banner374
17 Ocak 2016 Pazar 23:19
Gelgitli Eğitimin İçinde Neye Gebeyiz?
 Aklı başında, siyasete bulaşmamış, objektif ve analitik düşünebilen her kime sorsanız Türkiye’de en sorunlu alan hangisidir? diye.
Alacağınız yanıt, yıllardan beri aynıdır hep,

Pekala niye?

Niyesi besbelli aslında.

Ama o niye, her dönem, siyasal ağırlığın, baskının ve gücün , siyasal amaçlara hizmet yolunda genişletilmiş ahaliye (öğretmen, öğrenci ve veli bileşenleri ile) bir dokunuş fırsatı olmuştur, bu böyle biline.

Bu nedenden ötürü hiçbir dönem sorunun üstüne üstüne gidilememiş, huyundan suyundan gidilerek, mütemadiyen siyasal amaçlara hizmet yoluna çevrilip idare ya da tasarruf etme yeğlenmiştir. Bu bakımdan gelen ile giden düzleminde ağa-paşa farkı dışında sadece bir fark olmuştur, o da siyasal farktır. Son 13 yıldır ise salt bir siyasal partinin başımızda olması hasebiyle artık bu farkın da yerinde yeller estiğini görebilmekteyiz. Ama bu düzlemdeki ağa-paşa farkı hala süregelmektedir. Kısır döngüde gidip gelen ağa-paşa hattı, bu düzlemde yoluna devam ettiği müddetçe yolcular için bu hattı kullanma mahkumiyeti süregidip gelecektir.

Dilerseniz, yukarıda da ifade etmiş olduğumuz, yazımızın dönüm ve kritik noktası olan iki soruya yanıt verelim. İlki, Türkiye’de en sorunlu alan ile ilgili idi. Evet, Türkiye’de en sorunlu alan, herkesin üzerinde ortaklaştığı EĞİTİMDİR. İkincisine vereceğim yanıt ise eğitimin; ‘’yap-boz, yap-yık, yaz-boz’’ gibi birtakım ikili ilişikilere dayalı alışkanlıklar ile düşebildiği yere kadar düşmüş olmasıdır. Eğitimdeki bu düşüşler, her seferinde, farklı yorumlamalar ile çıtayı yükseltme hamlesi ya da adımı olarak öngörülmüştür. Ama gelin görün ki, bu öngörülerin, varsanı ya da yanılsama gibi psikolojik izlenimllerden ortaya çıktığı, defaatle görülmüştür. Böylelikle, eğitimsel algı ve olgumuz, eğitim öğretimin içine düştüğü her durum ya da hale dayanarak, tecrübe ile sabitlenmiştir. Nihayet, şu anda elde sap gibi bazen yürüyen bazen duran ve dururken, yürürken böyle görülen bir eğitim öğretim işleyişi ile muhatabız. Bu yürüyüş, duruş ve verilen görüntü, istikbale dönük beslemiş olduğumuz saçaklı umutlarımızı, o sapa süpürge yapmaktadır. Eğitim neferi olarak saçını süpürge eden umutların, bu özverisi ise her defasında akamete uğramaktadır. Ve umudu süpürge yapmış olan eğitimin, irili ufaklı tüm umutlarının, bir baltaya olduğu sapın aracı kılınması ile nasıl kırıldığını müşahede edebiliyoruz artık. Bu müşahedemiz, bu kısır döngünün kurgusunda her defa kendini tekrarlıyor. Biz, yenilendiğini düşünüyoruz, ama o aslında yenilenmiyor, teknolojik yüzünü değiştiriyor sadece. Düzen ve anlayış olarak, yeniye uyarlanıp montajlanıyor. Tıpkı sınıf duvarlarına montajlanan etkileşimli tahtalar gibi. Eğitimin yüzü değişirken, içi değişmiyor. EĞİTİMİN DIŞI CEP YAKAR İKEN, İÇİ BİZİ YAKIYOR...

Görüldüğü üzere artık eğitimin içinde ve dışında bu ‘’yap-boz’’ hal, kendini net bir şekilde iyiden iyiye hissettiriyor. Bu ‘’yap-boz’’u, güncel iki örnek üzerinden ele almak gerekirse;

Malumunuzdur ki, liselerde okutulan Dil ve Anlatım dersi, Edebiyat dersi ile birleştirilmiştir. Bu birleştirmeye karşıtlık ya da katılmışlık üzerinden değil, bu birleştirmenin öncesine giderek bir değerlendirme yapmak istiyorum. Liselerde haftalık okutulan ders çizelgelerine, bundan önceki yıllara sarıp baktığımızda, göreceğimiz şudur ki, gelecek yıldan itibaren birleştirilerek okutulacak olan bu iki dersin aslında daha önceki yıllarda da birleştirilerek okutulmuş olduğudur. Yani yukarıda değindiğimiz ağa-paşa düzleminde, bu iki ders zaten birleştirilerek okutulmakta imiş, sonra ayrılarak okutulmaya başlanmış, geldiğimiz noktada ise yeniden birleştirilerek okutulacakmış. Deve cüce oyunu gibi öyle değil mi? Demek ki, deve cüce oyunu, eğitim öğretim ortamlarında yalnızca boş ders saatlerinde oynanan bir oyun değilmiş. Bu oyunu, şu anda ve önceki zamanlarda, Edebiyat dersi üzerinde oynayagelmişler. Hülasa, görülüyor ki, bir dönem edebiyat dersini başka bir ders ile birleştirip deve yapmışlar, sonra başka bir dönem birleştirdikleri dersten ayırıp cüce yapmışlar. VE MÜTEMADİYEN DEVE CÜCE YOL AYRIMINDA, ZİHİNLER TEREDDÜTLERLE DOLU BİR BİÇİMDE, NESİLLER OYUNCAK OLAGELİP DURMUŞ İŞTE...

