banner374
01 Ocak 2017 Pazar 14:12
İmam Hatiplerin  Bir Yüzü Ağlama;  Diğer Yüzü Berlin Duvarı Olmamalı
Gündemdeki yerini ve ağırlığını son zamanlarda hiç kaybetmiyor desek yeridir. Gerçi Türkiye Cumhuriyeti tarihinde her dönem  İmam Hatipler tartışmaya açık kurumlar olarak öne çıkmıştır. Ve ne yazık ki, bunu üzülerek ifade etmek istiyorum, toplumdaki ideolojik, siyasi ve inançsal boyuttaki bölünmüşlüğün İmam Hatip konusu gündeme geldiğinde nasıl kendini gösterdiğini görebiliyoruz. Aslında, bu konu üzerindeki bölünme, çatlama ve çarpışma;  ideolojik, inançsal ve siyasi temelde meydana gelen bir zeminde  kendisine koşullandırılmış bir alan bulmaktadır. Koşullandırılmış bu alanın içinde yer bulan toplulukların duygusal davrandıklarını, bu nedenle gerçeklikten kopuk bir zihin ile bu konuyu ele aldıkları anlaşılıyor. Şunu çok iyi biliyoruz ki, insan hayatında duygular yanıltıcı olabilir, gereksiz korkuların ve endişelerin kuruntularla ve evhamlarla beslenmesi durumunda bir şey ‘yanlış’ dahi olsa o yanlış kendi kuruntuları ve korkuları için tehlike arz etmiyorsa, hiçbir öneme sahip değildir. Yani yanlışta ısrar ve inat edilir ki, bu toplulukları gerçekten sıyırıp alır, gerçeklerle yüzleşememiş topluluklar ise özeleştiriye açık olmadıkları gibi gelişime de kapalıdırlar.  Türkiye’deki İmam Hatip konusu da bu bakış ile değerlendirildiğinde daha ziyade duygusal ve önyargılı bir yaklaşımla bu konuya yaklaşıldığını, bu bakımdan da konunun artık toplumun şartlanmışlıkları ve bölünmüşlükleri üzerinden değerlendirildiğini anlayabiliyoruz. Şöyle ki;
Toplumumuzda bir kesim var ki, İmam Hatipler onlar için bir ağlama duvarı gibi. Yine toplumumuzda öyle bir kesim var ki, İmam Hatipler onlar için sanki Berlin Duvarı. Bir kesim, İmam Hatiplere ağlama duvarı gibi bakar iken; diğer kesim, İmam Hatiplere Berlin Duvarı gibi bakabilmektedir. Bu duvar, ne yazık ki, İmam Hatipler ve bazı konularda toplumu ortadan ikiye ayırma işlevi görebiliyor. Tabi, buradaki duvar, tıpkı Dünya üzerindeki meridyen ve paralel çizgileri gibi  hayalidir. Böyle hayali bir duvar, birbirimize karşı korkularımızı, endişelerimizi beslediği gibi birbirimize de güvenmemezi telkin edebiliyor. Türkiye’de bu hayali duvarın bir yüzü, İmam Hatipler için düşünürsek, kendisini güvende hisseden bir topluluğa dönük; diğer yüzü ise kendisini tehlikede hisseden bir topluluğa dönük olmuş oluyor. Özellikle yaşam tarzı bakımından... Ve toplumsal bakıştan kaynaklı bu şekilde etiketlenmiş bu yüzler, yukarıda da ifade ettiğimiz üzere birtakım duyguları besleyebiliyor. Bu duygularla beslenen toplulukların ise arasına set gibi konan bir duvar ile ayrılması da kolaylaşmış oluyor. Şimdi sizlere soruyorum, arasına hayali böyle hem zihinsel hem de kalpsel bir duvar çekilen topluluklar birbirlerini anlayabilirler mi? Birbirlerini hissedebilirler mi? Ve en önemlisi empatik bir yaklaşıma sahip olabilirler mi birbirlerine karşı?  Üzücüdür ki, tüm sorulara verilecek cevap kocaman bir ‘HAYIR’dır.
Şunu öncelikle kabul etmeliyiz ki, İmam Hatipler, bu ülkenin bir gerçeğidir. İmam Hatip gerçeğine karşı duygusallık olmaz. Bu duygusallık tipik olarak iki şekilde tezahür ediyor zaten. Birisi, zafer; diğeri, korku...  Her iki hissin de, hislerine kapılarak ve buna bağlı olarak gerçeklikten uzaklaşarak,  İmam Hatipleri gerçek amacından ve anlamından uzaklaştırdığı kanaatindeyim. Bu noktada, İmam Hatipleri duyguların esaretinden kurtarmak, toplumsal bir sorumluluktur. Bir dönem, korku duygusu İmam Hatiplerin kapılarına kilit vurdurur iken; şu anda da zafer sarhoşluğu,  İmam Hatipleri gereksiz bir şekilde çoğalttığı gibi (Eğitim İş’in açtığı davanın lehte sonuçlanması ile de bu keyfiliğin önüne geçilerek, böylelikle mahkeme birliktelik yolundaki tarihsel bir sorumluluğu yerine getirmiş oldu)   diğer devlet okullarına karşı ayrımcılığa, o okullarda okuyan çocukların hakkından almaya kadar götürebiliyor. Fırsat eşitsizliğini, adaletsizliği, haksızlığı ve hukuksuzluğu doğurabiliyor, hatta körükleyebiliyor...  İmam Hatipler çoğaltılarak  bir tarafa nispet edilemez...  İmam Hatipler, duyguların esaretinden kurtularak, gerçekliğin içinde  toplumun kaynaştığı yerler olmalıdırlar. Ve İmam Hatipler, toplumun diğer okullarda olduğu gibi uzlaştığı, bir arada olabildiği yerler olarak her yönüyle kendisini revize edebilmelidir. Bu yapıldığı takdirde, İmam Hatipler hiçbir zaman  tartışmaya açılmaz. Tıpkı Bir Anadolu Lisesi, Fen Lisesi gibi bir algıya sahip olur ki, bu toplumsal bir barış, uzlaşı ve birliktelik anlamlarına gelir. İstenilen de budur. Bunun için ise MEB’in bir an evvel gerekli adımları atması lazımdır. Bu yolda adımlar atarken sabotajlara ve provokatörlere de dikkat etmek elzemdir elbette.
Sonuç olarak, Dış İşleri Bakanımız Sayın ÇAVUŞOĞLU’nun duygularına kapılarak söylemiş olduğu ‘İmam Hatipleri daha da çoğaltacağız’ sözlerini değil, Kültür Bakanımız Sayın Nabi AVCI’nın duygularından sıyrılarak bir gerçeklik içinde söylemiş olduğu ‘İmam hatipler bir halk hareketidir’ sözünü pratiğe dökmeliyiz. Yoksa, duygusal hareketler, yukarıda söz ettiğimiz duygusal kırılmalara yol açar. Ve İmam Hatipler, sanki bölen ve ayıran yerlermiş gibi bir bakışa ve algıya sahip olur. Halbuki, İmam Hatiplerin bina oalrak çoğaltılmasından çok kafa ve kalp olarak toplumu kaynaştırması ve birleştirmesi ihtiyacı var önümüzde duran. Yani halk, kendini bulabilmelidir bu okullarda. Halkın ise sadece bir topluluktan değil, çeşitli topluluklardan oluştuğu  gerçeğini görmeliyiz önce.
Ve dilerim, İmam Hatiplerde M. Kemal’in koyduğu aşağıdaki hedef çizgisinde aklı ve bilimi öne alan bireyler yetiştirilir:

‘... Dünya vatandaşları, kıskançlık, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmelidir...
Herkese düşen, bu durumda, böyle İmam Hatiplilerin önünde SAYGI ile eğilmektir...
Kapıldığımız olumsuz duyguların bir yararının olmadığı ile ilgili bir alıntı daha yapmak istiyorum. Mesela, önyargıları kırıp,  keselim şu öfkeyi, hırsı ve düşmanlığı:

’’... Sonuç şu, öfke bir yüktür, hayat sürekli kızgın yaşanmayacak kadar kısadır. Buna kesinlikle değmez. Bir yazıyı alıntıyla bitirmek iyidir diye bir genel kanı vardır. Birileri zaten senin söyleyeceğin şeyi en şekilde söylemiştir, daha iyisini yapamıyorsan onlarınkini alır, yazını daha etkileyici şekilde bitirirsin. Seveceğinizi düşündüğüm birinden alıntı yapıyorum. Biz düşman değiliz, dostuz, düşman olmamalıyız, hırslarımız zorlayabilir, ama yürek bağlarımızı koparamaz, hafızamızın gizemli yolları tekrar aşıldığında canlanacak ve tabiatımızın iyi yönlerinin yanında olacaktır.’’ (American Hıstory X)
NOT: İMAM HATİPLERİ,  ÖNÜ ALINAMAYAN VE İNSANLIĞI BÖLEN  DUYGUSAL İDEOLOJİLERE KURBAN VERMEYİNİZ!..
İmam Hatiplerin,  Bir Yüzü Ağlama;  Diğer Yüzü Berlin Duvarı Olmamalıdır... Yüzler birbiriyle çatışmamalı ve çarpışmamalıdır... İmam hatiplerin yüzü herkese dönük olmalı... Onun için ise köklü değişiklikler  yapılmalı... Farklılıklarımızla  yüzleşmeli, farklılıklarımızı anlamalı ve hissetmeli, farklılıklarımıza saygı duyabilmeliyiz... Aramıza koyduğumuz o hayali duvara,  karşı  tarafın  yüzünü görebilen göz büyüklüğünde bir delik açın ve bakın karşı tarafta bulunan topluluğa,  görün farklılıklarınız haricinde ne kadar benzerliklleriniz olduğunu... Bakınca görürseniz anlarsınız ve korkularınızı bir kenara koyar, aranızdaki o hayali duvarı yıkar ve BİRLEŞEBİLİRSİNİZ...
KORMAYINIZ VE NİSBET ETMEYİNİZ, ŞARTLANDIRILMIŞ DUYGULARINIZDAN SIYRILINIZ,  BİRLEŞEBİLİRİZ  İMAM HATİPLERDE...
 
Saygılarımla...
 
Yusuf SEVİNGEN 
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner378