banner406
14 Şubat 2018 Çarşamba 22:59
Eğitimin Atılı (Ötekileri)

Şöyle ki;

Öğretmen derse girer.

Öğrenciler ayağa kalkar.

Selamlaşmadan sonra öğrenciler yerlerine oturur.

Öğretmen; masasına oturur ve ders defterini doldurur, imzalar.

Daha sonra ayağa kalkar ve sınıfta gezinerek öğrencilerin halini hatırını sorar, onlarla kısa sohbetler yapar.

Böylece samimi ortam oluşur ve öğrenciler derse adapte-motive olmuştur.

Dersin o günkü konusu ‘başarıya giden yoldaki engeller’dir.

Öğretmen, bu kısa sohbetlerden birinde dersin o günkü konusuna bir yol açılır.

Öğretmen ile sınıfın en silik-varlığı ile yokluğu belli olmayan-durgun öğrencisi arasında şöyle bir diyalog olur:

(...)

Öğretmen: Ders işlenirken neden suskun ve durgunsun? Halbuki benimle bir dakikadır çok güzel ve içten konuşuyorsun. Açıldın mı?

Öğrenci: Ben,  hep açığım öğretmenim aslında. İlk kez  bir öğretmen bu kadar içten bir şekilde beni  ziyaret etti. Kapımı çaldı ve o kapıdan içeri girdi. Sınıfta olup olmadığımı, varlığımı yokladı. Derslerin başında yapılan rutin isim yoklamaları gibi değil tabi.Beni, bana ve arkadaşlarıma hissettirdi-fark ettirdi.

Öğretmen:  Ne yazık ki eğitim-öğretim ortamlarında başlıyor fark edilmeme, anlamsızlaşma, değer görmeme. Sonra sosyal ortamlara yayılıyor. Ve kırılma-ayrılma yaşanıyor insanlar         - küçük, büyük demeden-  arasında.

Öğrenci: Evet, bizleri işe yaramaz olarak tanıyor. Ve bir kenara  atıyor adeta  fırlatıyor. Bizlerin sistemin çıktısı değil, atılı oluyoruz.

Öğretmen: Nasıl?

Öğrenci: Sınavlar mesela. Hiç ilgimi ve dikkatimi çekmiyorlar. Hayallerimin önünde duran yüksek bir duvar.  Açılması imkansız... İlgimi ve yeteneklerimi sınırlandıran... BERLİN DUVARI GİBİ BİR SINIR SANKİ... Hayallerime-ilgilerime-yeteneklerime geçit vermeyen...

Öğretmen: Bu duvar mı senin gözünü korkutuyor?

Öğrenci: Elbette. Herkes,  oraya odaklanmamı ve orayı aşmamı istiyor-bekliyor. Ama hayallerim başka yerlere dalmış. Bazen öyle ikilemdesiniz ki bir hayallerime bakıyorum bir benden beklenenlere-bana dayatılanlara. Bir benden istenene bir hayalime bakıyorum. Ve şaşırıyorum. Hangisini seçmeliyim? diye... Sonunda bocalıyor, saçmalıyor ve arada kalıyorum. Mengene arasındaymış gibi bir his  ve düşünce...

Öğretmen: Çok zor bu durum...

Öğrenci: Evet,  gerçekten zor. Yani,  eğitim sistemi ve sınavlar  bir mengene gibi arasına alarak kıstırıp şekillendiriyor bizleri.

Öğretmen: İster misin yalnızca  hayallerin yolunu çizsin ve seni şekillendirsin?

Öğrenci: İstemez miyim hiç! Hem de çok! Belki kendimi bulurum. Belki  KENDİMİ GERÇEKLEŞTİRİRİM.

Öğretmen:  Bir mücadele aslında seninkisi... Savaş gibi...

Öğrenci: Hayallerime ihanet edemem. Ama sınavların, ailemin, çevremin ve bir öğretmenlerin benden bekledikleri... İşte bunların baskısına rağmen hayallerime ihanet etmemek için gösterilen bir direnme benimkisi...

Öğretmen: Ama bir yere kadar olmalı...

Öğrenci: Evet, dış destek olmadığı an hayallerim yıkılıyor. Hayallerimin altında kalıyorum. Bu nedenle ne başımı ne elimi kaldırabiliyorum derslerde. Ölüyüm yani... Suskunum... Yorgunum... Yalnızım... Ve sonunda atıl olmuş biri... Elekten geçemeyen bir çer çöp gibi...

Öğretmen: Ona dokundum sanırım...

Öğrenci: Evet, ona dokundunuz öğretmenim! Bir anlamı olduğunu, bir işe yaradığını düşündürdünüz ve hissettirdiniz.

Eleğe koymayın hayalleri olanları!

Elekte sallamayın hoyratça ve fütursuzca!

Sonra o elekten geçemeyince bir kenara atmayın pervasızca!

Hayallerime tutundum, dallarını kırmayın!

Kolu kırılmış olmasın!

Hayallerime destek verin!

Hayallerimi güçlendirin ve yükseltin!

Ve önlerindeki imkansız duvarlardan aşırın HAYALLERİMİ!

Not:  Bir cevher var her çocukta, eğitim sistemimiz o cevherleri çıkaramıyor. Öğretmen, doktor, kaymakam, mühendis, savcı, hakim vs... çıkarıyor. Ama o cevherleri çıkaramıyor. Bundan dolayı  bu eğitim sisteminin içinden kendileri olarak çıkamıyor kuşaklarımızın çoğu. Ve bizler de bu sistemin işleri içinden çıkamıyoruz. ‘Çık çıkabilirsen işin içinden!’ kaygılarıyla, umutsuzluklarıyla, karamsarlıklarıyla...  Eğitim sistemimiz, çocuklarımızı ilgileri ve yetenekleri dışında çevresel dayatmalara odaklıyor ve  koşullandırıyor.

Bir ışık yak öğretmenim! Ötekilerin (atıl olan) gözlerinin içini parlat! Ötekilerin hayallerini yüreklendir ve uçur!

Elden kaçıyor ya da eleniyor kenara atılanlar ve itilenler. Akıllı telefonların ellerinde heba oluyorlar ve köreliyorlar. Akıllı telefonların eline düştüler öğrenciler... Artık incir çekirdeğini bile dolduramıyorlar...

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN

Anahtar Kelimeler:
Eğitim
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Müderris 2018-02-15 00:11:57

Bu dokunuşları yapabilecek tecrübeli öğretmenlerden yararlanmak istiyorsanız istifa dönüşü açıktan yeniden atamayı yapmalısınız.

Avatar
Tebrikler.... 2018-02-15 00:18:53

tebrikler,tebrikler,tebrikler...

Avatar
İstanbullu Hoca 2018-02-15 10:58:43

Eğitimin asıl gerçeğini bu denli yalın ve dokunaklı anlatan yazara katılmamak elde değil. Umarım bir gün gerçekten bu asıl meselelerimizi konuşup tartışmayı ve bu sorunlarımıza çözüm aramayı başarabiliriz. Saygılar..