangisinin ağırlıkta olduğunu değerlendirmek istersek gözlemler ve araştırma veriler otoriter (diktacı) tutumun devam ettiği yönündedir.Emniyet Genel Müdürlüğü’nün resmi araştırmalarına göre; kadınlar çoğunlukla şiddete maruz kalmaktadır.Evli kadınların %46’sı bu şiddetten nasibini almış, son beş yıl içerisinde de %65 oranında ölüm olayı artış göstermiştir.Çocuklara yönelik şiddet oranı ise %60 düzeylerindedir.(Remzi koçözinternet)Bu sayılar,aile içi şiddetin, ülkemizdeki ve dolayısıyla otoriter(diktacı) tutumun ülkemizdeki boyutunu göstermektedir.

        Toplumsal kurumlar içinde eğitim kurumunun ayrı bir yeri vardır.. Çünkü,eğitim örgütleri çocuklara belli davranışları kazandırmak için özel olarak yapılandırılmış örgütlerdir.Demokrasi davranışlarını, çocuklara ve gençlere kazandırılması 1739 satılı Milli Eğitim Temel Kanununda güvence altına alınmıştır.Ancak demokrasini öğretimi diğer derslerin öğretimi gibi olamaz. Çünkü her şeyden önce  okulda ve sınıfta demokratik ortamın olması gerekmektedir.Çünkü demokrasi yaşanarak öğrenilmektedir.Öğrenciler açısından,bu yaşantı ve koşulları sağlayacak olanlar, mili eğitim politikalarına yön verenler, okul yöneticileri ve öğretmenlerdir.

       Okul yöneticileri, demokrasi davranışlarının kazanımı adına, uyguladığı yönetimsel politikalarla öğrencilere, öğretmenlere, idari personele  ve velilere güvenli bir çevre sağlamak zorundadır.Öğretmen, öğrenci,veli ve idare personele ilgi; geliştirme olanaklarını destekleme;insan ilişkilerine önem verme;işbirliğini sağlama; morallerini yüksek tutma;adil olma ve eşit davranmadır.Bununla beraber, verilen kararlar açısından öğrenci,öğretmen,idari personel ve velilerle katılımcı anlayışın baskın olmasıdır.Ancak,ülkemizde okul yöneticiliğinde esas olan öğretmenliktir, görüşü halen devam etmektedir.Okul yöneticiliğinin de  okulu vardır anlayışıyla hareket ettiğimizde; önemli bir koşul olan yöneticilik eğitiminden   yetersiz olmaları, yöneticilerimizin bu güvenli çevreyi oluşturamamanın en önemli  nedenlerinden birisi olarak kabul edilmelidir.

        Öğretim ve işletme boyutuyla ve bazen de denetim boyutuyla okul yöneticiliği diğer     bazı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi özel ve uzmanlık gerektiren bir meslek olarak benimsenmektedir.Ancak,ülkemizde okul yöneticilerinin atanma biçimi “bizden olsun” anlayışıyla ve partizanca tutumların açıkca belirgin olduğu atamalar yapılmaktadır.Bu tür atamalar,değil demokratik davranışları kazandırmak; var olan prosüdürleri işletememe sorununa yol açması bizi şaşırtmamalıdır.Diğer yandan, okul yönetici odaları,misafir ağırlama ve veli görüşmesi yapılacak yerler olacağına,bazen öğrencilere şiddet uygulanan yerler olabilmektedir.Mezun durumunda olan bazı öğrenciler,yöneticilere olan tepkilerini ya kitaplarını yakarak yada kravatlarını yaktıkları  görülebilmektedir.

        Okulun en önemli  temel taşlarından birisi sınıfın kendisidir.Bir öğrencinin üniversite de dahil   toplam on altı yıl öğrenim hayatı  olduğu düşünüldüğünde,sınıf ve öğretmenlerin önemi daha iyi anlaşılacaktır. Özellikle,öğretmenlerin sınıfta gösterecekleri davranış biçimleri, demokratik ideallerin,  öğrenciler açından yaşatılmasında  temel rolleri oynamaktadırlar.

         Akla,öğretmenlerin öğrencilere hangi demokratik koşulları sağlayacağı sorunu gelmektedir.Öğretmenler,onlara düşünmelerini sağlamak için sorular sormalı;fikir,düşüncelerini ifade etmeleri için özgür ortam sağlamalı; yine sınıf başkanı,kol temsilcileri ve kol yöneticiliği gibi görevlere Özendirmeli;birbirine zıt görüşlerin tartışılmasına zemin hazırlanmalıdırlar.Ancak,ülkemizde değil bu tür sınıf ortamlarıyla karşılaşmak; aksi sınıf ortamlarıyla karşılaşmak olağan hale geldi adeta.Hemen hemen,her okulda şiddetin sembolü olan sopalarla gezinen okul yöneticileri ve öğretmenleri görüyoruz.Okullarda şiddetin ne boyutta oluştuğuna ilişkin olarak, araştırma verileri

Bulunmaktadır..Gerçekten de,Eğitim- Senin yaptığı araştırma; öğretmen ve okul yöneticileri tarafından okulda sopayla gezinme;dayak atma;saç kesme, öğrencilerin azarlanması gibi şiddet olaylarının yoğunlukla okullarda yaşandığını göstermektedir.(eğitimsen kaynak).Böyle bir ortamda,değil demokrasiyi yaşamak,oteriter (diktacı) tutumlar edinilmesi kimseyi şaşırtmamalıdır.  

           Din kurumu,kişilik ve karakter oluşturarak toplumda bireyler arasında birlik ve beraberliği sağlama işleve sahiptir.Din kurumu, bu işlevini yerine getirmek için  din örgütlerini ve din adamlarından yararlanır.Demokrasi ve laiklik birbirinden kopmayan önemli değerlerdir.Biçimsel anlamda laiklik, yönetim biçimimizde yer almasına rağmen davranış boyutuyla yaşadığımız şüphe götürmektedir.Geçmişte , Maraş,Çorum,Sivas,hrant dink ve Malatya olayları böyle bir görüşü kanıtlamaktadır.

           O zaman birlik ve beraberlikte davranış oluşturmada sorumluluğu olan din örgütlerinin ve adamlarının çabalarını yeterli görmemek eleştirilmemelidir.

            Demokratik adım adım yaşandığı ve davranışların oluştuğu yerlerden birisi iş çevresidir.Bu iş çevreleri işletme ve devlet kuruluşları olabilir.İş çevresinde, yöneticilerin yönetimsel politikaları, demokrasi değerlerinin kazanılıp kazanılmamasında önem taşımıaktadır.Demokratik davranışların çalışanlarca içselleştirimesi(kendine mal etme) için kararlara katılması gerekir.Yani,yönetimsel anlayış katılımcı olmalıdır.Böylece,çalışanlarla,yöneticiler arasında ki ilişkiler gelişecek ve iletişim gelişecektir.Katılımcı bir anlayışın benimsenmesiyle hem iş çevresi hem de çalışanın çıkarına olacaktır.Çünkü söz konusu karaların verilmesinde kendisine başvurulan iş gören kendi fikir ve düşüncelerini açıklama fırsatı bulduğundan çalıtığı işten daha çok doyum sağlayacaktır.Çalışanın iş doyumu, iş çevresinin amaçlarını gerçekleştirmede önemli fırsat olduğundan, iş çevresinin çıkarına kabul edilmelidir.Ancak, ülkemizde tam anlamıyla katılımcı anlayışın iş çevrelerinde de görmek mümkün değildir.Bu durum, demokrasi değerlerinin oluşamamasına yol açtığı gibi ;çalışanların ve iş çevresinin greksinmeleri de tam olarak karşınamamaktadır.

            Boş zamanlar kurumu da demokratik oluşumların kazanılması ve kazanılmamasında önem taşımaktadır.Bu kurum içinde, kitap,basın radyo dinleme, televizyon izleme gibi kitle iletim araçları bu çağa damgasını vurmaktadır. Türkiye’de okuma izlenme oranlarına bakılınca karamsar olmamak elde değil.Ülkemizde kitap okuma oranı %4.5;dergi okuma oranı %4;gazete okuma oranı 22;radyo dinleme oranı %25;televizyon izlenme oranı%94’dir.(http://istatistikler.net/izleme.htm)

           Demokratik davranışı gösterebilmek yaşatmak sürdürmek bir bilinç sorunudur.Ayrıca,yine demokratik davranış sürekli bilinç genişlemesiyle mümkündür.Bunu sağlayan en önemli kaynaklardan birisi kitap,dergi ve gazete okuma alışkanlığıdır. Ancak görüldüğü üzere okuma oranı istenen ölçüde değildir.

        Günümüzde,televizyonun izlenme oranın küçümsenmeyecek ölçüde olduğu göz önünde bulundurulduğunda sonuçlarının demokratik davranış adına sonuçlarının neler olabileceğini değerlendirmek gerekmektedir.Ülkemizde,genellikle ,reyting amaçlı olarak hazırlanan proğramların gerçek yaşamdan koparma,duyarsızlaştırma ve şiddeti özendirme gibi sonuçlara sahip olması  demokratik kültürün yerleşememesi adına  bizi düşündürmelidirler.Özellikle bu proğramlar içerinde diktayı özendiren şiddet içerikli dizi ve filmlere ayrı yer vermek gerekmektedir.Bu bağlamda, Kurtlar vadisi Dizisi örneği konumuz açısından incelenmeye değerdir.Daha okul öncesine giden yarınlarımızı emanet edeceğimiz çocuklarımız dizideki karekterlerle özdeşleşme yoluna gitmekte; onlar gibi davranma; ve okareterlerle birbirine hitap etmektedirler.Ne yazık ki; yetişkinlerin yeni doğan çocuklarına dizideki karekterlerdeki isimleri verdikleri görülmektedir.Dizi, Kısaca şiddeti ve diktacı tutum ve davranışları özendirmektedir.

        Gelelim konumuzu genel anlamda kapsayan siyaset kurumunun kendisinin incelenmesine.Siyaset,toplumda düzeni sağlama,koruma ve sürdürme işlevine sahiptir.Bu süreçte parti ve parti liderlerinin davranış boyutu model olma özelliklerini taşıdıklarından demokrasi davranışlarının edinilmesinde önemli bir etken olarak görülmelidir. Bu konunun açıklanmasına geçmeden önce 1982 anayasasına göre belli bir süreye kadar aydın kimselerin üyeliği kabul edilmediğinden; hem düşünsel süreç hem de davranış boyutuyla onların katkılarından yaralanılamamıştır.Yine nerdeyse gelenek haline gelenve aynı parti liderleriyle yola devam etme çabaları yeni renklere dinamiklere güçlere davranışlara kapılarını kapatmıştır.                                     

           Parti liderlerinin model olma sorumlulukları olduğu yukarıdaki satırlarda anlatılmaktadır.Davranış oluşturmada bu liderlerin bulundukları statü gereği önem taşımaktadır.Bu nedenle,parti liderlerinin her davranışı amaçlı ve bilinçli olmak durumundadır.Ancak ne talihsiz bir durumdur ki iç siyaset tarihimizde  yerinde olmayan ve biliçsiz davranışlarla karşılaşıldığı görülmektedir.Örnekleri çok olmasına rağmen bunlardan bir kaçına yer verilecektir.

         -“Her mahallede bir milyoner yaratacağım”

         -“Seçim için odun koysam o milletvekili”

         -“Dün,dündür bugün bugun”

          -“Ben zenginleri severim “

          -“Memurum işini bilir”

          -“Kalkınma için ağır sanayi”(sonuç tabele fabrikalar)

          -“herkese iki anahtar(ev ve araba)

          -(Ananı alda git)

 

Nezaket sınırlarını zorlayan bu parti liderlerinin söylem düzeyindeki davranışları demokratik kültürün yerleşmesinde dolaylı yollardan  engellere yol açtığı tartışılmamalıdır.

         Yukarıdaki satırlarda görüldüğü gibi çocuk yetiştirilme biçimleri;okul yöneticileri ve öğretmenlerin davranış biçimleri ve sağladıkları ortam;iş çevresindeki yönetimsel politikalar;kitle iletişim araçları bireylerin yaşantılarına doğrudan etki yapmaktadır.

          Yaşantı bir etkileşim sürecidir.O zaman demokratik veya diktacı davranışı da edinmek bir etkileşim olgusu olarak ele alınmalıdır.Yukarıda gözlem ve araştırma sonuçları; birey üzerinde etki eden etkenlerin çocuklarımızda,ghençlerimizde ve genel anlamda diktacı tutum ve davranışları geliştirdiği söylenebilir.Çünkü,nasıl ki demokratik davranış yaşanarak öğreniliyor;diktacı tutum ve davranış da  yaşanarak öğrenilmektedir.Böyle bir fikir,bireylerin diktacı davranışları nasıl öğrendikleri açıklanmasını gerektirmektedir.

          Farklı öğrenme yöntemleri olmasına rağmen,bu davranışların öğrenilmesi,”sosyal öğrenme”kuramına göre açıklanabilir.Bu kuramın temel dayanakları şunlardır:

          Diğer insanlar gözlenerek öğrenilebilir

           Gözlenen kişi (anne-baba,okul yöneticileri,öğretmenler,din adamları,kurum yöneticileri,parti liderleri ve televizyondaki karekterler) Modeldir.

           Bir davranış sadece yaparak öğrenilmez,gözlenerek de öğrenilir

           Bireyin tutumu çevreden etkilenir

            Modelin yüksek statü de olması gözlemcinin davranışını etkiler

            Yüksek statülü bir model alanında uzman olmasa bile yeterli olarak agılanır.

           Sosyal öğrenme kuramına göre demokratik ve otokratik(diktacı) davranış  model olan kişiler gözlemlenerek öğrenilmektedir.Yukarıda açıklanan model kişilerin sergiledikleri davranış boyutunda demokrasi acısından zafiyetlerin  bulunduğu açıklanmıştır.Bunu diğer anlamı model alınan kişilerden, diktacı tutum ve davranışları çocuklarımız,gençlerimiz,yurttaşlarımız gözlem yoluyla öğrenmektedirler.Tüm bu anlatılanlar Demokratik davranışlar adına Çocuk yetiştirme biçimimizin;okul yöneticileri ve öğretmenlerin davranış biçimlerinin;din adamlarının davranışını;kurum yöneticilerinin davranış biçimlerinin demokratik kültürün tam anlamıyla yerleşmesi için yeniden ele alınması hem bireysel hem de toplumsal gereksinmelerin karşılanmasında bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.     

      

 

   Hasan güneş 

E:ÖĞRT.Grv/Bilim Uzmanı

 

Mebpersonel.Com   

Bu  yazının tüm hakları Mebpersonel.Com'a aittir. İzin alınmadan veya açık   yapılan alıntıların takibi yapılır

 

www.mebpersonel.com

banner182
Son Güncelleme: 12.11.2014 18:47
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol