banner406
30 Kasım 2017 Perşembe 18:41
KUŞ-aklarımız

Önce bu yükü hafifletmek,  sonra bu sistemi yalın, anlaşılır ve basit bir şekilde düzenleyip çözmek ve çözdürmek  gerekiyor. Başımıza çorap ören ve çetrefilli bir sisteme değil,          baş-ımızda çığır açmaya baş-layan bir sisteme ihtiyacımız var. Bu da ancak sistemin anlaşılabilir açıklığı ile mümkündür,  böyle bir başa bu eğitim sistemi ve ortamı  biçilmiş kaftandır.

Bilinmelidir ki, eğitim-öğretim sistemi ve ortamı binlerce yenilik  sonunda aynı kapıya çıkmaktan usandı artık. Dedelerimiz, babalarımız ‘bizim oğlan okur, döner döner bir daha okur...’ kısır döngüsünden çıkamadı, bizler de mi çıkamayacağız  bu kısır döngüden,  çocuklarımız da mı, torunlarımız da mı?  Kayıkçı kavgaları ve yap-bozlarla örselenen, hırpalanan ve  yorulan, hep aynı kapıya çıkan eğitim sistemimiz yüzünden  kuş-aklarımızın becerileri ve ilgileri ellerinden uçup gidiyor. Kim bilir nice  Van Goghlar, Mozartlar geçip gitti bu sistemin içinden, bilemiyoruz tabi. Çocuklarımız, Aziz SANCAR olmak için Amerika’ya mı gitmek zorunda? Çocuklarımızın ilgilerini, yeteneklerini keşfedemeyen ve geliştiremeyen bir eğitim sistemi,  yetenekli kuşaklara göz göre göre yurt dışı davetiyesi çıkarmıyor mu sizce? Yerli ve milli olmak sizce bu durumda neyi gerekli kılar?

Örnek alınan Finlandiya eğitim sistemi ve benzeri ülke eğitim sistemleri, bence işin sırrını da, püf noktasını da bulmuşlar, ona göre davranmaktalar, bu bakımdan  eğitim sistemleri  dünya çapında imrenilen etkiye sahip.

Çocuklar, dört duvar arasına ve bir zaman dilimine sıkıştırılmıyor.

Onun için öğretmenler çocukları,  bir zaman dilimi içinde dört duvar arasında tutmakla cedelleşmiyor.

Bizim okullarımızda ise öğretmenlerimiz, bir zaman dilimi içinde dört duvar arasında tutmayı bırakın, güya serbest süre olan mola süreleri içinde dahi bahçe duvarları arasında öğrencileri  tutmakla meşgul.

Eğitim öğretim ortamlarımızın içinde bulunduğu bu hal, elbette bir gerilimi, kapalılığı ve kasılmayı beraberinde getiriyor.

Tabi, bu kasılma hallerinden  hallenenlerden tutun, kasıntı olanlara kadar herkes görev pozisyonuna  göre şekil alıyor. Bu haller, eğitim-öğretim ortamını rahatlatmıyor, aksine rahatsız ediyor.

Onun içindir ki, eğitim-öğretim sistemimiz kasılıyor ve tutukluk yapıyor.

Bence,  öğrenme insanoğlunun genlerinde var, ona öğrenme alanları seti çekerek bir yerde tutmak, onun  keşfedilmeyi-gelişmeyi bekleyen ilgileri ve becerileri için en büyük kötülüktür.

İşte, bizler çocuklarımıza yıllarca bu kötülüğü yaptık, yapıyoruz.

Artık, buna  ‘DUR!’ demeliyiz.

Yoksa,  kuşaklar KUŞ olup sınırları aşamayacak, KUZU KUZU kendilerine çizilen daire içinde dumura uğrayacak. Çocuklarımızı, özgürleşen okul ortamlarında ilgi ve yetenekleri bağlamında anlamlı kılmalıyız, anlamlı oduğunu düşünen ve hisseden çocuk böyle bir okul ortamında kendini gerçekleştirebilir. Aksi durumda, çocuklarımızın keşfedilmeyi bekleyen ilgileri ve yetenekleri  okul ortamlarında anlamsızlığa gömülecek.

Bizler istiyoruz ki, kuşaklar, kuş olup çığır açsınlar, ülkemiz ancak böyle uçabilir. Muasır medeniyetler seviyesini yakalayabilir.

Sonuç olarak,   EĞİTİM-ÖĞRETİM ORTAMININ  VE SİSTEMİNİN TUTSAKLIĞI İÇİNDE KÖRLEŞEN, SAĞIRLAŞAN VE KÖRELEN BİR NESLİN ÇIKTISI,  ACI VE TELAFİSİ GÜÇ BEDELLERE NEDEN OLABİLİR.

NOT: KUŞ- aklarımız, yüz  AKımız  OLSUN...

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.