Bir diğer örneğimiz ise müdür yardımcısı seçiminde kullanılan yöntemin git-gelleri ile ilgilidir. Biliyoruz ki, yine geriye sardığımızda müdür yardımcılığı seçiminde yazılı sınav puanı inhada kullanılan tek kriter idi. Sonra birden, bu kriter yerini, yalnızca müdürün iki dudak arası inhasına bağlayan bir kritere bıraktı. Ve ilansız, somut kriterler olmaksızın iki dudak arasından inha yapılarak, münhal müdür yardımcılığı kadroları doldurulmuş olundu. Bilahare, müdür yardımcısı seçiminde işletilen hiçbir kriteri olmayan, tamamen muamma olan, gizli kapaklı böyle bir süreç, Danıştay’ın kararına takıldı. Ve müdür yardımcısı seçimlerinde, eski kritere, yazılı sınava geri dönüldü. Mart ayında, 5 yıl aradan sonra müdür yardımcılığı seçimi için belirlenmiş sınav merkezlerinde bir yazılı sınav yapılacak. Evet, geldiğimiz noktada, müdür yardımcılığı seçimi için işletilen süreçlerde, bir dönem yazılı sınav puanı kullanıldığı, başka bir dönem yazılı sınav puanı olmadan muamma inhalar ve atamalar yapıldığı, nihayet yeniden yazılı sınav puanı ile atamalar yapılmak üzere yazılı sınav yapılacağı görülmektedir.

Eğitimin; bu gel-git ve ağa-paşa hattı, kabuğunu kıran nesilleri yetiştirmekten ziyade kabuğunda kavrulan nesilleri pişiriyor, sonra pişmiş aşa su kata kata yoluna devam ettiği görülüyor.

Nöbet Görevi Ücretlendirilmesindeki Adaletsizlik-Eşitsizlik

Taşıma merkezi okullarda, nöbetçi öğretmen ve yöneticilerin artı görevleri bulunmaktadır. Nasıl ki, ikili eğitim yapan okulların yöneticilerine, normal eğitim yapan okullara göre üzerlerindeki sorumluluk ve mesainin ağır olmasına bağlı haftalık olarak artırımlı ek ders ücreti ödemesi yapılıyor ise taşıma merkezi okulların yönetici ve öğretmenlerine de, bu bağlamda düşünüldüğünde haftalık olarak nöbet görevine bağlı artırımlı ek ders ücreti ödemesi yapılmalıdır. Zira; taşıma merkezi okulların yönetici ve öğretmenlerinin, taşıma merkezi olmayan diğer okullardaki yönetici ve öğretmenlere göre nöbetçi oldukları zaman yapmış oldukları iş daha fazladır. Bu bakımdan, taşıma merkezi okullarda görevli yönetici ve öğretmenlerin nöbet görevi ücreti, daha fazla işe daha fazla ücret ölçütü ile belirlenmelidir. Son söz olarak, eşit olmayan işe eşit ücretlendirmenin, adil olmadığı kanaatini taşıyorum.

Merkezi Ortak Sınavları Kurbanı

8.sınıf öğrencilerine yönelik Kasım/2015 ayının sonunda yapılan Merkezi Ortak Sınavlarının sonuçları, 15 Ocak 2016 Cuma günü ilan edildi. Ve ilgili tüm öğrenciler, Nisan/2016 ayının sonunda yapılacak olan sınavlara odaklanıp yoğunlaşmaya başladılar. Tabi, kendilerince tahmini YEP hesaplamaları da yapmaya başladılar. Buna bağlı olarak, hayallerindeki liselere yerleşip yerleşemeyeceklerini de öngörmeye girişmiş olmalılar. İşte, sonuçlar açıklandıktan sonra bu düşüncelerle hayallerini öngörememiş olan bir öğrenci, intihar ederek hayatına son vermiştir. Sınavlar ve kurslarla dolu sıkıştırılmış eğitim dosyasında bulunan çocuklarımızın, demek ki onları hayatta tutan başka arzulardan ve umutlardan nasiplerini almaya fırsatları olmuyor. HAYATTA TUTUNDUKLARI TEK DAL KIRILINCA, HAYATTAN KOPUVERİYORLAR.

ÇOCUKLARIMIZ;

HAYATTAN TAT VE ZEVK ALMALILAR...

KAFALARI RAHAT OYNAMALI, EĞLENMELİ, GÜLMELİLER...

ANCAK ÖYLE HAYATI KAVRAYARAK, TUTABİLİRLER...

TAM AKILLARINDAN ÖLME FİKRİ GEÇTİĞİNDE, HAYATIN TADINA VE TUZUNA BAKARAK FİKİR DEĞİŞTİRİP HAYATLARINI DEVAM ETTİRMELİLER...

ONUN İÇİN ÇOCUKLAR İÇİN HAYATA TAT VE ZEVK KATMALIYIZ, BİZ ÖĞRETMENLER...

YOKSA, NAZIM ‘IN DEDİĞİ GİBİ

‘’...BÜYÜMEZ ÖLÜ ÇOCUKLAR...’’

 

Yahya ASLAN
banner182
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol