banner374
19 Nisan 2015 Pazar 12:54
"Öğretmen(lik) Ne Değildir?"

 “Öğretmenlerin Mesleki İtibar Sorunu” yazısında yaşadığımız toplumsal problemlerin sebeplerinin düğümlendiği noktalardan birisinin öğretmenlerin itibarsızlaş(tırıl)ması olduğu ifade edilmişti. Yazı hakkında gelen yorumlardan kalemin doğru bir noktaya konulmuş olduğu anlaşılmaktadır.

Eğitimde aslolan öğretmenlik mesleği hakkında tefekküre devam edelim o halde. Önce öğretmenliğin “ne olmadığı?” üzerine kafa yorarak öğretmenlik üzerine yapışmış olumsuzluklardan arındırmak gerek. Öğretmenliğin “ne olduğu?” ise nasip olursa gelecek yazılara….

Bu satırlarda sıklıkla atıf yapılan Nurettin Topçu son asırda eğitim üzerine fikir üreten önemli düşünürlerden birisidir. Çağın en önemli gönüllü eğitim hareketinin temelinde de Topçu’nun eğitim hakkındaki tespitlerinin yattığını söylemek mümkündür. Bu bağlamda Türkiye’nin Maarif Davası her eğitimcinin istifade etmesi gereken bir eser.

Şöyle diyor:

“Bizim bütün tarihimiz, muallimin yükseltildiği devirlerde şan ve şerefle medeniyet ve ahlakın zirvesine tırmanmış, muallimin alçaltıldığı devirlerde ise uçurumlara yuvarlanmıştır.”

Öğretmenin ne olmadığı konusunda yine aynı yoldan düşünmeye devam edelim.

Öğretmen öğrencilerine bilmediklerini öğreten bir nakledici değildir.

Eğitim sistemi içerisinde en şikayet edilen konulardan birisi klişe ifadeyle “ezberci eğitim”dir. Öğrencilerin sadece bilgi öğrenmeye odaklandığı, test ile tost arasına sıkıştırıldığı, bir ortamda öğretmen naklediciden öte gidememektedir. Kitaplar öğrenciyle beraber öğretmenin de önüne konulmaktadır. Öğretmene öğreteceği konular hakkında düşünme fırsatı verilmediği gibi nasıl öğreteceği konusunda da inisiyatif tanınmamaktadır. Eğitimde lider ülkelerden Finlandiya’da tanıştığım tarih öğretmeni Sami Lilja büyük bir özgüvenle “Devlet bana ne öğreteceğimi söyler, nasıl öğreteceğime ben karar veririm” diyerek olması gerekeni net olarak ifade etmektedir.

Öğretmenler öğrencilerine yalnızca bilgi yükleyerek onları bilgi hamalı olmaktan uzaklaştırdıkları ölçüde sahip olmaları gereken itibara kavuşabileceklerdir.

Öğretmenler memur değildir.

Öğretmenler her ne kadar 657 sayılı DMK’nda tanımlandığı şekliyle “devlet memuru” olsalar da yaptıkları görev, kendisine emredileni yapan “memur”un yaptığından çok öte bir iştir. Araştırma, düşünme ve öğrenme eylemleri doğası gereği emir-komuta ile yapılamazlar. Bu nedenle bu fiillere liderlik etmesi beklenen öğretmenlerden memur anlayışı içerisinde görev yapmalarını istemek onları hak ettikleri konumdan uzaklaştırmak demektir. Bir zihinsel ve ruhsal gelişim faaliyeti olan eğitim standart ve mekanik eylemlerle yerine getirilemez. Memur zihniyetiyle öğrencilerde merak uyandırılması, ilim ve araştırma şevki verilmesi mümkün değildir. Hak ettikleri itibara kavuşmak için öğretmelerin “memur zihniyetinden” kurtulmaları gerekmektedir.

Memurluk anlayışıyla öğretmenlere yüklenmiş olan nöbet görevi, öğrencilerden sınav parası, okul aile birliğine bağış adı altında sürekli para toplama görevi, eğitim öğretime hizmet etmesi gerekirken, onun önüne geçen sosyal ve kültürel etkinliklerin idaresi gibi görevler öğretmeni asli görevinden uzaklaştırmaktadır. Topçu’nun ifadesiyle öğretmenin mesleğine ve meslek adamı olma vasfına vurulmuş bir darbedir.

Yanlış anlaşılmasın burada memurları ya da memurluğu küçük görmek değil niyetim. Yalnızca memurluğun doğası ile öğretmenliğin bir birine uygun olmadığını ifade etmek istiyorum.

Öğretmenler tüccar, öğretmenlik gelir kapısı değildir.

Eğitim gündemini oldukça fazla meşgul eden “atanamayan öğretmenler” konusu belki de öğretmenlik mesleğinin toplumdaki karşılığını ifade etme bakımından önemli bir göstergedir. Bu açıdan öğretmenlik bir istihdam alanı olarak görülmektedir. Toplumdaki “hiç bir şey olamazsa, bir öğretmen olsun” anlayışı öğretmenliği itibarsızlaştıran nedenlerden birisidir. Halbuki öğretmenlik gelir kapısı olarak görülemeyecek kadar yüce bir meslektir.

Bir öğretmen andından alınan şu iki cümle öğretmenliğin gelir elde etmek amacıyla yapılmaması gerektiğini daha iyi ifade etmektedir:

Çevremdeki iyi insanları öğretmen olmaya teşvik edeceğim.
Öğretme aşkımı kaybettiğimi hissettiğim gün meslekten ayrılacağım.
Günümüzde öğretmenlik görevini, girilen dersler, yapılan egzersizler ve tutulan nöbetler sonucu alınacak ek ders ücretine indirgemek belki de öğretmenin itibarına vurulmuş en büyük darbedir.

 Elbette bunun sebebi doğrudan öğretmenler değildir. Ülke şartlarının öğretmenleri buna mahkum ettiği söylenebilir. Dünya genelinde yapılan araştırmalar, gelir düzeyine göre Türkiye’de öğretmenlerin Yunanistan, Çin ve Brezilya gibi birkaç ülke dışında tüm ülkelerden gerilerde olduğunu göstermektedir.

Ancak her şeye rağmen hak ettikleri itibara sahip olmak için öğretmenliğin gelir kapısından öte bir meslek olduğunu önce öğretmenlerin kendilerine sonra da diğer toplum kesimlerine kabul ettirmeleri gerektiği düşünülmektedir.

Nuri Öztürk
Twitter: @mnuriozturk
banner182
Son Güncelleme: 19.04.2015 12:58
Anahtar Kelimeler:
DeğildirNeöğretmenlik
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol