banner406
12 Eylül 2017 Salı 18:48
Müfredat Tartışmaları Sürerken

Yeni müfredat tartışmaları, ne yazık ki, siyasi-ideolojik bir kısır döngüde seyrediyor.

Bu tartışmalar,  hem kapsamı daraltıyor  hem de bu tartışmaların  hiçbir sonucu ve yararı  olmuyor.

Ahali, ya bunlar üzerinden birbirine kin-öfke  biriktiriyor ya da ideolojik/siyasi üstünlüğünü kanıtlamaya çalışarak veyahut  onunla övünerek  kendisini tatmin ediyor.

Tartışmalarımız, bilimsel ve gerçekçi olmaktan  uzaklaşıp  ideoloji ve siyasi noktalara çekildiği ya da çekiştirildiği  zaman kayıkçı kavgası ve kör dövüşü halini alıyor.

Halbuki, tartışmalar, bizleri ileri taşıyacak düşün alanlarını açıp ufkumuzu genişletmeli, ama bu böyle olmuyor.

M. Kemal  ATATÜRK’ün,  müfredatta eski zamanlarda olduğu  gibi bıktırırcasına tekrarlanmamış olmasını çok olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyorum, zira  bir insanı ölçüyü kaçırarcasına övmek ve her iyiliği direkt ona yüklemek  ya da bağlamak,  bizi ne birey ne de yurttaş yapabiliyor. Böylece, giderek özgür/eşit birey ve yurttaş olma bilincinden uzaklaşıyoruz,  aidiyet bağlarımız da,  kişiliğimiz de,   akıldan ve bilgiden  yoksun olarak yalnızca aşırı sevgi ve övme ile şekilleniyor. Halbuki, Atatürk,  bizlere  özgür ve eşit birey/yurttaş vizyonunu ve bilimin ve aklın yolunu telkin ederek göstermiştir. 

Hatta, şöyle söyleyeyim, bir kişinin sürekli övülmesi ya da göklere çıkarırcasına yüceltilmesi ve ismen/resmen (resim olarak)/cismen (heykel vb...  şekillerde)  tekrarlanması,  gözünüze gözünüze sokulması,  özgür/eşit  yurttaş ve birey olmaya aday milyonlarca insanı değersizleştiriyor, önemsizleşiriyor ve anlamsızlaştırıyor. Biz, asla ama asla, Allah’ın önem-anlam ve değer verdiği her bir insanı, yok sayamayız, Fransız İhtilalinin önde gelen ismi Danton’un şu sözleri  bu anlatıklarımızla adeta  bağdaşmaktadır:

‘HER BİR İNSANIN,  MUHAKKAK  Kİ,   BİR ANLAMI  VAR...  BENİM DE ÖYLE... ONA DEĞER KATAN BİR ANLAM BU... ’  

Onun için özgür/eşit yurttaşı ve bireyi  DEĞERLİ  kılarsak,  onlar üzerinde  DEĞERLER  meydana getirip  onları  DEĞERlendirebiliriz. Onun için tarihsel kişilikleri anlatırken, tarihi olayları  anlatırken, gereksiz tekrarlardan, hatta aşırıya kaçan münferit  övmelerden  kaçınmalıyız. Mesela, Osmanlı’yı da, Osmanlı padişahlarını da bu anlayış içinde tarih kitaplarında ele almalıyız. Eğer böyle yaparsak, tarihi bir denge ve ölçü içinde çocuklarımıza vermiş oluruz. Böylece, tarihe karşı  ne çok yeren ne de çok öven (pohpohlama derecesinde),   dengeyi ve ölçüyü ayarlayamamış  bir kuşak farkı da olmamış olur.  En azından iki cihette de  abartılı bir tarih öğretimi ile de çocuklarımızı avutmamış oluruz. Ve onlara gerçekçi ve bilimsel bir bakış ve anlayış kazandırmış oluruz. Tarihi de örselememiş ve hırpalamamış oluruz ki,  bence en büyük kazanım bu olur.

Şunu unutmayınız, Atatürk’ü en çok övenlerle en çok yerenler arasında tarihe bakış ve anlayış olarak bir fark yok,  fark varsa o da yerme ile övme arasındaki anlamsal farktır. Biliniz ki,  devlet başkanı olarak   Atatürk’ü en çok öven, dilinden düşürmeyen  KENAN EVREN olmuştur,  ama gelin görün ki,  Atatürk’e sevgi ya da saygı ve Atatürk’ü anlama Kenan EVREN’in bu tutumundan dolayı hiçbir zaman olumlu istikamette gelişmemiştir. Aksine, tam tersi istikamette gerilemiştir.

Bir an için şöyle düşünün,   15 Temmuz işlenirken sürekli  BİR KİŞİNİN ismi, cismi ve resmi öne çıkarılıyor,  o zaman o gün  sokağa çıkan milyonlarca insan, öğrenciler nazarında önemsiz, anlamsız  ve değersiz görülebilir.  Öğrenci, bir kişiye, olmasaydı olmazdık, nazarında bakarken; milyonlara, olsa da olur olmasa da olur, gözüyle bakar. İşte bu bakış,  sorunludur,  kabul edilebilir değildir,  bizlerin özgür ve eşit değerli  yurttaş ve birey olmamıza engeldir, Bu hal,  özgüvenimizi daha çocukken sıyırarak bitiriyor  ve bize  özgüvenden  bir şey bırakmıyor, adeta  özgüven süpürücü işlevi  görüyor. 

O zaman, bu konuya  adil ve tarafsız bir bakış ile bakarsak, diyeceğimiz şu olur,  BİR İNSANI GÖKLERE ÇIKARIP  ONU GEREĞİNDEN FAZLA  ÖVEREK  YÜCELTİRSEK/KUTSARSAK,   ONA TAPINMA POZİSYONUNA GEÇERSEK TANRISAL BİRTAKIM ÖZELLİKLERİ ONA YÜKLEMEYE DOĞRU YOL ALABİLİRİZ. Tarih sayfaları, bunun böyle olacağına dair derslerle ve örneklerle  doludur. Onun için ölçülü ve dengeli bir müfredat anlayışı içinde değerlendirdiğimde,  müfredata yönelik  kamuoyunda baş gösteren M. Kemal ile ilgili eleştirileri doğru bulmuyorum.  Bu bakımdan,   Talim ve  Terbiye Kurulu Başkanının şu sözleri çok yerinde ve doğrudur:

’ ... Atatürk  yerinde, gereğince ve anlamınca var ... ’

Müfredatla ilgili son tespitlerim ise şunlardır:

M. Kemal Atatürk: Gerekli  ve  gereğince.

Cihat: Gerekli, ama eksik ve yetersiz, yanlış anlamalara müsait.

Evrim:  Gerekli, ama eksik ve yetersiz, önyargılı bir bakış ve anlayış algısına sahip.

6.Sınıf  Türkçe Ders  Kitabındaki ‘Kutup Ayısı’: Müfredat tartışmalarını daha da sulandıran ve müfredatı  baltalayan bir olay.

DERSLER BAŞLAYACAK,  MÜFREDAT,  ARTIK SU GÖTÜRMEZ.  PİŞMİŞ AŞA SU KATILMAZ.

YENİ DERS YILINDA UYGULANIP SONUÇLARINI GÖRELİM BAKALIM...

Tüm öğretmenlerimize ve öğrencilerimize ve iç-dış paydaşlarımıza yeni ders yılında başarılar dilerim...

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN

Anahtar Kelimeler:
MÜFREDATEğitim
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.