banner374
26 Ocak 2016 Salı 09:28
Eğitimde yasakçı anlayışın bedeli…
 Hayatta birçok şey görüyor ve öğreniyoruz. Peki, sadece “yararlı bilgileri” -hap gibi- edinmek mümkün mü? 
Yararlı bilgi? Kime göre? Neye göre? 

Aşırı korumacı yaklaşım, engelleme ve yasaklamalarla objektif bakış açısı kazandırılamaz. Gizlenen bilgi, çoğu zaman yanlış anlama ve hatalara neden olur. Elbette bebekler, çocuklar, gençler ve yetişkinler için bilginin veriliş şekli, yöntemi ve dili farklı olmalıdır; ancak soyulmuş, arındırılmış, örtülmüş bilgi empoze veya dikte edilmeye çalışılmamalıdır. 

En masum örnek: Seni leylekler getirdi.

Hayatında hiç leylek görmemiş bir çocuğa söylenecek söz değildir bu. 

“Demek ki ben, hava yoluyla geldim ve uçabiliyor olmalıyım.” 

“Acaba tüylerim ne zaman çıkacak?”  

Çocuklukta başlayan öğrenme ve soru sorma merakı, alınan yanıtlara göre gelişir ve devam eder ya da olduğu yerde kalır ve söner. 

Analitik bakış açısı ve bilimsel düşünce yapısı yaratmak için farklı bilgi kaynaklarına açık olmak gerekir. Soru sormak, yanıtları anlamak, okumak, okuduklarını anlamlandırmak, karşılaştırmak, analiz ve sentez yapabilmek zamanla beceri veya beceriksizliğe dönüşür.

Soru sormayı engelleyen her baştan savma yanıt, kabullendirme baskısı ve dogmatik anlayışla büyütülen insanların ileride bilim insanı olma şansı sıfırdır. Bu şekilde yetiştirilen insanlar zanaatkâr olabilir ama sanatçı da asla olamazlar. Oysa geleceğin insanını öne çıkaracak en önemli özellik yaratıcılığı olacaktır.

Einstein 1916 yılında görelilik kuramı ile hayatın da görece olduğunu işaret edeli yüz yıl geçti. 

Peki, görelilik kuramından kim ne anladı? 

Valla anlayan anladı, anlayamayanlar için de adam, pozunu ünlü fotoğrafında zaten vermişti.

Geçmişte doğru kabul ettiklerimizin bugün yanlış olabildiğini biliyoruz. Öyleyse sabit fikirli olmamak, “ben” ve “benim” dilini kullanırken çok dikkatli olmak gerekir.

Dün yeterince sorgulama yapmadan “kendi doğrumuzu” kabul ettirdiysek ve dünün doğrusunun bugün doğru olmadığı ortaya çıkmışsa nasıl düşünülecek? 

Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın mı denecek? 

Neden?

Baskıcı davrandığımız…

Sorgulamaya izin vermediğimiz…

Egoist olduğumuz…

Korktuğumuz için olabilir mi?..

Korkunun ecele faydası yok demişler. Sorulardan ve açık fikirli olmaktan çekinilmemelidir. Gelişimin, çok soru sorarak sağlanabileceğinin ve aynı zamanda bir kültür meselesi olduğunun unutulmaması gerekir.

Entelektüel bir toplum yaratılmak isteniyorsa, herkesin farklı bakış açılarına saygı duyması, birbirine kulak vermesi, dinlemesi ve anlamaya çalışması önemlidir.

İşte aşırı kuralcı, dayatmacı zihniyetlerin kendi doğrularında ısrar etmeleri, eğitim sistemlerinin en çok çekinmeleri gereken anlayışlardır. Öğrencilerin hata yapmaları normaldir ve sürecin bir parçasıdır.

Bilgi çağında çok fazla bilgi kaynağı ve çer çöp diyebileceğimiz çok fazla da bilgi olduğunu kabul edersek; bunları kontrol altında tutmaya çalışmaktansa, işe yarayacak bilgiyi ayrıştırmayı öğretmek gerekir.

Kısıtlayıcı, engelleyici, gizleyici yaklaşım, yanlış kaynaklara yönelim ve yanlış bilgilenmenin de nedeni olabilir.

Bu konuyu iki sözle bağlayalım:
Einstein, “Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek, deliliktir.”

Jean Paul Sartre, “Hayatta yapılacak o kadar çok hata var ki aynı hatayı yapmakta ısrar etmenin anlamı yok.”

Çocuklarımız hata yaptıklarında doğru yaptıklarından daha çok desteğe ihtiyaç duyarlar. Öğrencilerin eksiklerini görmek, yanlışlarını yakalamak başarı değildir, başarı onların hatalarından ders çıkartmalarını sağlayarak, öğrenmeye olan ilgilerini arttırmaktır. 

Ömer Orhan
banner182
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol