banner374
09 Mart 2015 Pazartesi 09:37
EĞİTİM DENETİMİNDE YAPISAL SORUNLAR
 2011 yılından beri Milli Eğitim Bakanlığının teşkilat yapısı ile ilgili tartışmalı ve yargıya taşınan birçok yasal değişikliğin yanında, denetim alt sisteminin iki başlılığını kaldıran, merkeze bağlı ve kısmi bağımsızlığı bulunan teftiş kurullarını kaldırıp, müfettişleri İl Milli Eğitim Müdürlüklerine bağlayan uygulamalar tartışma ve dava konusu haline gelmiştir.

2004 yılından beri kamu reformu çalışmalarında tüm bakanlıklardaki “teftiş kurullarının” varlığı tartışma konusu haline gelmiş ancak, kamudaki yapısal değişimin(teşkilat ve öncelikle zihniyet) bu günden yarına olamayacağı gerçeği anlaşılmış olacak ki, bu uygulamalar şimdilik askıya alınmış vaziyette. Yapısal değişimle, zihniyet değişimi aynı düzlemde gitmediği durumlarda, yapılmaya çalışılan maslahat genellikle hep eskiyi aratmıştır. İşin içinde eğitim sistemi olunca, yapılan hataların maliyeti pekte telafi edilir türden olamamaktadır.

Denetim, yönetimin asli fonksiyonlarından biridir. Yönetim ve denetimin birbirinden bağımsız ve farklı faaliyetler olarak düşünülmesi ve yürütülmesi düşünülemez. Bu noktada bakanlığımızın bir alt sistemi olan denetim alt sistemi öne çıkmaktadır. Eğitim yönetiminde denetim dendiğinde; eğitim sistemin sahip olduğu insan unsuru ve madde kaynaklarını en etkili şekilde kullanarak, rehberlik, inceleme, araştırma ve soruşturma yoluyla devletin temel amaçlarını gerçekleştirme eylemi ifade edilmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığınca yürütülen yönetsel eylemlerin etkililiği ve yasallığını araştırmaya memur edilen müfettişlerin, yasalarda açıklanan görevlerini amaca uygun şekilde etkin, tarafsız ve bağımsız olarak yerine getirebilmeleri için mesleki yeterlik ve formasyonun yanında, yapısal olarak ta güçlü bir pozisyonda olmaları gerekir. En son değişiklikte ne yazık ki etkisizleşen müfettiş mesleğinin yanında, İllerin bünyesinde kadrolanan müfettişlerle, il yöneticileri arasındaki tanımlanamayan çatışma ile örgüt iklimini bozucu tutum ve davranışların yanında; yönetsel olarak görev binişmeleri, icra edilen eğitim işiyle çelişik görüntüleri gündeme getirmektedir. Oysa yönetimle denetim birbirine muhalif faaliyetler değildir.

Bu görüntülerin olmaması için denetim yapısının, daha bağımsız bir pozisyonda olması gerekir. Mevcut haliyle denetimin amacı; bakanlığın faaliyetlerinin, kanun ve diğer mevzuat ile kalkınma plan ve programları ilke ve hedefleri doğrultusunda yürütülmesi sonrası yapılan uygunluk denetimi ile beraber teftiş sonuçları çerçevesinde iyileştirmelere yönelik teklifte bulunulması suretiyle kurumun üst yönetime katkı ve güvence sağlamaktır.

Eğitim hizmetinin sunumunda etkinlik ve verimliliğin arttırılması amacıyla denetim mesleğini icra eden müfettişlik mesleğinin yetkilerinin daraltılması, azim ve cesaretlerinin kaybettirilmesi, moral ve motivasyonlarının zedelenmesi gibi uygulamaların eğitim sistemimize yarar sağlamayacağı aşikârdır. Denetim işlevinin kamu/eğitim yararına uygulanabilmesi için, yapılan teftişin niteliği ile denetim yapan “görevlilerin” yeterliliği arasında bir bağıntı olması gerekmektedir. Bu bağıntı, müfettişin görevlendirilmesinde amaç-araç dengesi bağlamında dikkate alınmalıdır.

Belirli aşamalardan geçip mesleki formasyonu kazanan ve denetim görevi yapan denetim elemanların, kurumsal anlamda işlevinin etkisizleştirilmesi, hem hiyerarşik, hem hukuki hem de bilimsel açılardan eğitim sistemimiz için önemli mahsurları gündeme getirecektir. Genellikle Eğitim sistemimiz içerisinde teftiş meselesi gündeme gelince, hazır kıtada bekleyen birilerince var olan uygulamalar ve teftiş adına yapılan ve halen yürürlükten kalkmayan ilkel usuller gündeme getirilir ve müfettişler bir nevi topa tutulur. Halbuki, meseleye sistemsel bakılıp yapılan eleştiri yeni gerçekler üzerinden yapılsa, gösterilen tutum daha mantıklı ve rasyonel olacak. Otoriter ve bireyi suçlu gören devlet modelinin teftiş uygulamaları, elbette kendine benzeyecektir. Burada sorulması gereken; denetim faaliyeti bir hiyerarşik eylem mi; yoksa bir danışma birimi mi? Devletin yapısı bu haliyle devam ettiği sürece birinci seçenek tercih edilmek zorunda. Denetim hiyerarşik bir faaliyetse, denetim biriminin en üst otoriteye bağlı olması bir zorunluluktur. Aksi uygulamalar, kamuda keyfiliğe ve hak ve adaleti tesis etmedeki temel kaide olan hukukilik prensibinin göz ardı edilmesine neden olur.

Keyfi uygulamaların getirdiği nokta hep yıkım olmuştur. Özellikle eğitim sistemindeki hataların telafisi için hesap gününü beklemek gerekecektir. Yine mevcut haliyle üst otoriteye bağlı müfettişlik(bakanlıktaki eski durum ) kurumları, belki de gelenekten gelen kültürel bağlardan dolayı, bürokratik oligarşik ve kısmen otonomiyi barındıran tutum ve davranışları yüzünden yürütmenin önünde hep bir engel olarak görülmüştü.

Bu durum, katı devletçi ve otokratik tutumun ve meslek faşizminin ürünü olan davranışlardı. Ancak ortaya konulmaya çalışılan yeni pozisyon, eski omurga sabit tutularak yürütülmeye çalışılmakta ve bunun sonucu oluşan yapısal çelişkiler, uygulamada birçok sorunu; en başında da, müfettişlerin iş doyumunu etkileyerek mesleki tükenmişliği gündeme gelmekte ve dolayısıyla denetim yapımız, katma değer üretmeyen bir yapı haline dönüşmektedir.

Maarif Müfettişlerinin Görevleri kapsamında bakıldığında 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Rehberlik ve Denetim Başkanlığının görevleri başlıklı; 17/1-ç. maddesinde; “Bakanlık teşkilatı ve personeli ile Bakanlığın denetimi altındaki her türlü kuruluşun faaliyet ve işlemlerine ilişkin olarak, usulsüzlükleri önleyici, eğitici ve rehberlik yaklaşımını ön plana çıkaran bir anlayışla, Bakanlığın görev ve yetkileri çerçevesinde denetim, inceleme ve soruşturma iş ve işlemlerini Maarif Müfettişleri aracılığıyla yapmak” ile 17/1-d maddesinde; “Her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumları ile il ve ilçe millî eğitim müdürlüklerinin rehberlik, işbaşında yetiştirme, denetim, değerlendirme, inceleme, araştırma ve soruşturma hizmetlerini Maarif Müfettişleri aracılığıyla yürütmek” şeklinde ifade edilmiştir.


Bu mevzuat hükmünün bir fonksiyon kazanması için kuralın kendi varlığının dışındaki değişkenlerin de hesaba katılması gerekir. Söylenen sözün icrası için, sözü söyleyenin gününe ihtiyaç vardır. Burada etki, yetkilendirme, güç derken, mevcut örgüt yapısı(merkezi) üzerinden değerlendirme yapılmaktadır. Denetim sisteminin esasında top yekun bir paradigma değişimine ihtiyacı var. Bu başka bir tartışma konusudur. Değerlendirmeye halen var olan yapı üzerinden bakmak gerektiğini hatırlatmak istedim. Kısaca, bu yasada belirtilen yetkilerin icra edilebilmesi için, teftiş sisteminin hiyerarşik pozisyonunun yeniden düzenlenmesi; ya da denetim faaliyetinin her türlü otoriteden bağımsız gerçek bir danışma birimi haline dönüştürülmesi gerekir. Vesselam.

Zafer ÖZER
Kamudanhaber
banner182
Son Güncelleme: 09.03.2015 09:42
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol