banner374
09 Ocak 2016 Cumartesi 01:52
Navigasyon öğretmenler aranıyor!
 “Okumadan” olmaz ama okumasan da olur! Yani öğrenme için siz ne kadar okulu zorunlu tutarsanız tutun, öğrenmenin büyük bölümü okul dışında gerçekleşiyor. Okuyarak!
Neymiş efendim? Öğrenmek için duvar şart değilmiş! 

Şimdi bu saptamadan okula karşı olunduğu fikri çıkmasın, aman! Ben sadece “fazlasının” insan bünyesine zarar verdiğine işaret ediyorum. 

Fazla? 

İnsanın en fazla 40 dakika dikkatini toplayabildiği söyleniyor. Bana göre bu süre 15-18 dakikayla sınırlı. 

Okullarda bir ders saati 40 dakika ve günde ortalama 7-8 ders yapılıyor. Haftada beş gün… İşte bu fazla!

180 okul günü daha da arttırılabilir ancak günlük ders saati sayıları mutlaka azaltılmalı ve uygulamalı dersler hariç dersler 30 dakika ile sınırlandırılmalıdır.
 

Öğretmen ise navigasyon gibi olmalıdır. Her yönü, yolu bilmeli ama sadece yönlendirmeli ve öğrenciler yollarını bulmalıdır. Üstelik bu işi maksimum 30 dakikada yapmalıdır.
İşini iyi yapan öğretmenlerimiz kızmasın, onları dışında tutuyorum ama şu an için günlük plan bile yapmaktan yüksünen öğretmenler olduğunu onlar da biliyor. 


Günlük plana gerek yok!

Konuyu anlat, geç. Dinleyen dinlesin, anlayan anlasın. (Ne demekse?)

Soru sor, öğrencilerin de soru sormasına izin ver ama dersi “sabote” ettirme yani uzattırma…

Ödev ver ve “vaktin kalırsa” kontrol et… (Kontrol etmediğin için üzülme, çok sınıfın olduğu için kendini haklı gör.)

Sınav yap... 

Performanslarla (sözlü) puan ortalamalarını balans et…

Ortalama başarı üzerinde “başarı” sağla…

Başarısızlar mı var? Çalışmamışlardır. Daha çok “çalışmalarını” söyle… Hatta yakın…

Müfredatı “yetiştir” ve yetiştirdiğine dair “raporunu” müdürlüğe teslim et…

Derin bir oh çek… Sen sağ ben selamet.

Unutma! Yıllık planın bilgisayardan silinebilir, planı/planları USB belleğe aktar ki seneye de kullanabilesin.

İyi tatiller…

Öğretmenlerin bir kısmı için özellikle de deneyim sahibi olunca her şey hazırdır ve diğer seneler ise geçmiş yılların kopyası gibi geçer gider. Mesleki deformasyon!

Bazı öğretmenlerde de niyet, özveri ve çalışkanlık var ama hep aynı yöntemi denediklerinden sonuç değişmediği için çaba nafile. 

Öğretmenler bu işin sadece bir parçası ve onlar da bu sistemden edindiklerini uyguladıkları için her şeyi onlardan beklemek fazla iyimserlik olur. Müfredatları Talim Terbiye Kurulunda uzman kişiler hazırlar ve buna göre içerikler düzenler. Bizim içerikler o kadar kapsamlı olur ki ne okumakla ne de yazmakla biter. Kitaplar da, müfredatlar da hazırlayanların empati yeteneğine göre oluşur. Üstelik bu süreçlerin içerisine öğrencilerin dâhil edildiği de hiç görülmemiştir.

Bilginin hızla oluştuğu, değiştiği, birleştiği, dönüştüğü, paylaşıldığı çağdayız ama okullar aynı, müfredatlar aynı, dersler aynı, saatler aynı, öğretmenler aynı.

Hocam olmaz, olmaz!

Kabul etmek lazım, -mış gibi yapıyoruz. Herkes işini kolaylaştıracak şekilde davranıyor. Müfredatları hazırlayanlar bildikleri gibi yapmaya, kitaplar bu işi yapabileceği düşünülen tanıdıklara/bildiklere, sistem de yönetim anlayışlarına göre çok “iş” çıkartmayacak şekilde hazırlatılıyor.

Sınıflarda bugüne kadar yapılan öğretim şekli, tabiri caizse ortaya karışıktır. 

Öğrencilerin anıları farklı,

Bilgi birikimleri farklı, 

Merakları farklı, 

Alışkanlıkları farklı,

Algıları farklı,

Hayalleri farklı,

Hormonları farklı,

Olanakları farklı,

Öğrenme şekilleri farklı,

Öğrenme hızları farklı,

Duyguları farklı,

Zihinsel yapıları farklı,

Bu kadar ve daha fazlası fark varken, tüm farklara rağmen aynı sınıfta herkese aynı şeyleri öğretmeye, hepsinin aynı seviyede öğrenmesine, etkilenmesine ve başarılı olmasına çalışıyoruz. Yetişemeyenlerin şansı ise neredeyse hiç yok. Özellikle de birbirini izleyen konularda “temel” olmayınca veya arada bir kopma olunca sonrası da olmuyor. Öğrenciler nasıl çalışacağını bilmeden çalışmaya çalışıyor. 

Eğitimcilerin bunlarla uğraşacak zamanları olmadığından olsa gerek, çözüm, öğrencilerin daha çok çalışmalarını istemek ve bir yol bulmalarını beklemek.

Ders başarılarına öylesine odaklanıldı ki en temel beceriler bile geri planda bırakıldı. Herkes öğrencilerin yazısının güzel olmadığından, lisede bile anlatım bozuklukları ile ne atmak istediklerinin anlaşılmadığından ve özellikle uzun metinleri okumaktan sıkılarak, dikkatlerinin dağıldığından söz ederek yakınmaya başladı. Bilmem kaçıncı yüzyıl şairinin bilmem hangi şiirini derinlemesine inceleyerek edebiyat bilgisi verilmeye çalışılan öğrenciler, dilekçe bile yazmayı bilmiyorsa bu işte bir sakatlık olduğunu kabul etmek gerekir.

Hocam, geç bunları... Sen öğrencileri sınava hazırla yeter. Hele bilmem ne lisesine/üniversitesine girsin sonra kendi halleder. 

Bakınız tarihimiz halledilmiş geleceklerle doludur!

 

Ömer Orhan / Egitimajansi.com
banner182
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Burak 12 ay önce

Ömer duygularımıza aracı olmuşsunuz harika ve bir o kadar fazlaca gerçekleri anlattığınız yazınız için öncelikle size teşekkür ediyorum. Yazınızınız altınada milyonlarca kez imzamı atıyorum Saygılsrımla...

Avatar
m17 12 ay önce

Bunların çoğu doğrudur ancak;bir öğretmenin bunları yapması için ona bunları gerceklestirecek olanak imkan sistem hersey en iyi şekilde sunulmalidir..Hala 50 kişiye ders anlatan öğretmenler var.Hangi birinin öğrenme yeteneğine göre hangi öğretme stratejisini sunsun..Bunun dışında çoğu şeyin bir alışkanlıktan ve anlat geç ten ibaret olduğu kesindir.