banner374
13 Kasım 2015 Cuma 11:55
Eğitim liderlerine ihtiyaç var…
 Eğitimci olmak bilgi, görgü, yaratıcılık, sabır ve “yürek” gerektirir. Kılavuzluk yapan ve örnek olması gereken bu kişiler, mesleki ve formasyon eğitimlerini eğitim fakültelerinde, “boylarının ölçüsünü” de okullarda alırlar. Mesleğe başladıktan sonra neredeyse bildiklerini unutarak yeniden öğrenirler. 
 
Şu an için “en azından” öğretmen yetiştirilmesi anlamında eğitim fakülteleri olmakla birlikte yönetici yetiştiren fakülteler yok, hiçbir zaman da olmamış ve olması da gerekmiyor. Yüksek lisans programı olarak verilen “eğitim yönetiminin” ise maalesef yeterli olduğunu söyleyemeyeceğim. 

 
Unutulmamalı ki hiçbir meslek grubunda, işlenecek ham madde ya da ürün eğitimdeki gibi tehlikeye atılamaz. Her meslek grubu, işlediği ham madde israf olmasın diye ona gözü gibi bakar. Buradaki özen öncelikle kâr zarar durumudur ve riskler minimal hâle getirilir. Ham maddeyi işleyecek olanların eğitimi çoğunlukla alanda ve iş üzerinde olur ve neredeyse hiç bitmez. Hata olursa hemen fark edilir ve düzeltme anında gerçekleştirilir. 

 
Eğitimin ham maddesi ise çocuklar değil, “çocuktur”! Bu anlamdaki söylemlerde bütüncül bir yaklaşım son derece sakıncalı olup bireysel bir iş yapıldığı akıldan çıkartılmamalıdır. 

 
Yani hata yapıldığında çeliğin yerine çelik, altının yerine altın, çamurun yerine çamur bulursunuz ama bir çocuğun yerine bir başka çocuk koyamazsınız. Her çocuk ayrı bir ham madde olarak düşünülmeli, taşıdığı değer de, emsalsiz olduğu da unutulmamalı, öğretmenler ve eğitim yöneticileri de bu sorumluluğu yüklenebilecek özelliklere sahip olmalıdır. 

 
Bir anı… 

 
2003 yılıydı diye hatırlıyorum. Çalıştığım kurumda son sınıflarda müdür yardımcılığı görevini yürütüyordum. Bildiğiniz gibi o yıllarda ÖSS başvuruları kâğıt üzerinde okullara yapılırdı ve okullar son sınıflarının dışında daha önce mezun olmuş adayların da başvurularını alırdı.  

 
İşte sözünü ettiğim yıl, hummalı bir şekilde başvuruları alırken son gün dışarıdan bir delikanlı geldi ve başvuru belgesiyle sınav harcı makbuzu ve kimlik belgesini uzattı. Mezuniyet belgesini görmek istediğimi hatta başvuru evrakına eklemem gerektiğini söyledim. Ancak genç adayımız diplomasını okuldan almadığını belirtti. 
Biz İstanbul’da, delikanlının mezun olduğu okul Batı Karadeniz’de bir ilde… Son gün… İşim başımdan aşmış… 

 
Hangi okul olduğunu sordum ve okulu telefonla aradım. Müdür yardımcısı ile görüşmek istediğimi söyledim ve kendimi tanıttım. Başvuru yapan adayın adını, soyadını ve mezuniyet yılını söyleyerek okullarından mezun olup olmadığını sordum.  

 
“Olmaz!” Yanıtını aldım. 

 
Neden, diye sorunca da gencin okula giderek diplomasını alması gerektiğini dinledim. 

 
Yahu bunu biliyoruz ama çocuk nasıl oraya kadar gelsin, bugün son gün, hem sizin mezununuzmuş, gencin bir yılı ziyan olmasın, dedim. 

 
Yapma, etme kardeşim, bak meslektaşız. Ben de 120 yıllık köklü bir okulda yöneticiyim ve seni zor durumda bırakacak bir şey istemiyorum. Sadece bilmem ne yılına ait diploma defterine bakıp söylediğim kişinin mezun olup olmadığını söyle yeter, desem de nafile… 

 
Tutamamıştım kendimi ve bu yaklaşımından dolayı kendisi ile aynı mesleği yapıyor olmaktan utanç duyduğumu ifade etmiştim. Gerçi o son derece pişkin bir yanıt vermişti ve ben de mesleğimden utanmışlığımla kalmıştım. Ne yaptığını ve neden yaptığını bilmeyen biri için ne söylesen boş. 

 
Günümüzde çoğu yerde karşımıza çıkan yönetim anlayışı maalesef idare-i maslahattır. Eğitmen bile olamamış birisini nasıl öğretmenlerin rehberi yapabilirsiniz ki? Bu domino etkisi yaratarak, her şeyi deviren bir sonuç doğurur ki geleceğimizi bu şekilde riske atamayız. 

 
Öğrencileri yetiştirdiğimiz gibi kuru ezber ile öğretmen yetiştirmek, onlara kısa süreli ve yapmış olmak için yapılan stajyer öğretmen uygulamaları ile mesleğe hazırlamak mümkün değildir. 

 
Öğretmenlerin ve eğitim yöneticilerinin mesleki gelişimleri, sadece kişilerin inisiyatifleri ve becerilerine bırakılmaması gereken bir konudur. Bu anlamda özellikle eğitim lideri ihtiyacımız her geçen gün artmaktadır. 

 
Eğer sadece “ne şiş yansın, ne de kebap” diye bakacak olursak “gıda sektörüne” katkı sağlanabilir ama diğer sektörler için daha yaratıcı insanlara ihtiyacımız olduğu kesindir. Bu sektörlerin başında da eğitimin geldiği akıldan çıkartılmamalıdır.  

 
Böyle giderse gelecekte bir gün kebapları da yanık yemek zorunda kalabiliriz. 

Ömer Orhan
banner182
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol