banner374
07 Şubat 2015 Cumartesi 08:57
Dünyanın En Başarılı Okul Sistemleriyle İlgili 7 Mit
 1. Düşük gelirli öğrenciler okulda başarısız olmaya mahkumdur.

Dünyanın pek çok yerindeki öğretmenler, sınıflarındaki düşük gelirli öğrencilerin yaşadığı sosyal dezavantajları telafi etmek için çaba gösterirler. Bazıları yoksulluğun kader olduğuna inanır.

Ancak PISA test sonuçları, Şangay’daki en düşük gelirli 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 10′unun, Amerika’daki ve pek çok Avrupa ülkesindeki en yüksek gelirli öğrencilerin yüzde 10′undan çok daha iyi matematik becerilerine sahip olduğunu ortaya çıkardı.

Benzer sosyal altyapıları olan çocuklar, gittikleri okula ya da içinde yaşadıkları ülkeye göre çok farklı performanslar gösterebiliyorlar.

Düşük gelirli öğrencilerin başarılı olduğu eğitim sistemleri, sosyal eşitsizlikleri hafifletebiliyor. En yetenekli öğretmenleri en zorlayıcı sınıflara ve en becerikli okul yöneticilerini en düşük gelirli okullara çekmeyi başarabiliyorlar. Böylece bütün öğrencileri, yüksek standartlar ve mükemmel eğitimle zorlayabiliyorlar.

Bazı Amerikalı eleştirmenler, bu uluslararası eğitim karşılaştırmalarının sınırlı olduğunu çünkü Amerika Birleşik Devletleri’nin kendine özgü bir sosyo-ekonomik dağılımının olduğunu ileri sürüyor. Ancak Amerika, pek çok ülkeden çok daha varlıklı bir ülke ve eğitime diğer ülkelerin çoğundan çok daha fazla para harcıyor. Ebeveynleri pek çok ülkedekilere göre çok daha yüksek bir eğitim seviyesine sahip ve sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı olan öğrencilerin oranı OECD ortalaması civarında.

Amerikan eğitim sistemi en yüksek giderlere ama en karışık sonuçlara sahip.

Amerikan eğitim sistemi en yüksek giderlere ama en karışık sonuçlara sahip ülke.

Karşılaştırmalar bize, sosyo-ekonomik dezavantajın, Amerika’daki öğrenci performansları üzerinde belirgin bir şekilde çok güçlü bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor. Başka bir deyişle, Amerika’da iki farklı sosyo-ekonomik düzeyden gelen öğrencinin öğrenme çıktıları, OECD ülkelerindeki benzer bir karşılaştırmaya oranla çok daha fazla çeşitlilik gösteriyor.

2. Göçmenler test sonuçlarını düşürüyor.

Göçmen çocukları kaynaştırmak zorlayıcı bir durum olabilir. Ama PISA test sonuçları bize şunu söylüyor: Bir ülkedeki göçmen öğrenci oranı ile o ülkedeki öğrencilerin genel performansı arasında hiçbir ilişki bulunmamaktadır.

Benzer göçmen geçmişine ve hikayesine sahip öğrenciler bile farklı ülkelerde birbirinden çok farklı performans düzeyleri sergileyebiliyor. Sonuç olarak çocukların nerede okula gittiği, nereden geldiklerinden çok daha büyük bir fark yaratıyor.

3. Başarı, para demektir.

Matematik konusunda en yüksek performansı gösteren OECD ülkesi olan Güney Kore, öğrenci başına ortalamanın oldukça altında bir harcama yapıyor.

Dünya artık zengin ve iyi eğitimli ülkeler ile fakir ve kötü eğitimli ülkeler olarak ikiye ayrılmıyor. Eğitim sistemlerinin başarısı artık ne kadar para harcandığı ile değil, paranın nasıl harcandığı ile ilgili.

Eğer ülkeler, giderek daha fazla bilgiye dayalı hale gelen küresel ekonomide rekabet etmek istiyorlarsa, eğitimi geliştirmeye yatırım yapmak zorundalar.

Güney Kore'de aileler sınava girecek çocukları için mum yakıyorlar.

Güney Kore’de aileler sınava girecek çocukları için mum yakıyorlar.

Ancak öğrenci başına eğitim gideri, OECD ülkeleri arasındaki öğrenci performansı farklılıklarının yüzde 20′sinden daha bile azını açıklayabiliyor.

Örneğin, 6 ila 15 yaş arasındaki öğrenci başına yaklaşık 53 bin dolar harcayan Slovak Cumhuriyeti’ndeki öğrenciler, öğrenci başına 115 bin dolardan fazla harcayan Amerika’daki 15 yaşındaki öğrencilerle aynı başarı düzeyine sahip.

4. Küçük sınıf boyutları standartları yükseltiyor

Her yerde, öğretmenler, aileler ve politikacılar, daha iyi ve daha kişiselleştirilmiş eğitimin anahtarının küçük sınıflar olduğunu ileri sürüyor.

Sınıf boyutlarında küçülmeye gitmek, son on yılda pek çok ülkedeki öğrenci başına giderin belirgin bir şekilde yükselmesindeki temel sebeplerden biri oldu.

Ancak PISA sonuçları, ne ülke içinde, ne de ülkeler arasında, sınıf boyutlarıyla öğrenme çıktıları arasında hiçbir ilişki olmadığını gösteriyor.

Daha da ilginç olanı, PISA’da en yüksek performansı gösteren eğitim sistemleri, öğretmen kalitesine sınıf boyutlarına oranla sistematik olarak daha fazla öncelik veriyor. Ne zaman daha küçük bir sınıf ile daha iyi bir öğretmen arasında seçim yapmak zorunda kalsalar, her zaman ikincisini seçiyorlar.

Küçük sınıflara para yatırmak yerine rekabetçi öğretmen maaşlarına, sürekli mesleki gelişime ve iş saatlerinde denge kurmaya yatırım yapıyorlar.

5. Adalet için kapsamlı sistemler, yüksek sonuçlar için akademik seçim

Seçici olmayan ve kapsamlı bir sistemin adalet ve eşitlik sağlamak için tasarlandığına, akademik seçiciliği olan bir okul sisteminin ise kaliteyi ve mükemmelliği hedeflediğine dair bir geleneksel düşünce bulunuyor.

Ancak uluslararası karşılaştırmalar, eğitimin kalitesi ile eşitlik arasında bir tezatlık olmadığını gösteriyor. En yüksek performans gösteren eğitim sistemleri her ikisini de birleştiriyor.

6. Dijital dünya, yeni konular ve daha geniş bir müfredat gerektiriyor.

Globalleşme ve teknolojik değişim, öğrencilerin bilmesi gereken şeyler üzerinde çok önemli bir etkiye sahip.

Google’da bu kadar çok içeriğe ulaşabiliyorken, rutin beceriler dijitalleşiyor ve meslekler hızla şekil değiştiriyorken, odaklanmamız gereken şey insanların yaşam boyu öğrenen olmalarını sağlamaktır.

Kısacası modern dünya bizi artık sadece bildiğimiz şey ile değil, bildiğimiz şeyle ne yaptığımızla ödüllendiriyor.

En yüksek performans gösteren eğitim sistemlerinde müfredat, ne aşırı geniş ne de aşırı yoğun.

En yüksek performans gösteren eğitim sistemlerinde müfredat, ne aşırı geniş ne de aşırı yoğun.

Pek çok ülke, yeni konularla okul müfredatlarını genişleterek bu değişimi eğitim sistemlerine yansıtıyor. Ekonomik krizle birlikte güçlenen en güncel trend, öğrencilere ekonomik beceriler öğretmek oldu.

Ancak PISA sonuçları, ekonomi eğitiminin kapsamı ile ekonomi okur yazarlığı arasında bir ilişki olmadığını söylüyor. Hatta PISA’nın ekonomi okur yazarlığı değerlendirmelerinde en yüksek performansı gösteren öğrencilerin olduğu eğitim sistemlerinde hiçbir şekilde ekonomi okur yazarlığı öğretilmediği, bunun yerine en büyük emeğin yoğun matematik becerilerinin geliştirilmesine harcandığı ortaya çıktı.

Genel olarak en yüksek performans gösteren eğitim sistemlerinde müfredat, ne aşırı geniş ne de aşırı yoğun. Bunun yerine, çok iyi ve çok yoğun bir şekilde öğretilen birkaç şey ile titizlikle hazırlanmışlar.

7. Sadece doğuştan yetenekli olanlar başarılı olur.

Pek çok eğitim psikoloğuna göre öğrenci başarısı temelde kalıtsal bir zekanın ürünüdür, çok çalışmanın değil.

PISA verileri de bu yanlış inancı ortaya çıkarıyor: Batı dünyasındaki öğrencilerin belirgin bir oranı, matematik ve fende başarılı olmak için çok çalışmaya değil şansa ihtiyaçları olduklarını söylüyor.

Çin'deki bir güzel sanatlar akademisine giriş için, öğrencilerin teslim ettiği çalışmalar inceleniyor.

Çin’deki bir güzel sanatlar akademisine giriş için, öğrencilerin teslim ettiği çalışmalar inceleniyor.

Öğretmenler, daha az yetenekli görünen öğrencilere daha yüksek seviyelerde başarı göstermeleri için baskı yaptıklarında suçluluk hissedebiliyorlar, çünkü bunun öğrenci için haksızlık olduğunu düşünüyorlar.

Hedefleri daha çok, her öğrencinin, sınıflarındaki öğrencilerin ortalamasına ulaşmalarını sağlamak oluyor. Yani Finlandiya, Singapur ve Şangay’daki gibi yüksek evrensel standartlara ulaşmak değil.

Öğrencilerin okul notları ile PISA’daki performansları arasındaki bir karşılaştırma, öğretmenlerin düşük sosyo-ekonomik gruptan gelen öğrencilerden daha az beklenti içinde olduklarını gösteriyor. Ayrıca bu öğrencilerin ve ailelerinin de daha düşük beklentileri olabiliyor.

Bu, eğitim sistemlerinin taşıması gereken çok ağır bir yük. Ve okul sistemleri, bütün çocukların çok yüksek düzeylerde başarı gösterebileceği gerçeğini kabul etmedikleri sürece en iyi performans gösteren ülkelerin başarı seviyelerine ulaşamayacaklar gibi görünüyor.

Finlandiya, Japonya, Singapur ve Hong Kong’da öğrenciler, aileler, öğretmenler ve toplumun büyük bir kesimi, bütün öğrencilerin en yüksek standartlarda başarı gösterebileceği inancını paylaşıyor.

Bu sistemlerdeki öğrenciler, sürekli olarak şunu söylüyor: Eğer çok çalışırsak, üstün olmamız konusunda bize destek olan öğretmenlerimizi haklı çıkarabiliriz.

Bazı en yüksek performansları gösteren ülkelerde gözlenen en ilginç modellerden biri de, öğrencilerin farklı türlerdeki ortaokullara akın ettikleri bir sistemden kademeli olarak vazgeçmeleridir.

Bu ülkeler bu değişimi, ortalamayı esas alıp yeni standartları bu seviyeye çekerek gerçekleştirmedi. Bunun yerine seviyeyi yükselttiler ve daha önce sadece elit öğrencilerinin ulaşmasını bekledikleri standartlara bütün öğrencilerin ulaşmasını zorunlu kıldılar.

Sonuç olarak, bu eğitim sistemlerinde evrensel yüksek beklentiler sadece bir “mantra” değil, bir gerçek.

Andreas Schleicher

OECD Eğitim Direktörü

Egitimpedia
Kaynak: http://www.bbc.com/news/business-31087545

banner182
Son Güncelleme: 07.02.2015 08:58
Anahtar Kelimeler:
EnBaşarılıOkulSistemleri
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol