banner374
26 Şubat 2015 Perşembe 20:36
LA(Y)İK  EĞİTİM
 Bir tarafta sendikalar arasında, kim daha laik yarışması yaşandı, diğer tarafta ‘Din Düşmanlığı’ yaftası hiç gecikmedi. Kimisi, inanç değerlerini hurafe olarak gördü, kimisi de birilerinin cin suresine inanıp inanmadığını sorguladı.

 

 Manzara hep aynı! Hep bir ikililik, hep bir kavga! Sözde aydınlar, inanç özgürlüğünü unutup manevi değerleri irdeledi, sözde dindarlar da ifade özgürlüğünü bir kenara koyup, kitleyi dinsizlikle suçladı. Yazık ki halksallaşmanın ve özgürleşmenin fırsatı bir kez daha elbirliğiyle tepildi! Sanki bu topraklarda bir kendimiz yaşıyoruz!

 

Gönül isterdi ki, bu kez farklı şeyler söylenseydi. Örneğin, laik eğitim mitinginde, Laikliğin eza demek olmadığı ve bunun için geçmiş zamanlarda laik eğitim adına yapılan zulümlerin, tekrarlanmayacağı sözü verilemez miydi? Ya da başörtüsünün bireysel tercih ve insan hakları bağlamında değerlendirilmesi gerektiği, imam hatip mezunlarının geçmişte yaşadığı dramın unutulmayacağı, dile getirilemez miydi?

 

Tersine düşündüğümüzde ise, başörtüsüne özgürlük mitinglerinde, dinde zorlama yoktur anlayışı doğrultusunda ‘ Zorunlu Din Dersine Hayır!’ pankartı göremez miydik? Ve ya başörtüsü ve dini değerlerin, siyasete alet edilmesine, kişinin makam ve mevkisinin (dini istismar ederek) artmasına müsaade edilmeyeceği ifade edilemez miydi?

 

Aslında böylesine alışık olmadığımız bir durum karşısında, toplumsal bir travma geçirir miydik, demeden de edemiyor insan. Öyle ya, kavga ettikçe, kemale eriyor, daha laik daha dindar oluyorduk! Üstelik yazarlarımız, çizerlerimiz, aydınlarımız, siyasetçilerimiz ve hatta hukukçularımız da doğru yolda olduğumuzu söylüyor, ruhumuzu okşayacak serüvenler anlatıyorlardı. Üniversiteler bizimdir, başörtüsü bilimsel eğitimi savunamaz, akademik kariyer yapamaz, tıp eğitim alıp can kurtaramaz, avukat, savcı olamaz… Devrim öğretmen ise okulunda, ahlak eğitimi veremez, doğruyu yanlışı öğretemez, kariyer yapıp yönetici olamaz… Laiklikçilik ve dincilik mi dediniz, haşa! 

 

Burada laikliğin ne demek olduğu, nasıl telaffuz edildiği veya hangi kelimeden türediği bilgilerine değinmeyeceğiz. Nitekim vurgulamak istediğimiz birinci husus eğitimin içeriğine yöneliktir. Yakın zamanda tanık olduğumuz üniversiteli genç kızın başına gelen vahim olayın boyutları, laiklikte yeri olsun veya olmasın ahlak ve duygu eğitiminin, çocuklarımıza verilmesi gerekliliğini bir kez daha ortaya koymuştur. Bilimsel eğitim adına, insan aklı eğitilirken, duyguların ve nefsin unutulması, bu boşluğun insanların kendilerince ya da art niyetli gruplarca, yanlış bilgilerle doldurmalarına neden olacaktır.  Keza yaşanan hadise, dinde yeri olsun veya olmasın cinsel eğitimin, eğitim sistemimiz içerisinde, muhakkak uygun bir dille anlatılması gerekliliğini apaçık ortaya koymuştur

 

Vurgulamak istediğimiz ikinci husus ise, dinimizde din ve devlet ikileminin bulunduğu konusundaki yanlış sanıdır. Böyle bir ikilem olmadığı için, toplumumuz için laikliğin yersiz ve anlamsız olduğunu sanmak da yanlıştır. Dinimizin geleneğinde din-devlet algısı diğer dinlere göre farklıdır, böyle bir ikileme sahip değildir. Ama buna dayanılarak, laikliğin toplumumuz için yersiz ve gereksiz olduğu da söylenemez. Söylenmesi gereken, dini değerlerimizin ve Atatürk ilkelerinin içinde var olan, insanlık ilkelerinden soyutlanamayacağıdır.

 

Mesele biraz değişim meselesidir. Belki oldukça okuyoruz, ama değişmiyoruz. Hep kendi konumumuzu ve durumumuzu koruyoruz. Pozisyonumuz hep aynı. Başkaları için refleks göstermiyor, onlar için layık olanı arzulamıyoruz. Onları hep izliyoruz. Sanki film izliyoruz

 

 Yani mesele din dersinin zorunlu olması veya olmaması, Diyanetin kaldırılması, kaldırılmaması, AİHM, cinler, hurafeler vs. meselesi değil. Mesele birbirimize karşı aşktan ve sevgiden referans alıp almama meselesidir. Mesele birilerinin, dindar bir gencin, solcu bir kıza, başörtülü bir gencin, devrimci bir delikanlıya, Kürt kızının, Türk gencine gönül vermesine karışma meselesidir. Mesele, şairin dediği gibi, orman gibi kardeşçe yaşayıp yaşamama meselesidir.

 

Hal böyleyken, herkesin haklı ve haksız yönlerini fark ederek ortak paydada buluşmak yerine nalıncı keseri gibi kendilerine yontmaları, bu konuda pek bir şeyin değişmeyeceğini gösteriyor. Ne yazık ki…

 

Saygılar.

Sokak Savcısı

 

www.mebpersonel.com

banner182
Son Güncelleme: 26.02.2015 20:37
Anahtar Kelimeler:
LA(Y)İKEğitim
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol