banner374
06 Ağustos 2014 Çarşamba 01:25
OKUL ÖNCESİ EĞİTİMİN SIKINTILI KONULARI
 Milli eğitime bağlı okul öncesi kurumları denince akla iki tür eğitim kurumu gelir. Birincisi bağımsız anaokulları bir diğeri ise diğer okullar bünyesinde bulunan ana sınıfları. MEB istatistik kitapçığına göre okul öncesi eğitim alan çocukların yaklaşık %80 i bağımsız anaokulu dışındaki kurumlarda eğitim alıyor. Yani sistemin tüm yükünü aslında ana sınıfları taşırken, anaokullarıise sistemin vitrinini oluşturuyor demek hiç de yanlış olmaz.
Ana sınıfı öğretmenleri günde aralıksız 50’şer dakikalık sürelerle 6 ders saati eğitim yaparlar ve haftalık 15 saat ücret alırlar. Ana okullarındaki öğretmenler ise günde 8 saat ders yaparlar, öğle yemeği arası verirler, yemeklerini de okulda yerler ve 27 saat ücret alırlar. Yani öyle bir adil (!!) dağılım yapılmıştır ki ana okullarındaki öğretmenlerin günlük 2 saat fazla ders yapmaları onlara haftada 12 saat ek ders, yani ayda ortalama 450 TL fazla ücret olarak yansır. Daha açık ifadeyle ana sınıfı öğretmeni ayda ortalama 544 TL ek ders ücreti alırken, ana okulu öğretmeni ortalama 980 TL ücret alır. İkili eğitim yapan, sabah 7 akşam 7 okulda olmak zorunda olan bizim gibi ilkokul müdürlerinin aldığı ek ders ücreti bile anaokulu öğretmeninin aldığı ücretten çok azdır.

Bu günlerde İnternet haber sitelerinde ve sosyal medyada çok gündeme gelen ana okullarındaki tam gün eğitimin kaldırılmış olması bu yazıyıkaleme almama sebep olmuştur.

Bakanlık bana göre haklıgerekçelerle tüm okul öncesi eğitim kurumlarında tam gün eğitim uygulamasınıkaldırmıştır. Olaya program açısından bakarsak; ana sınıflarında da ana okullarında da aynı program kullanılmaktadır. 6 saat süreyle verilebilen hatta vatan evlatlarının yaklaşık %80’inin 6 saat süreyle alabildiği bu eğitimi 8 saat süreyle vermek neyin ifadesidir. Bu okullarda 8 saat süreyle eğitim mi bakım mı yapılmaktadır?

İkinci konu daha fazla çocuğa ulaşmak. Bu okullarda 6 saat süreyle eğitim yapılması durumunda iki katıçocuğun bu eğitimden yararlanabileceği anlamına gelmektedir. 1200 ana okulunda ortalama 5 derslikten toplam 6.000 derslik olduğu varsayılırsa, tam gün eğitimle bu okullarda en fazla 150.000 öğrenci alınabilirken, ikili eğitimle artı150.000 çocuğa daha eğitim verilmesi anlamına gelecektir. Bugün 150.000 çocuğu daha okullaştırmak demek, toplam çağ nüfusunun okullaşma oranını da %10 artırmak demektir.

Üçüncü konu bu okullarda verilen eğitimin kalitesi. Her nedense bu ifadeyi duyunca aklıma hep bu okul müdürlerinin KALİTELİ müdür odaları geliyor. Bu konuda en çok direnenler okul müdürlerinin olması bu savımı güçlendiriyor. Daha az öğrenci, daha zengin, daha kaliteli(!!) veli, daha çok para, daha çok personel, daha az çocuk ve daha az sorun. İşte bunlar ne yazık ki bu şekilde düşünen bazı yöneticilerimizin referansları olmuştur. Elbette ki çocuk sayısını artırırken nitelikli eğitimden ödün vermemek gerekir. Bu konuda en büyük sorumluluk yine biz yönetici ve öğretmenlerde olacaktır.

Dördüncü konu çalışan annelerin durumu ne olacak? Aslında bu konu bizim müdür arkadaşlarımızı hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Türkiye’de her çalışan anne çocuğunu sanki bu okullara veriyormuş gibi bir algı oluşturuluyor. Unutulmamalıdır ki Milli Eğitim Bakanlığının işi EĞİTİMdir, BAKIM değildir. Sırf bu yüzden adında EĞİTİMkelimesi, bağlı kurumların hepsinde OKUL kelimesi vardır. Sırf bu yüzden de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlıözel kurumların adı da Kreş ve Gündüz BAKIM Evidir. Şimdi anlaşıldı mı? Bakım işi MEB in değil, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının işidir.

Elbette ki beklenen, çalışan annelerin de çocuklarını gönül rahatlığı içinde bırakabilecekleri eğitim ve bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılmasıdır. Ancak anne çalışıyor diye çocuğuna 3 yıl boyunca bakıcılık yapılıp, çalışmayan annenin çocuğunu bir yıl bile okul öncesi eğitime almadan ilkokula başlatmak ne kadar adil, ne kadar hakkaniyetli bir yaklaşımdır acaba? Çalışan annelerin çocuklarının bakımı konusunda devletin diğer kurumları özellikle de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı da üstüne düşeni yapmalıdır.

Zaten MEB 10 haziran 2014 tarihinde illere gönderdiği yazıda bu konuda gerekli uyarıları yapmış, amacın her çocuğun en az bir yıl okul öncesi eğitim almış olarak birinci sınıfa başlamasını sağlamak olduğunu açıklayarak, illerin bu konuda tedbir almasıtalimatını vermiştir.

Şimdi yeni yönetmelikte tam gün eğitimin kaldırılmış olmasına karşı çıkan değerli meslektaşlarım bir daha düşününüz. Siz eğitimci misiniz yoksa bakıcı mı?

Fevzi EKİNCİ
Eğitim Yöneticisi
banner182
Son Güncelleme: 06.08.2014 01:26
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
nur 2 yıl önce

sayın hocam size yerden göğe kadar katılıyorm öğleden sonra öğretmen boşa çıkmakta çocuklar uyuduğu için öğretmen çay kahve fallar sohbet etmekte uyanmaya yakın sınıfa girmekte uyanan çocukların paltoları koltuk altına sokularak eve gönderilmektedir.hem zaman hem para hem eleman hem de kamu zararıdır öğretmenlerin rahatları bozulacak ama devlet en iyisini bilir

Avatar
Engin 2 yıl önce

aile ve sosyal politikalar bakanlığına bağlı kreş ve gündüz bakim evleri her ilde yeteri kadar var mı? yani ilin gereksinimlerini karşılayabilecek durumda mı? örneğin ağrı yada muş yada şırnak....
neden önce alt yapı oluşturulup sonra işe konulmuyor.. bu ülkede her şey böyle mi olacak hep?
okul öncesi kayıtları haziran ayının 15den sonra lındı, şimdi biz tam gün velilerine nasıl bir açıklama yapacağız?

Avatar
esra 2 yıl önce

ben tamgün milli eğitimde çalışan 21 yıllık rehber öğretmenim. 5 yaşındaki oğlumu gönderebileceğim okul kalmadı. uygun oldu diyen nur adlı kişiye ve editöre soruyorum: oğlumu nereye yollayacağım.ayrıca sizin çocuğunuz var mı?