banner374
16 Kasım 2014 Pazar 15:06
Nasıl Yönetilirseniz Öyle de Eğitilirsiniz
Aslında sözün doğrusu “siz nasılsanız öyle yönetilirsiniz” olması gerekiyordu. Bu durum bazen yer değiştirebiliyor. Bazen yönetici/lider halkın içerisinden ve halktan biri olarak çıkar ve halkı yönetmeye talip olur ve bazen de halkın içerisinden ve halktan biri olarak değil de dışarıdan biri olarak halkın başına geçerek halkı yönetir. Bizim durumumuz daha fazla ikinci duruma uyduğu için bu başlık daha uygun geldi. Çünkü milli Eğitimin yönetim tarihine baktığımız zaman Eğitim kökenli yöneticilerin çok az yer aldıklarını görürsünüz. Genelde eğitim kökenli olmayanların eğitimi yönettiği ve yönelttiğini görürsünüz. Ne ilginçtir ki hukuk kökenlilerin sayıları katbekat fazla olmasına rağmen şu anda en çok şikâyet edilen konuların başında yaşanan HUKUSUZLUKLARDIR.

Bir Ülkede direkt veya endirekt eğitim sisteminden etkilenmeyen yoktur. Direkt etkilenme kendisinin veya bir yakınının eğitim kurumlarından istifade etmesi ile endirekt ise, hiçbir yakını eğitim kurumlarından istifade etmese de eğitim sisteminin oluşturduğu çevresel etkiden etkilenmesi ile olur. Bu etkilenme ya olumlu manada olur veya olumsuz manada olur. Ama her halükarda etkilenme olur. Çünkü Eğitim toplumu şekillendirmekte ve bireye ve topluma şekil vermektedir. Ama ne yazık ki Okullarımızda “eğitimden” çok “öğretim” ile ilgilenilmekte ve Eğitimden çok da Eğitim Yöneticilerine şekil verilmektedir. Şayet eğitim ağırlıklı bir müfredat uygulanmış olsaydı, bizi biz yapan değerler verilmiş olsaydı eminim okullarımızda ve toplumumuzda yaşanan olumsuzlukların çoğu yaşanmazdı. Bakanlığımızın işi başından aşkın olsa gerek Eğitim ile ilgili konulara uzun zamandır zaman ayıramamaktadır. Bu aralar yöneticileri Eğitmekte ve topluma yeni yapısı ve Misyonu ile ilgili “duruşunu” arz etmektedir. Milli Eğitim Bakanlığının bu “Eğitim” atağı sayesinde yöneticiler ve yönetici olmak isteyenlerin de işleri başından aşkın işin doğrusu. Çünkü sözden çok uygulamaya dayalı bu “Eğitim” atağı yöneticilere ve yönetici olmak isteyenlere büyük maliyetler çıkarmaktadır. Yönetici olmak isteyenler “varlık-yokluk” sınavını vermektedirler. Bu sınavın şartları ve rükünleri bundan önceki sınavlarda/atamalarda öne sürülen şartlar ve rükünler gibi değildir. Önceki sınav/atamalarda bilgiye, liyakate ve temsil kabiliyeti gibi şartlar aranır iken şimdilik ise atanmak istenen göreve bilgiden çok “ilgi”ye ve Makamı temsil kabiliyetinden çok kendilerini ne kadar “ temsil edebilme kabiliyetine”  sahip olduğunu aramaktadırlar.

Haber siteleri her gün yönetici atamalarını, Dershane yasası ile Görevden alınarak Şahsa Bağlı eğitim uzmanı yapılan ilçe milli eğitim müdürlerini, görevden alınan ilçe Milli Eğitim Müdürlerinin yerine hiçbir kaide ve kural gözetilmeden yapılan haksız atamaları, atamalarda yaşanan usulsüzlükleri, haksızlıkları, kayırmaları, hukuksuzlukları, yazılıda 98 puan alıp mülakatta barajı geçmemeleri, usulsüz verilen puanları ve şube müdürü atamalarının hukuka uygun olmadığı Danıştay ve bölge idare mahkemeleri tarafından tescil edilmesine rağmen, atamaların iptal edilmemesi ve açıktan açığa mahkeme kararlarına uyulmayacağı söylenerek kılıf arama çalışmalarından bahsetmektedir. Milli Eğitim Bakanlığının en üst düzey yöneticisinin açıktan açığa hukuka uymayacağını söylemesini nasıl izah edilebilirsiniz. Hani hukukun kestiği parmak acımazdı. Mahkemelerin hukuksuz olduğunu tescil etmesine rağmen geri adım atılmamasının ve hukuksuzlukta ısrar etmenin sebebi ne ola. Geri adım atmanın vebali hukuksuz işlere kılıf bulmaktan daha mı büyüktür acaba? Hukuka bu kadar aleni karşı gelinebiliniyorsa o zaman yapılan ve yapılacak tüm atamalarda ve yapılan/yapılacak tüm çalışmalarda hukukun esas alınmadığını/alınmayacağını söyleyebilir miyiz? 

Milli Eğitim Bakanlığında çalışan tüm yöneticiler müsteşar hariç okul müdür yardımcısına kadar görevinden alınarak hiçbir yerde zikredilmeyen ve mevcut yazılı hiçbir yönetici atama kriterine uymayan bir usulle yerlerine yeni atamalar yapıldı ve yapılmaktadır. MEB’de yapılan bu çalışmaları kendi yakın çevreleri için uygun gören bazı masa başı haber yapanlar ise görevden almalar için MEB’DE TEMİZLİK OPERASYONU ifadesini kullanıyordu. Herhalde bu hukuka uymadan ve kişi hakkına riayet edilmeden ve yazılı hiçbir yönetici atama kriterlerine uymadan yapılan atamalara da MEB’DE KİRLETME OPERASYONU demeleri yerinde olacaktır. Şimdilik bazı haber sitelerinde ise U dönüşünden bahisle Türk Eğitim Sen Genel Başkanı İsmail KONCUK ile yapılan görüşmede yöneticilerin mülakata tabi tutulmadan sınav ile atanarak GİH sınıfına alınabilecekleri söylenmektedir. Peki, şimdiye kadar çekilenler ve çektirilenler ne ile izah edilecek. Görevden alınanlar, hak mağduriyetine uğrayanlar, huzurları kaçanlar, motivasyonu bozulanlar, mevcut durumdan dolayı oluşan kin ve nefretler ve kişiler arası oluşan hoşnutsuzluklar ne ile izah edilecek ve nasıl giderilecek? Milli Eğitimin kaderi hep böyle mi olacak? Ayrıca Eğitim ile Eğitimciler ile ve Eğitim yöneticileri ile ilgili alınan bütün kararlar tek bir kişinin isteği veya istememesi ile mi olmaktadır? Yöneticilerin görevden alınmaları ve yerlerine yeni atamaların yapılmasından dolayı atanan ve atanmayan tüm yöneticilerde oluşan kaygı, tedirginlik, güvensizlik, yarın ne olacağını bilememenin oluşturduğu umutsuzluğun bu millete ve bu milletin çocuklarına neye mal olacağını tek bir kişi mi düşünerek karar veriyor? İlçe Milli Eğitim müdürlerinin görevden alınarak Şahsa bağlı eğitim uzmanı yapılmasına da tek bir kişi kara vermişti. Görevden alınan üst düzey yöneticilerinin hepsi hiçbir mali ve özlük hakkı mağduriyeti yaşamadan kendi kadroları ile tasfiye edilirken, ilçe Milli Eğitim Müdürleri ise mali ve özlük hakkı mağduriyetine uğratılarak yönetim kademesinde bile bulunmayan şahsa bağlı eğitim uzmanı kadrolarına atanarak tefsiye edilmesini hangi mantık ile izah edebilirsiniz. Aynı kanun içerisinde teftiş sistemi birleştirildi aynı işi ve görevi yapmalarına rağmen kadroları bakanlıkta olan maarif müfettişlerinin maaşları ile kadroları illerde olan maarif müfettişlerinin maaşları farklı yapıldı. Eşit işe farklı ücret. Bunu hangi mantık ile izah edebilirsiniz ki? Demek ki oluşan bütün bu sıkıntıların temelinde bir bireysel aklın oluşturduğu mantık yatmaktadır. Başka bir konudan bahsedeyim dershaneler kapatılıyor ve okullarda ücretsiz ders verilecek deniliyor. Bakın bakalım hangi okulda kaç tane öğretmen görev almak istiyor. Hangi okulda tam teşekküllü kurslar açılmış ve öğrenciler kurslara devam ediyor. Bu uygulamalara bakıldığı zaman tek kişinin, kolektif aklı dışarıda bırakan bireysel aklın tüm birimlerde oluşturduğu tedirginliği, korkuyu, adam kayırmacılığı, gammazlamayı, ayak kaydırma oyunlarını, yağ çekmeleri, el etek öpmeleri vs devamı gelemeyen her türlü kötü oyunları görürsünüz. Sadece tek bir şey göremezsiniz EĞİTİM. Çünkü EĞİTİME zaman bulamıyoruz. EĞİTİMDEN önce yapılması gereken çok işlerimiz var. Herhangi birimizde bireysel akıl Kolektif aklın önüne geçtimi artık dediğimiz dedik olur.

Aslında sıralamış olduğumuz bütün bu kötü oyunlar DEĞER(SİZ)LER eğitiminin birer parçası oluyorlar. İşte biz böyle eğitiliyoruz ve herhalde öğrendiklerimiz ile de böyle eğitileceğiz. Böyle bir eğitim ile de kimse kutsal değerlere bağlı DEĞERLİ gelecekler beklemesin. Ne ekersen onu biçersin. Geleceğimiz olan yeni nesil, gelen gidenin deneme tahtası olmamalı. Her gelen bir deneme de benden diyerek bir uygulamaya imzasını atmamalı? Milli Eğitim politikalarından yetmiş altı milyon yurttaşımız direkt veya endirekt etkilenmektedir. Bizler ne zaman her gelenle değişmeyecek ve yapılacak ikili görüşme ile de yeni bir uygulamayı başlatmayacak bir MİLLİ EĞİTİM politikasına sahip olacağız. Beyler bu milletin çocukları deneme tahtası değildir. 2023 ve 2071 vizyonları hazırlanırken MİLLİ EĞİTİM POLİTİKALARININDA kolektif bir akıl ve eğitimcilere daha fazla söz hakkı verilmesi çerçevesinde şekillenmesi gerekir.”Bir milletin büyüklüğü, nüfusunun çokluğu ile değil, akıllı ve fazilet sahibi adamlarının sayısı ile belli olur.” Victor Hugo
Tüm Devlet kurumlarının insan haklarına, hukuka uygunluğa ve kişi haklarına riayet etmesi gerekir ki vatandaşın kurumlara ve devlete olan güveni sarsılmasın. Eğitim gibi ulvi bir görevi yürüten kurumların bu hususlara daha fazla dikkat etmeleri gerekir. Usulsüz bir şekilde ve tarzda atanan bir yöneticinin maiyetinde çalışan öğretmen ve personel ile eğitim gören ve ülkenin geleceği olan öğrencilere değerlerimizi aktarırken ne kadar dürüst ve güvenilir bir kişi olabileceğini düşünelim. İnsanlara dürüst, adaletli olmalarını söyleriz ama bizim dürüstlük ve adaletli olma noktasında sabıkamız var ise söylemlerimizin olumlu bir anlamı olmaz. Herkesten çok toplumu Eğiten Eğitimcilerin Değerlerimize sahip çıkması gerekir. Bizi BİZ yapan değerleri hücrelerimize kadar yaşarsak gelecek nesle taşıyabiliriz. Peygamberimiz Hz Muhammed (SAV) Peygamber olmadan önce müşrikler kendisine çok güvendikleri için kendisine “EMİN” sıfatını vererek kendisini “Muhmmedül emin” diye adlandırırlardı. Ayrıca yine peygamber olmadan önce kurmuş olduğu “Erdemliler ittifakı” ile de Mekke’de haksızlığa uğrayanların hakkını savunuyordu. Bu iki husus biz Eğitimciler için büyük bir örnek teşkil etmektedir. Bütün meslek guruplarını biz eğitiyoruz. Bizim sınıflarımızda ve bizim sıralarımızda eğitim görüyorlar. Biz bunlara eğitim vermeden önce veya biz bunların EĞİTİMCİSİ olmadan önce toplum tarafından  “EMİN” sıfatını almamız ve haksızlığa uğrayanın hakkını elde edebileceği “ERDEMLİLERDEN” olmamız lazım. Aksi halde gelecek nesle Değerlerimizi hakkı ile taşımamız mümkün değildir.

“iki saatlik adil yönetim bir ömürlük nafile ibadete bedeldir.”Hz. Peygamber

Selam ve Dua ile…

Cüneyt AKKUŞ
Eğitim Uzmanı
banner182
Son Güncelleme: 16.11.2014 15:06
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol