banner374
13 Aralık 2015 Pazar 23:03
Devlet Büyüğü, Önce İnsandır...
 Ülkemizde, özellikle Gezi olaylarından sonra yoğun ve şiddetli sayılabilecek bir biçimde bir furya başladı. Bu furyayı başlatanlar, TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR VEREN ülkemizdeki adli yargı mekanizmalarıydı. Yani mahkemeler. Pekala, bu furya ne idi? Bu furya, devletimizin üst düzey büyüklerine hakaret olarak nitelendirilen eylemlerden ötürü o eylemlerde bulunanlar hakkında savcılıklar kanalıyla soruşturma dosyaları oluşturulması ve mahkemeler nezdinde bu kişilerin yargılamalarının yapılıp yasal direktifler uyarınca çeşitli cezalara çarptırılması idi. İşgüzarlığı, kraldan çok kralcılığı ağır basan mahkemelerin cezalarına, bugüne değin 7’den 70’e maruz kalan birçok insan oldu. Bu insanlar arasında deli fişek özellikle lise ve üniversite öğrencileri, gazeteciler, mühendisler, öğretmenler, yaş sınırlaması gözetilmeksizin toplumun her kesiminden, neredeyse her meslek grubundan birçok insan bulunuyor. Zannedersem, toplumun her kesiminden, 7’den 70’e iştirakın olduğu Gezi eylemlerinden sonra devlet büyüklerine hakaret olarak nitelendirilen eylemlere bağlı olarak kovuşturma ve yargılama furyasının alabildiğince daha da yoğun ve şiddetli bir biçime bürünmesi, neredeyse her kesimi  kapsayan Gezi’deki sosyal dokuya karşı bir sindirme ve korkutma girişimi, hamlesi ve vuruşu olarak değerlendirilebilir. Zaten Gezi’den sonra ülkemizde hiçbir şey eskisi gibi olmamıştır. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı ise devlet büyüklerimizin ‘’YENİ TÜRKİYE’’ söylemleriyle adeta sosyal dokuya, kanıksatılarak nakşedilmeye çalışılmıştır. O günden bugüne toplumsal dokudaki, yenilik adı altında güya eskiye sırt çevirmiş; ama zihni ve kalbi olarak eskiye açık değişimler, devlet büyüklerinin kendilerine yönelik eleştirilere karşı tahammülsüzlüğün ve hoşgörüsüzlüğün sınırlarını zorlaması için sırtını adeta sıvazlamıştır. Tahammülsüzlük ve hoşgörüsüzlüğün boyutlarının ne olduğu ve sınırlarını nasıl aştığını ise mahkemeler nezdinde ele alınan devlet büyüklerine karşı hakaret sayılacak eylemler ile ilgili dosyalara baktığınızda net bir şekilde görebilirsiniz. Tahammül ve hoşgörü ile ilgili bir kitapta (kitabın ismini, bazı yanlış anlaşılmalara sebebiyet verebilirim diye düşündüğüm için vermiyorum), ilgili sayfanın, ilgili paragrafında şöyle yazıyordu: ‘’...hoşgörü ve tahammül kadına şiddete, tecavüzlere ve akabinde cinayetlere, yolsuzluklara sınırlarını nasıl açabilir? Elbette, açmamalıdır...’’ Evet, görüldüğü üzere hoşgörü ve tahammül sınırını, yüz kızartan eylemlere karşı açamaz. Ama ülkemizde, sanki toplumsal damarlara dokunuş ile hoşgörü kapısını kadına şiddete, tecavüzlere, cinayetlere, yolsuzluklara açtık. Gelin görün ki, devlet büyüklerimize en ufak bir eleştiriye karşı ise kapattık.
Toplumsal damardaki hoşgörü ve tahammül değişimleri, beraberinde yasaları yapan meclise, yasalar direktifi ile millet adına karar veren mahkemelere, millet adına yasaları yürütenlere sirayet etmiştir. BUNA, KENDİMCE BİR AD TAKTIM, O DA, MÜTESELSİLEN HOŞGÖRÜSÜZLÜK VE TAHAMMÜLSÜZLÜKTÜR. BİR NEVİ, DEĞİŞEN HOŞGÖRÜ ANGAJMANLARINA GÖRE SÖZ KONUSU EYLEMLERİN ÜZERİNE ATILI OLDUĞU KİŞİ YA DA KİŞİLERİN, ABLUKA ALTINA ALINMASIDIR. MÜTESELSİLEN HOŞGÖRÜSÜZLÜK, ABLUKA ALTINDAKİ KİŞİ YA DA KİŞİLERİN, ULUSLARARASI HUKUKSAL NORMLARDAN İSTİFADE ETMESİNİN ÖNÜNE RESMEN AMBARGO KOYMAKTADIR.

Elbette hoşgörüye, müteselsilen hoşgörü angajmanlarından sıyrılarak bakan mahkemelerimiz de yok değil. Mesela, bu yönlü davalara bakan bazı mahkemlerimizin verdiği kararlarda, özellikle vurgulanan ve göze çarpan hoşgörü sınırlaması şudur: ‘’Devlet büyüğü, sıradan insandan daha hoşgörülü olmalı. Ve bulunduğu konum itibariyle alabildiğince tahammüllü olmalıdır...’’ Ama geçen hafta bir öğretmen arkadaşımıza, aynı zamanda EĞİTİM, ÖĞRETİM VE BİLİM HİZMETLERİ KOLUNDA faaliyet yapan EĞİTİM İŞ sendikasının Antalya şubesi yönetim kurulu üyesi olan, devlet büyüğüne karşı sendikaların yapmış olduğu kitlesel yürüyüş eyleminde attığı bir slogan hakkında başlatılan soruşturma kapsamında yapılan yargılamada hapis cezası verildi, bu hapis cezası daha sonra para cezasına çevrildi. Ne yazık ki, yukarıda anlatmış olduğumuz müteselsilen hoşgörüsüzlük ve abluka , bu sefer bir öğretmeni, aynı zamanda bir sendikacıyı cezaya çarptırmıştır. Bu ceza, sendikaların toplanıp kitlesel olarak yürüyüp slogan attığı bir eylemde, bir öğretmenin attığı slogana, ne kadar hoşgörülü ve tahammüllü olunduğunun apaçık göstergesidir. DEVLETİMİZ O KADAR BÜYÜK Kİ, KAMU GÖREVLİSİ BİR ÖĞRETMENİ YANİ BİR İNSANI AŞAĞILAYAN, KÜÇÜMSEYEN, DAHA İLERİ GİDİP ONA BAĞIRAN ÇAĞIRAN, HATTA MOBBİNG UYGULAYAN İDARECİLERİ GÖRMEZ İKEN; SENDİKAL ALANDA ÖRGÜTLÜ MÜCADELENİN OLMAZSA OLMAZI BİR SLOGANA HİDDETLİ, ŞİDDETLİ VE CEZALI BİR REAKSİYON İLE TEPKİ VEREBİLİYOR. Demek istediğim şudur ki, hoşgörünün ve tahammülün kapıları MOBBİNG YAPANLARA açık (O KADAR AÇIK Kİ, YAPILAN ARAŞTIRMALARDA DEVLET KURUMLARINDA, MOBBİNGİN HER GEÇEN GÜN ARTTIĞI GÖZLENMEKTEDİR. AÇIP YOL VERİRSEN OLACAĞI BUDUR, BÜYÜK BİR ARTIŞ) ; ama sendikal alanlarda örgütlülük bilinci ile hareket ederek, slogan atanlara, devlet büyüğüne hakaret var, gerekçesi ile kapalı... Devlet küçüğü sayılan kamu görevlilerine, bunların içinde öğretmenler başı çekiyor, her türlü hoşgörüsüzlüğü ve tahammülsüzlüğü reva say, çekeceksin, de; ama devletin büyüklerine küçücük bir sloganı atana cezayı reva gör... SORUYORUM, ADALET Mİ, REVA MI?

DEVLET BÜYÜKLERİNDEN BEKLENTİMİZ, BÜYÜKLÜKLERİNİ GÖSTERSİNLER... BÖYLELİKLE, SINIRSIZ HOŞGÖRÜLERİNİN VE TAHAMMÜLLERİNİN KUCAKLAYICILIĞINDA KENDİMİZİ GÜVENDE HİSSEDECEĞİZ... İŞTE O ZAMAN NE 657’YE, NE YAZILI SINAVLARA İHTİYACIMIZ OLMAYACAK... GÜVENCEMİZ, ENGİN HOŞGÖRÜ VE TAHAMMÜLÜNÜZ OLACAK... SONRA MÜTESELSİLEN OLARAK BUNLARA BAĞLANAN ADALETİNİZ... BIRAKALIM, BARİ SENDİKAL ALANDA, GÖSTERECEĞİNİZ ENGİN HOŞGÖRÜ VE TAHAMMÜL DENİZİNDE, ÖRGÜTLÜLÜK BİLİNCİ İLE İNSANLAR ÖZGÜRCE KULAÇ ATABİLSİNLER... GERÇEK TEMİNATIMIZ, BU OLACAKTIR İŞTE...

DEVLET BÜYÜĞÜNÜN KARŞISINDA HİÇBİR VAKİT KÜÇÜLMEYEN, DAİMA MÜCADELECİ RUHU VE ÖRGÜTLÜLÜK ŞUURU VE GÜVENCESİ İLE DİK DURAN ÖĞRETMENLERE , BİN SELAM OLSUN!.. VE:

‘’... Yarına ümitle yürüyenlere bir selam uçuralım…"

(Orhan Veli)

EEE, NE DEMİŞ ULU ÖNDER M. KEMAL ATATÜRK:

‘’SINIFTA, ÖĞRETMEN, CUMHURBAŞKANINDAN BİLE ÖNCE GELİR...’’

İŞTE, SÖZE DEĞİL, EYLEME DAYANAN BELGESEL KANIT:

 

NOT: DEVLETİN BÜYÜĞÜ, DÜNYA’DA YAŞAYAN, RUHSAL CANLI VARLIK İNSANDIR... BU İNSAN Kİ, HAVVA-ADEM-KUTSAL RUH NÜVESİNDE, MÜTESELSİLEN ABLUKA İLE YALNIZCA YASAK MEYVE AMBARGOSU KONULARAK YARATILAN TESLİSTİR...

Tüm devlet büyüklerine saygılarımla...

Yahya ASLAN
banner182
Anahtar Kelimeler:
devlet büyüğü insandır
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol