banner438

EĞİTİM FAKÜLTESİ CAZİBESİNİ YİTİRDİ Mİ?

Öğretmenlerin nasıl yetiştikleri konusunda öncelikle sistemleri analiz etmek gerekir.

Eğitim 24.01.2020, 18:29
EĞİTİM FAKÜLTESİ CAZİBESİNİ YİTİRDİ Mİ?

Öğretmen adaylarını kariyerleri için mümkün olan en etkili şekilde hazırlamak için, alanlarına göre öğretilecek derslerin akademik bilgisi,
öğretim becerileri ve adaylara eğitimdeki günlük konuların üstesinden gelmelerine ve çeşitli durumlarda sınıfları idare edebilmelerine imkan sağlayan uygulamalı sınıf deneyimi eğitimleri çok önemlidir. Öğrencilerin birinci kalite eğitimden faydalanmalarını sağlamak için alanında etkin, nitelikli öğretmenlerin yetişmesi gerekir. Biz öğretmen adaylarımızı nasıl seçiyoruz? Öncelikle kendi sistemimizi analiz etmeye çalışalım.
Atanmak için sırada bekleyen yüzbinlerce öğretmen adayımız var. Buna rağmen günümüzde halen Fen/Edebiyat ve birçok fakülte mezunlarına tezsiz yüksek lisans ile öğretmen olabilme yolu açık bırakılmış ve yıllardır bu yanlış uygulamaya ısrarla devam edilmektedir. Bunun sonucunda bugün bir milyon civarında KPSS ile boğuşan ve sayıları artarak devam eden öğretmenlik hayaliyle bekleyen büyük bir kitlenin oluşmasına sebebiyet veriyoruz. Peki eğitim fakülteleri bu işin neresinde? Eğitim fakülteleri mezunları nitelik olarak öğretmen ihtiyacımızı karşılayacak yeterlilikte değil midir? Son yıllarda alınan öğretmen sayısı ile mezun sayılarını kıyasladığımızda eğitim fakülteleri kontenjanlarının ihtiyacımızı fazlasıyla karşıladığını görüyoruz. Ayrıca eğitim fakültelerinin taban puanları, Fen/Edebiyat fakültelerin üzerinde olduğu uzun yıllardır görülen bir gerçektir. Yani daha başarılı öğrenciler eğitim fakültelerini tercih etmektedirler. Eğitim fakültesinin bu artıları varken fen/edebiyat fakültesi mezunlarını, milyonu geçen bir kitleyi öğretmenlik hayaliyle umutlandırmak ne derece doğrudur. Yüzdelik oranına göre fen/edebiyat fakültesinden mezunlarından öğretmenliğe başvurabilmek için formasyon dersi alan öğretmen adayları, eğitim fakültesinin çok üzerinde, bu da eğitim fakültelerin cazibesini yitirdiğini göstermektedir. Tezsiz yüksek lisans eğitimi ile diğer fakülte mezunlarına öğretmenlik yolunu açarak öğretmen aday sayısı neden şişiriliyor?Yükseköğretim Kurulunun bu konu ile ilgili kaygıları nedir? Fen/Edebiyat mezunlarına öğretmen yolu kapatılırsa bu fakültelere öğrenci yerleşememe kaygıları mı var? Yoksa YÖK üyelerinin bu fakültelerden öğretim üyeleri olmalarından mı kaynaklanıyor? Ya da tezsiz yüksek lisans programı ile verilen pedagojik formasyon dersi üniversitelerin rant kapısı mı oldu? Nedir sebebi? Eğer amaç ülke genelinde üniversite mezunu sayısının grafik çıtasını yukarı çıkarmak ise başka bölümlerin kontenjanları artırılsın. Ülkenin can damarı olan eğitim sistemi heba edilmesin. Fen/Edebiyat fakültelerinde esas olan bilim insanı yetiştirmek değil midir? Öğretmenlik hayallerini ceplerine koyarak belki de fen/edebiyat fakültelerin bilimsel çalışmalarını rafa kaldırmalarına sebep olduk. Basit bir istatistik ile öğretmen ihtiyacımızı tespit etmeye çalışalım. 2020 yılında doğan çocuklar yaklaşık 2038 yılında üniversite öğrencisi adayları olacaklar. Dolaysıyla önümüzdeki 18-20 yılda öğrenci sayımıza göre hangi branşlarda kaç öğretmene ihtiyacımız olacak konusunda kontenjan planlaması yapılması mümkün olabilmektedir. Bu durumda eğitim fakülteleri bünyesindeki eğitim bilimleri programı kontenjanlarını tespit etmek için önümüzdeki 20 yılın istatistiki verileri elde etmemiz mümkündür. Basit bir planlama ile öğretmen olmayı bekleyen büyük bir kitlenin oluşmasına engel olabiliriz. Bugün sadece eğitim fakültelerinde var olan kontenjanlar, önümüzdeki yıllar için ihtiyacımızın çok üzerindedir. Buna rağmen halen fen edebiyat ve bir çok fakülte mezunlarına öğretmen olabilmeleri için tezsiz yüksek lisans eğitimi ile formasyon derslerinin verilmesi tabii ki doğru değildir. Tezsiz yüksek lisans eğitimleri elbette devam etmelidir. Ancak alınan bu eğitimle öğretmenlik mesleğine başvurabilme yolu kapatılmalıdır. Nitelikli öğretmen yetişmesini sekteye uğrattığı gibi eğitim fakülteleri mezunlarına yapılan en büyük haksızlıktır. Tezli/tezsiz yüksek lisans eğitimlerinin amacı bilimsel çalışmalardır. Sadece öğretmenlik kapılarını aralamak için amacı dışında kullanılmamalıdır. Yükseköğretim Kurulu (YÖK), milli eğitim bakanlığı (MEB), devlet planlama teşkilatı (DPT) ve Türkiye istatistik kurumu (TÜİK) işbirliğiyle gündemlerine bu konuyu alarak eğitim sisteminin iyileşmesi yönünde gerekli planlamaları yapmalıdır. Eğitim fakültelerin dışında birçok fakülte mezunlarına öğretmen olabilme yolu zaman kaybetmeden kapatılmalıdır. Fen/edebiyat mezunlarına öğretmenlik yolunu kapattıktan sonra eğitim fakülteleri tercih edebilir duruma nasıl getirilebilir? Eğitim fakültesi daha cazip hale nasıl getirilebilir? Öncelikle eğitim bilimleri programları kontenjanlarını belirlerken yukarıda belirtiğim gibi önümüzdeki 20 yıl içerisinde öğretmen ihtiyacımızı tespit etmemiz gerekir.

Yapılacak yeni bir düzenlemeyle KPSS ile boğuşan ve öğretmen olabilme hayaliyle bekleyen bu sarmal kitleyi eritebilme yolunda çözümler üretmeliyiz. Bu süreç uzun bir zaman alabilir ancak zararın neresinden dönülürse kârdır atasözünden yola çıkarak belki de yıllar sonra öğretmen alımı için KPSS'ye ihtiyaç duyulmayacak bir noktaya gelebiliriz. Öğretmenlik mesleği, tıp fakültesi mezunları gibi KPSS'ye girmeden garanti meslek statüsünde yerini alabilir ve daha başarılı öğrenciler öğretmenlik mesleğini ilk tercihlerine yazarak eğitim fakültelerinin cazibeliğini artırabiliriz. Böylelikle çok daha nitelikli eğitimci adaylara sahip olmuş olacağız. Öğretmen yetiştirme programları okul müfredatları doğrultusunda şekillenmeli ve eğitim bilimleri programları alan bilgisi, meslek bilgisi ve genel kültür dersleri ilköğretim ve ortaöğretim okul kademeleri müfredatına göre güncellenmelidir. Eğitim fakülteleri üniversiteye akademisyen değil, MEB okullarına öğretmen yetiştirmesi gerektiğini düşünüyorum. Doğru olanda budur, lakin bu amacın dışında sanki akademisyen yetiştiriyormuş gibi bir eğitim politikası sergiliyor. Öğrencilerin lisans eğitimleri sürecinde alanlarına yönelik temel eğitim eksiklikleri tamamlamadan sanki ağırlaştırılmış akademik eğitim veriliyor. Yüksek lisans ve doktora sürecinde ağırlaştırılmış akademik eğitimler ağırlıklı olarak verilmelidir diye düşünüyorum. Örneğin fizik, kimya veya biyoloji öğretmenliği programlarına yerleşen birçok öğrenci belki de yerleştiği alandan bir doğru çıkarmamıştır. Her ne kadar öğretmenlik bölümlerine başarı sıralaması şartı getirilmiş olsa da böyle bir sonuç mümkün olabilmektedir. Öğretmen adaylarına lisans eğitimleri sürecinde temel alan bilgisi ve temel meslek bilgisi eksiklikleri tamamlamadan ağırlıklı akademik programa tabii tutulmaları, onları ezber yapmaya ve kopya çekmeye yönlendirmekten öteye götüremez. Çünkü öğrenciler birçok programa alan derslerinde yeterli temel bilgiye sahip olmadan ve alan testinden bir doğru yapmadan yerleşebilmektedir.
Bazı üniversitelerin duvar, sıra ve masalarının kopya yazılarıyla kaplanmış olması bu sistemin bir sonucudur. Bu nedenle eğitim programlarına yerleşebilmek için alan yeterlilik testine doğru cevap verme yüzdeliği sınırı getirilmelidir. Örneğin fizik programına yerleşebilmek için fizik testine en az yüzde 50-60 oranında doğru cevap verebilme sınırı getirilmelidir. İngilizce testini çözerek aldığı dil puanıyla adayın başka bir dil programına yerleşmesi engellenmelidir. Almanca, Fransızca, Japon vb. dil bölümlerine yerleşen çoğu adaylar İngilizce testini çözerek yerleşmeleri yine bu sistemin acı bir sonucudur. Bir başka sorunumuz akademisyenlerimizin yeterliliği ile ilgilidir. Üniversite akademisyenlerinin hedefleri bilime dair olmalıdır. Asıl hedefleri Dekan, Rektör olmak veya bir an önce kısa yoldan Profesör unvanına sahip olmak olmamalıdır. Rütbe peşinde değil, bilim peşinde koşan akademisyenler ülkemize yeni bir çığır açabilirler. Akademisyenler bilim insanı olma yolunda üretebilmelidir. Unutulmamalıdır bu hocalarımız, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın mimarlarını yetiştiren yüksek mimarlardır. Bu vasıflar sözde değil özde olmalıdır. Uluslararası alanda makale ve çalışmaların yayınlanması için üstün gayretleri olmalıdır. Ancak çok ilginçtir ki, bilim üreten üretmeyen üniversiteye bir şekilde kapak atmış her akademisyen kendini bilim insanı olarak görmektedir. Bilim insanı olmanızdan, üretebilir olmanızdan inanın ülkemin dört bir yanı memnun olacaktır, gurur duyacaktır. Üretin o zaman kardeşim,üretin de şahlanalım,ülke olarak kazanalım. Lakin kimileri bilimsel çalışmalarını öğrettir ve savunur,kimileri ise var olan hazır ezber bilgiyi aktarmaya çalışır. İşte bilim insanı ile akademisyen arasındaki fark budur. Kaliteli bir eğitim için gerçekten ilgili ve nitelikli öğretmenlere ihtiyacımız var. Bunda devletin de rolü büyüktür. Öğrencilerin kaliteli bir eğitim almaları öğretmen adaylarını yetiştiren nitelikli akademisyenlerin yetişmesiyle ve öğretmen yetiştiren esas kurumdan yani eğitim fakültelerinden adayları almak ile mümkündür. Öğretmenlerin nasıl seçildikleri, nerede ve nasıl yetiştikleri, kimler tarafından yetiştirildikleri, başlangıç eğitimleri, devam eden mesleki gelişimlerinden kariyer fırsatlarına kadar aldıkları tüm eğitimler büyük önem arz etmektedir. Rabbim, Öğretmenlik mesleğinin kalitesini yükseltme, daha çekici ve prestijli bir hale getirme gayretlerimizin artmasını nasip etsin.
Kalın sağlıcakla...
             Mehmet Atik EKİN

Yorumlar (0)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@