banner374
22 Eylül 2015 Salı 09:06
Okullar; Geçekleşmeyen Hedefler, Genel ve Güvenlik Sorunlarının Gölgesinde Açılıyor!
 2015-16 Eğitim Öğretim yılı 28 Eylül Pazartesi günü başlıyor. Bu yıl 14 gün rötarlı başlayacak olan eğitim yılı, geçmiş yıllardan çözüm bekleyen pek çok sorunun yanında güvenlik sorunları ve bir türlü tutturulamayan hedeflerin gölgesinde başlayacak. Her birini ayrı başlıklar altında ele alacağımız bir zincirin halkaları gibi birbirine eklemlenen bu sorunlar çözülmedikçe nitelikli, anadilinde, demokratik, eşit ve bilimsel eğitimden söz etmek mümkün olmayacaktır. 
Yukarıda genel prensipleri belirlenmiş eğitim sistemine ulaşabilmek için devletin, 
-Eğitimi, bütün yurttaşlara kamusal hizmet olarak sunması, 
-Eğitimi bir hak olarak görmesi ve bu alanda imza koyduğu evrensel temel insan hakları normlarına uyması, 
-Eğitim hizmetine erişimde yurttaşlar arasında ayrımcılık yapmaması,
-Bütün inanç ve kimliklere eşit davranması gerekmektedir.

Geçmiş yıllarda ve günümüzde Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin yukarıda sıralanan ilkelere uygun davrandığını görmek ve söylemek maalesef mümkün olamamaktadır. İş başına gelen hemen her hükümet eğitim alanını kendi arka bahçesine dönüştürmek için yoğun çaba harcamaktadır. Var olan sorunları çözmek ve 5 yıllık stratejik planlar çerçevesinde konulmuş hedefleri tutturmak yerine kendi ideolojik politik program hedeflerini gerçekleştirmeyi, toplumsal tabanlarının taleplerini öncelemeyi yeğlemektedirler.  Bu anlayış temelinde kaynak ayırmakta yatırım yapmaktadırlar. Bu tür ayrımcı tercihler ise toplumu kamplaştırmakta, yandaş olanlara avantajlar sağlamakta olmayanlara ise dezavantajlar yaratmaktadır

Eğitimin Bütün Aşamalarında Eşitsizlik ve Ayrımcılık Yaşanıyor.
Eğitimin bütün aşamalarında eşitsizlikler ve ayrımcı uygulamalar yaşanmaktadır. Çoğu zaman kamuoyuna yansımayan bu uygulamalar, uygulamalara katılmak istemeyen veya katılmayan çocuklar ve aileleri üzerinde yıpratıcı etkileri olan psiko sosyal sonuçlar yaratmaktadır. 
Hâkim inancın ve etnik kimliğin eğitimini belletme ve benimsetme üzerine kurulan eğitim sistemi içerisinde ayrımcı uygulamalar; öğretmenden-öğretmene, öğretmenden-öğrenciye, öğrenciden öğretmene, öğrenciden-öğrenciye, öğretmenden-veliye, velilerden-öğretmene, idarecilerden tüm bileşenlere yönelmektedir. Ayrımcılık hakaret, itibarsızlaştırma, yok sayma, mobing. Sorumlu olmadığı işleri yapmaya zorlama, angarya çalışmaya zorlama kişi kayırma ve koruma benzeri türevlerde gelişmektedir.

Eğitimde Ayrımcılık Motifleri
*Okula kayıtta engel çıkarma, verilen kayıt parasına göre ayrı tutma,
*Okula ekonomik yoksunluk ve fiziksel engeller nedeniyle erişimin sağlanmaması, sağlıklı eğitim ortamının mevcut olmaması,
*Anadilinde eğitimin sağlanmaması, zorunlu din dersi,
*Disiplin Cezası uygulamaları, bedensel ceza uygulanması, hakarete uğrama, psikolojik ve fiziksel kötü muamele,
*Okul ortamında ayrımcılığa maruz bırakılma, eğitimin içeriğinin ayrımcı nitelikte olması,
*Etkinlik kutlama ve anmalarda ayrımcılık, kıyafet yasakları,
*Müfredatta kültürel çoğulculuğun mevcut olmaması,
*Eğitimde belirli bir dinin veya inancın öğelerini benimsemeye zorlama, dinin ve inancın sembollerinin baskın olarak kullanılması,
*Eğitim bürokrasisinde siyasal yandaşlara avantaj sağlama,

Eğitimde muhafazakârlaşmaya dönük ayrımcı motifler
*Yasal düzenlemeler, çoğunlukçu dayatma,
*Uygulama pratikleri, din eğitimi veren okulların yaygınlaşması,
*Belirli gün ve haftalar, okullarda dini rituel mekanları oluşturma, Cuma namazlarına götürme, 
*Sınavlarda din eğitiminden soru sorulması, din dersi öğretmenlerinin yönetici yapılması,
*Din eğitimi veren okullara tanınan ve sağlanan ayrımcılıklar,
*Dini içerik ödüllü yarışmalar, basın ve yayın materyalleri,
*Okulöncesi eğitimde, YİBO’lar ve yurtlarda yemek yemeye dualarla başlama, dini rituellere katılmaya zorlama 

Operasyonlar Dursun,Silahlar Sussun.Şimdi Konuşma Sırası Çocuklarda!
Ülkede iki aydan bu yana yaşanmakta olan şiddet ve çatışmalı ortam eğitimi ve eğitim bileşenlerini olumsuz yönde etkilemekte büyük kaygılara neden olmaktadır. Atanan öğretmenler can güvenlikleri olmadığı gerekçesiyle atandıkları okullara gitmek istememektedir. Öğretmenler, bir yanda gittikleri görev alanlarında güvenli olmayan yaşam ortamlarının yarattığı korkuyu yaşarken diğer yanda gitmemesi durumunda işini kaybetme kaygısı yaşamaktadır. 

Devletin güvenlikçi politikalarında “1.derece tehlikeli” bölgeler ilan ettiği yerleşim yerlerinde binlerce okul, öğretmen, milyonlarca öğrenci bulunmaktadır. Bu okullarda sağlıklı bir eğitim yapılabileceği, çatışma şiddet, ölüm ve gözyaşı sarmalının çocuklar üzerinde psikolojik sorunlara bağlı rahatsızlıklar yaratmayacağını km söyleyebilir. 

Bölgede her yıl anadilinde eğitim talebi kapsamında yürütülen okul boykotlarının bu yıl daha içinde bulunduğumuz siyasal gerilim iklimi nedeniyle daha yaygın ve geniş katılımlarla gerçekleşeceği kaçınılmaz gibi görünmektedir.

Kürt nüfusun yoğun yaşadığı batı illerindeki büyük kentler başta olmak üzere ülkenin diğer kentlerinde Kürtlere karşı yürütülen linç kampanyalarının ardı arkası bitecek gibi görünmüyor. Okulların açılmasının ardından bu kampanyaların okullara sirayet etmeyeceğini kim söyleyebilir. Ocak, bucak, reis, çete, vakıf, dernek gibi yapıların okulları kendi hakimiyetleri altına alma hazırlıkları içinde oldukları bilgisi şimdiden sendika şubelerimize ulaşmaya başlamış durumdadır.  

Personel Açıkları Kapatılmıyor. İşsizlik Tavan Yaptı
MEB’in Öğretmen yetiştirme ve istihdam sorunu eğitim alanının temel sorunlarının başında gelmektedir. Bu sorun çözüme kavuşturulmadan nitelikli eğitimden ve öğretmen yetiştirmekten söz etmek olanaklı değildir. Öğretmenlik alanında istihdam olanağı bulabilmek için her yıl 80-90 bin üniversite mezunu Bakanlığın kapısına dayanmaktadır. Dolayısıyla esas olarak yapılması gereken doğru ihtiyaç analizleri üzerinden öğretmen yetiştirme sisteminin yeniden yapılandırılmasıdır. Bu yapılandırmaya bağlı olarak istihdam sistemini yeniden planlamaktır.  

Okulların diğer önemli sorun alanı idari personel sorunudur. Kadrolu idari personel yok denecek kadar azdır. Var olan idari personelin büyük bir bölümü ilçe ve il milli eğitim müdürlüklerinde istihdam edilmektedir. Tabloyu daha net görebilmek bakımından alanın sorunlarını alt başlıklar altında incelediğimizde, 

Atanmayan öğretmenlerin sayısı ve son durum.
Son atamalar ile birlikte MEB’e bağlı kurumlarda çalışan öğretmen sayısı 894 bine ulaştı. Bu hükümet dönemimde 13 yılda atanan öğretmen sayısı ise son atamalar ile birlikte 512 bin oldu. Atanamayan öğretmen sayısı Eylülde yapılan 35 bin atamanın ardından 380 bine geriledi. 

Bu yıl KPSS’de Öğretmen Alan Bilgisi Testi(ÖABT) Sınavına 285 bin öğretmen girdi. Bunlardan 35 bin kişi %12,28’i atanabilme şansı yakaladı. Öğretmen açıklarının en yoğun yaşandığı branşlara bile yetersiz kontenjan ayrıldığı bu süreçte atanma şansı yakalayabilenlerin ne kadar şanslı olduklarını anlatmaya bile gerek yok.

Örnekleyecek olursa;
Türkçe, Türk Dili Ve Edebiyatı branşlarında ÖABT’ine katılan sayı 65 bin 947 belirlenen puan barajını geçenler 17 bin 349(%26,49) ayrılan kontenjana atanma olanağı bulanlar 3 bin 34(4,60)
FKB, Fen Bilimleri, Fen ve Teknoloji ÖABT’ine katılan sayı 51 bin 296 barajı geçenler 20 bin 848(46,56) atanma şansı bulanlar 3 bin 698(7,21)
İlköğretim ve lise matematik ÖABT’ine katılan 35 bin 735 barajı aşanlar 13 bin 838(38,72) atanma şansı yakalayanlar 3 bin 874(%8,4)
Tablo diğer önemli branşlar açısından da çok farklı değil. İngilizce ve Almanca da 20 bin 11 kişi alan sınavına girerken bunların ağırlıklı bölümü İngilizce olmak üzere 10 bin 82’si(%47,93) belirlenen puan barajını geçip 4 bin 127’si(%20,62) atanma olanağı buldular.
Sınıf öğretmenliğinde sayılar 27 bin 606’da 12 bin 443 (%45) barajı geçme 4 bin 157 (%15.05) 
Rehberlik alanında sınavı 6 bin 786 öğrenci girmiş bunlardan 4 bin 292’si belirlenen puan barajını geçmiştir. Kontenjanlara ataması yapılan öğretmen sayısı ise bin 420’dir.(%21)
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi alanında sınava 19 bin 549 kişi girerken bunlardan 10 bin 369’u (%53) belirlenen puan barajını aşmıştır. Puan barajını aşanlardan 3 bin 289’u(%16,82) atanma şansı yakalamıştır.
Tarih alanında tablo felaket denecek oranda düşüktür. Tarih branşında 26 bin 729 kişi sınava girmiş 4 bin 981(%15,33) kişi belirlenen puan barajını aşma becerisi gösterebilmiştir. Atanan öğretmen sayısı sadece 309’dur.(%1,49)
Diğer anlarda durum bundan farklı değildir. Oransal sıralama yapacak olursak İngilizce ve Rehberlik ilk iki sırayı alırken 3.sırada Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi branşı gelmektedir.    

Ücretli öğretmenlik herkesin iş kapısı
Geçtiğimiz yıllarda sayıları 60 ile 80 bin arasında değişen sayıda kişi öğretmenlik görevi yapmak üzere ücretli olarak görevlendirilmişlerdir. Görevlendirilenler arasında öğretmenlik alanı ile hiç bir ilgisi bulunmayan 2 yıllık ön lisans ve 4 yıllık lisans mezunları bulunmaktadır. Adeta okullar yolgeçen hanına dönüşmüş her önüne gelenin sınıfa girip öğretmenlik yapıyor gibi yaparak zaman geçirdiği bir hal almıştır. Sınıflara ücret karşılığı eleman bulmak yerel siyasetin iş arayan vasıfsız yandaşlarına iş verme kapısına dönüştürülmüştür.
 
Okullarda kadrolu genel idari hizmetler personeli kalmadı
Okullarda kadrolu hizmetli ve diğer idari personel mum ile aranır oldu. Geçmişte hemen her okulda 3-4 kadrolu personel bulunurken günümüzde okullar kadrolu personel bulmakta çok ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. Genel idare hizmetleri kadrosunda istihdam edilen kamu görevlileri ile sadece ilçe ve il müdürlüklerinin ihtiyaçları karşılanmaktadır. 

MEB’in merkez ve taşra teşkilatlarında yer alan kadrolu idari personel sayısı yaklaşık 70 bindir. Bunların büyük bir bölümü bakanlık merkez birimlerinde görev yapmaktadır. İlkokul, ortaokul ve lise sayısının toplamı 56 bindir. Bir başlangıç olarak çalışan ve öğrenci sayısı kalabalık okullardan başlayarak okulların büro temizlik hizmetlerini yapmak üzere yeterli sayıda personel kadrolu çalışma esasına göre atanmalıdır.

Aday Öğretmenleri Aday Olduğuna Pişman Ettiniz
Öğretmen olarak atanmış olmak yetmiyor. Kadroya geçebilmek için bazı engelleri de aşmak gerekiyor. Bunların başında amirlerden kurulmuş komisyonların vereceği performans değerlendirme puanları geliyor. Alacağınız puanların ortalamasının 50’yi geçmesi halinde yapılacak yazılı sınava girmeye hak kazanılıyor. Yazılı sınav uygulaması dershaneler yasası ile getirilen yeni bir uygulama. Uygulamada yer alan mülakat sınavından gelişen tepkiler nedeniyle şimdilik geri adım atılmıştır. Ancak ilk fırsatta mülakat sınavını yeniden devreye koymak isteyecekleri kesin.

Bu yıl ilk defa geçen yıl atananlara uygulanacak.11 Ekimde merkezi olarak yapılacak bu sınavdan 60’ln üzerinde puan alınabilirse kadrolu öğretmen olunabilecek. Eğer 60 puan alınamazsa 2.yıl başka bir okulda yeniden aynı süreçlerden geçilerek tekrar sınava girilecek. Bu sınavda da 60 puan alma başarısı gösterilmezse öğretmen kapının önünde kendini bulacak. İşsiz kaldığı günlere yeniden dönüş yapmış olacak. Uygulamayı getirenler getirilen sitemi eleştirenlere bunun bir nitelik yükseltme süreci olduğunu söyleyeceklerdir. Böyle olduğuna inanmak isterdik. Ancak yaşanmış başka pratikler ve örnekler uygulamanın yeni bir eleme seçme, işsiz bırakma ve yandaş sendikaya üye devşirme sistemi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu kaygılar nedeniyle sürecin öğretmenlerin niteliğini yükseltmekten çok kadrolaşmaya hizmet edeceğini söylüyoruz. 

Velilerin Eğitim Harcamaları Katlanarak Artıyor
Okulların açılacağı Eylül ayı velilerin eğitim masraflarının arttığı, bütçelerinde ek maliyetlerin oluştuğu aydır. Okul masrafları okullar açılmadan başlayıp yılsonuna kadar çeşitlenerek devam etmektedir. Her yıl giyim kuşam, kırtasiye, araç gereç ve kaynak kitaplar olarak gündeme gelen ve enflasyon oranında artan maliyetler veliler için çekilmez bir yük oluşturmaktadır. 

Ucuz olanların sağlıksız pahalı olanların ise cep yaktığı eğitim harcamalarının ortalama maliyeti ilkokullar için 550,ortaokullar için 580,liseler için 620 lirayı bulmaktadır. Ortalama fiyatlandırmaya göre hesaplanmış olan bu harcamaların ihtiyaçlar listesi çoğaldıkça ve pahalı ürünler almaya yöneldikçe artmakta olduğunu görmekteyiz. Yıl içerisinde sınavlara hazırlık mahiyetinde yapılan harcamaları okullar açılırken yapılan harcamalara eklediğimizde ülkemiz koşullarında eğitimin veliler için faturası çok ağır maliyetli bir alan olduğunu ifade etmeliyiz.

5 Yıllık Stratejik Plan Hedefleri Tutmadı. Umutlar Gelecek Yıllara
MEB’in 2010-14 Stratejik Plan Hedefleri Hayaldi Gerçek Olmadı!
5 Yıllık kalkınma planları çerçevesinde Milli Eğitim Bakanlığı eğitimde amaç ve hedefleri olan 5 yıllık stratejik planlar yapmaktadır. Bu plan hedefleri doğrultusunda kaynaklar oluşturulmakta yatırımlar yapılmaktadır. Eğitim öğretim süreçlerinin bütün çıktıları yapılan stratejik planlara göre yürütülmektedir. Sonuçlar plan hedeflerinin gerçekleşmeleri üzerinden değerlendirilmektedir. Planlar aynı zamanda hükümetlerin sınıfsal, ideolojik ve politik programlarının yaşam bulup bulmadığının karnesi olarak görülmektedir. AKP Hükümeti de iş başına geldiği günden bu yana kendi ideolojik ve politik tercihleri doğrultusunda eğitim ve yükseköğretim sistemine yönelik çeşitli planlar yapmakta hedefler koymaktadır.

AKP’nin 13 yıldır yönettiği MEB’in geçmiş yıllara ait planları incelendiğinde plan hedeflerinin genelde tutturulamadığı, tutturulamayan hedeflerin ise sürekli olarak ileriki yıllara ötelendiğini görmekteyiz. MEB’in 2010-14 Stratejik Plan Hedeflerine bu bağlamıyla bakıldığında plan hedeflerinin aradan geçen 5 yıllık zaman diliminin ardından büyük bir bölümünün tutturulamadığını söyleyebiliriz. 

Tutturulamayan her hedef eğitim sisteminin içinde bulunduğu sorunlarında çözülmemesi ertelenmesi anlamına gelmektedir. Çözülmeden ertelenen her sorun ise yeni sorunları beraberinde getirmekte tartışma ve eleştiriler ile zaman kaybedilmektedir. Kaybedilen her zaman dilimi çocuk ve gençlerin geleceğinin çalınması anlamına gelmektedir.

MEB’in 2010-14 Stratejik Plan Hedefleri

Plan hedeflerinde ilk inceleyeceğimiz alan okullaşma oranlarıdır.5 yıllık hedeflerin sonuçlarına bakıldığında okulöncesi, ilköğretim(ilkokul-ortaokul) ve ortaöğretimde hedeflerin tutturulamadığını görmekteyiz. Okulöncesi eğitimde %33 olan okullaşma oranının %70 çıkarılması hedeflemiş ancak gerçekleşme %56.03’te kalmıştır. İlköğretimde(ilkokul-ortaokul) hedef %100 olarak konulmuş olmasına rağmen gerçekleşme %97,90’da kalmıştır. Ortaöğretimde hedef %90,gerçekleşme %76,65 olmuştur. Oranlardan da anlaşılacağı üzere okullaşma hedefleri tutturulamamıştır.

Üstün yetenekli çocukların eğitimi(bilim sanat merkezleri) 2010 yılında 94 okul hedefi konulmuş ancak 2014 yılında 70 okula ulaşılabilmiştir. Öğrenci ve öğretmen sayısı itibarı ile de hedeflerin uzağında kalınmıştır. Bu alana ilişkin hedefler gerçekleştirilememiştir. 

Tutturulan hedeflerden birisi derslik başına düşen öğrenci sayısıdır. Bir dersliğe düşen öğrenci sayısı hedefi 30 olarak belirlenmiştir. İlkokul, ortaokul ve liselerde bu hedefe ulaşılmıştır. Ancak özellikle büyük şehirler başta olmak üzere ülke genelinde ikili eğitimden tekli eğitime geçilmesi hedefi gerçekleşmemiştir.

Diğer hedefler ve sonuçlara bakıldığında;
Ortaöğretimde kız erkek farkı %8,91’den %2’ye indirilmesi hedeflenmiş, inmek bir yana makas daha çok açılarak %10,45’ çıkmıştır. Mesleki Teknik Ortaöğretimde okullaşma hedefi %50 olarak belirlenmiş gerçekleşme %38,15’ kalmıştır.

Ortaöğretimde sınıf geçme hedefi %96 olarak konulmuş gerçekleşme %72,12’de kalmıştır.
İlköğretimden ortaöğretime geçiş hedefi TEOG ile birlikte açık liseler dahil edilerek %100 tutturulmuş görünmektedir. Ortaöğretimde ilişiği kesilen ve terk edenlerin oranı %5 olarak belirlenmiş ancak oran %6.17 olmuştur. Hedef gerçekleşmemiştir. İlköğretimde de okul terklerinin tamamen ortadan kaldırılması hedeflenmiş ancak bu da başarılamamıştır. Öğrencilerin %0,57’si ilköğretimi tamamlayamamaktadır.

Yukarıda ortaya konulan bulgular ve başkaca göstergelerden de anlaşılacağı gibi 5 yıllık stratejik plan hedefleri büyük oranda tutturulamamıştır. Ancak AKP’nin bu alanda önceliği olan hedefler arasında yer alan kadrolaşma, din eğitimi ve özel öğretim alanında hedeflerin çok üstüne çıkıldığını söyleyebiliriz. Eğitimin ve eğitim yönetiminin demokratikleştirilmesi noktasında ise daha çok yürünecek yolumuzun olduğunu belirtmeliyim. Erişimi eşitlikçi, yapıyı özgürlükçü ve demokratik, içeriği nitelikli ve bilimsel yapmak esas olarak bütün süreçleri ve içerikleri güçlendirecek, değiştirip dönüştürecektir.

2015-19 Hedeflerinin Gerçekleşmesi Ne Kadar Gerçekçi?

Okullarda Kitap Okumayan Nesiller Yetişiyor!

Milli Eğitim Bakanlığının 2015-19 arasını kapsayan gerçekleşmeler, amaçlar ve hedefleri kapsayan 5 yıllık strateji plan raporuna baktığımızda, Raporda mevcut durum ve 2019’da ulaşılması amaçlanan hedefler başlıklar halinde ele alınmıştır. Raporda mevcut durum analizi yaparken aynı zamanda bugüne kadar gerçekleşmeyen bir özeleştiri mahiyeti taşıyan sonuçlara da parmak basmaktadır. Raporu sağlıklı değerlendirebilmek için 2014 yılına ait bazı verilerin bilinmesinin yararlı olacağını düşünüyorum.

2014 Yılına ait Milli Eğitim Bakanlığı istatistiklerine göre, 28 bin 532 ilkokul,17 bin 19 ortaokul,10 bin 955 lise bulunmaktadır. Toplam 56 bin 506 okul bulunmaktadır. Bu okullarda 16 milyon 473 bin 493 öğrenci eğitim görmektedir. Toplam 847 bin 889 öğretmen görev yapmaktadır. Sayılara açık ortaokul ve lise öğrencileri ile özel okullardaki sayılar dahildir. 

Stratejik planının tablolarında yer alan bulguları yorumladığımızda; 

Bütün bireylerin eğitim ve öğretime adil şartlar altında erişilmesini sağlamayı amaçlayan tema tablosunda plan dönemi sonuna kadar dezavantajlı gruplar başta olmak üzere, eğitim ve öğretimin her kademesinde katılım ve tamamlama oranlarını artırmak. 
Bu temaya bağlı olarak verilen tabloda ortalama eğitim yılı süresinin 2014 yılında 7,6 yıl olduğu 2019 yılı sonunda bu oranın yüksek insani gelişme endeksine sahip ülkeler sıralamasında var olan 9,1 oranına ulaştırılması hedef olarak belirlenmiştir. Gerçekleştirilmesi mümkün bir hedef olarak görebiliriz.

İlkokul birinci sınıf öğrencilerinden en az bir yıl okul öncesi eğitim almış olanların oranı 2014 yılı için %56,03 olarak ifade edilmektedir. Önümüzdeki 5 yıllık dönemde bunun %92’ye çıkarılacağı belirtilmektedir. 
5 yılda %36 artış anlamına gelen bu hedefin bugüne kadar gerçekleşen orana bakıldığında tutturulması çok olası görünmemektedir. Hedefin gerçekleşmesi için çok büyük ve gerçekçi yatırımların yapılması gerekmektedir. 

Çağ nüfusunun okullaşma hedefleri.
Net okullaşma oranlarında 4-5 yaş çocuklarının okullaşma hedefinin geçmiş yıllar artışlarına bakıldığında en az her yıl %6 artış oranına göre yatırım ve kaynak ayrımı gerçekleştiğinde olası olduğunu söyleyebiliriz. Bu yapılmadığında hedeflerin yakalanabilmesi olası görünmemektedir.  Diğer okul türlerinde okullaşma hedeflerinin yakalanması mümkün olabilir. 

Öğrencilerin ortaokuldan TEOG sınavları sonrasında ilk 5 tercihe yerleştirilmesi. 
İlk beş tercihe yerleşenin temel eğitimden ortaöğretime geçiş için bir ölçüt olarak alınması okullar arasındaki eşitsizlikleri ortaya koyan bir durum saptamasıdır. Burada ilk beş tercihine yerleşenlerin oranını artırmaya yönelik niyet eşitsizlikleri azaltmaya dönük bir çaba gibi gösterilse de hedefin yüzde yüz konulmamış olması 2019’a gelindiğinde yüzde yüz okullaşma hedefine göre ortaokuldan mezun olan öğrencilerin %30’nun(390 bin) eşitsizlikleri yaşamaya devam edeceği anlamına gelmektedir. Bu tablo vahim bir tablodur. Aynı zamanda eğitimde eşitsizliklerin var olduğunu itiraf anlamına gelmektedir.

20 Gün ve Üzeri devamsızlık. 
İlkokul, ortaokul ve liseye giden öğrencilerin %14,8-35- ve 34,8 oranlarında 20 gün ve üzeri devamsızlık yaptığı belirtilmektedir. 2014 yılı öğrenci sayılarına göre, ilkokullarda öğrencilerin 825 bini, ortaokulda 1 milyon 802 bin 500’ü liselerde ise 1 milyon 436 bin 544’ü 20 gün ve üzeri devamsızlık yapmaktadır. Toplam rakam 4 milyon 64 bin 44’e ulaşmaktadır. 

Öğrencilerin %38,2’si eğitim öğretim sürecini tamamlamadan okuldan erken ayrılmaktadır. Aynı durum ortaöğretim terkleri için söz konusudur. Tamamında oranların aşağı çekilmesini amaçlayan yeni hedef oranları belirlenmiştir. Umarız böyle yaşanır. Ancak mevcut göstergeler bunu doğrulamamaktadır. Not, hesaplamalara açık öğretim öğrencilere dahil edilmemiştir

66 Olan yurt dışında bulunan resmi okul sayısının 77’ye çıkarılması hedeflenmektedir. Bakanlığa bağlı yurt dışında bulunan resmi okul sayısındaki artış sayısına bakıldığında Cemaat okulları denilen okullara dokunulmayacağını veya dokunulamayacağını anlamaktayız. Bu konuda el koyma amaçlı koparılan fırtınaların hamasetten öte bir şey olmadığını anlamaktayız.

Kalite teması başlığı altında toplanan performanslar. 
Bir yılda ortaokul ve liselerin 8 sınıf düzeyinde okuyan öğrencilerin yılsonu başarı ortalaması %70 olup, öğrencilerin 30’nun yılsonu ortalamasının başarısız olduğunu anlamaktayız. Oranlar bize 2014 yılında ortaokul ve liselerde okuyan 10 milyon 899 bin öğrenciden 3 milyon 269 bininin başarısız olduğunu göstermektedir. 

2014 Yılında öğrenci başına bir yılda okunan kitap sayısı ilkokulda %23,32,ortaokulda 7,26,lisede ise 2,77 olarak bulgulanmıştır. 
İlkokulda daha yüksek olan ancak yetersiz olduğunu düşündüğümüz okunan kitap sayısı ortaokulda daha azalmakta lisede nerede ise yok olmaktadır. Bu sonuçlara bakarak eğitim sisteminin kitap okumayı sevmeyen nesiller yetiştirmekte olduğunu söyleyebiliriz. 

Kitap okuma konusunda çok yetersiz ve olumsuz bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzu ifade etmeliyim. Eğitim yaşamının en güzel döneminde kitap okumayan nesillerin ileriki yaşlarda da bu olumsuz alışkanlığını değiştireceğini iddia etmek mümkün değildir. Çünkü okul çağı yaşı kitap okuma alışkanlığının edinileceği yaşlardır. Bakanlıkta durumun vahametini anlamış olmalı ki hedefleri çok yüksek tutmuş. Mevcut eğitim sistemi ile bu hedefleri tutturmanın gerçekçi olmadığını düşünüyorum. 

Bir yılda ortaöğretimde sınıf tekrarı.
Ortaöğretime devam eden öğrencilerin büyük bir bölümü baraj sınıfı olan 9.sınıfta olmak üzere toplamda %24’ü sınıf tekrarı yapmaktadır. Bu bulguyu ortaöğretimde okuyan toplam öğrenci sayısı ile ifade edecek olursak, bir yılda 1 milyon 300 bin 800 öğrencinin sınıf tekrarı yapmakta olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Bir başka şekilde ifade edecek olursak, her yüz öğrenciden 24’ü okuduğu sınıfta tekrar okumaktadır. 

Ortaokul ve lisede disiplin cezası uygulaması. 
Ortaöğretimde disiplin cezası alan öğrenci sayısında(%3.57) geçmiş yıllara göre artış olduğu görülmektedir.2014 yılı verilerine göre disiplin cezası alan öğrencilerin rakamsal karşılığı 148 bindir. Bu artış rakamlarına bakarak okullarda gençleri denetlemenin giderek zorlaştığını söyleyebiliriz. Disiplin cezası alan öğrenci sayısının azaltılması planda hedeflenmektedir.

Kurumsal kapasite başlığında ele alınan performans göstergeleri,
Bu başlık altında toplanan veriler fiziki alt yapı, donatı ve eğitime destek sağlayan diğer eklentilerin nitelikli eğitim yapılmasında ne kadar gerekli olduğunu ortaya koymaktadır. Buna göre öğretmen başına düşen öğrenci sayısında giderek bir iyileşme olduğunu ancak büyük kentlerdeki öğretmen açıklarının sorun oluşturduğunu görmekteyiz. Bakanlığın açıkların yoğun olduğu branşlara ilişkin başlık açmamış olması ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken bir durum. Lisansüstü eğitimini tamamlayan personel oranının artmakta olması yetersiz olmakla birlikte olumludur.  

Ücretli öğretmen sayısının 2014’te %7,7 (65 bin) olduğunu, bunun 2019’da %5’e düşürüleceğini anlamaktayız. Artan öğretmen sayısına orantılandığında 2019 yılında da ücretli öğretmen çalıştırılacağı anlaşılmaktadır. Bu durum norm kadro doluluk oranı ile birlikte değerlendirildiğinde mevcut öğretmen yetiştirme ve istidam politikasına devam edileceğini anlamaktayız. Önümüzdeki yıllarda bu yıl atananları saymazsak atanacak öğretmen sayısı 4 yılda 80-100 bin aralığında gerçekleşecektir. Şu an 417 bin işsiz öğretmen adayı olduğuna göre 4 yıl sonra bu rakam 600 bine ulaşmış olacaktır.


Kurum standartlarına uygun eğitim ortamlarını tesis etmek başlığı altında toplanan verilere bakıldığında,
Bir dersliğe düşen öğrenci sayısı azalmaktadır. Bu olumlu bir durumdur.  Ancak özellikle büyük kentler başta olmak üzere pek çok kentimizde ikili eğitim ve kalabalık derslikler sorunu devam etmektedir. Spor salonu olan okul oranı 2014’te %8,4’tür. 56 bin 506 okuldan Verilen orandan 2014 yılında 4 bin 746 okulda spor salonu olduğunu anlamaktayız.51 bin 760 okulda okuyan öğrenciler spor salonunun ne olduğunu bilmeden okumaktadır. Bir başka ifade ile söyleyecek olursak 34 bin 741 öğrenciye bir spor salonu düşmektedir.

Kütüphanesi olan okul oranı %39,2’dir.Önceki yıllara göre 2 puan azalma olmuştur. Bu %2’lik azalmanın dersliğe dönüşmüş olabileceğini düşünmekteyiz. Derslik açıklarını kapatmak için kütüphaneyi dersliğe dönüştürmek eleştirilmesi gereken bir uygulamadır.22 bin 150 okulda kütüphane bulunmaktadır.34 bin 356 okulda ise kütüphane bulunmamaktadır. Aslında burada milyonlarca öğrencinin kütüphane nedir bilmeden okuduğunu söyleyebiliriz. 744 öğrenciye bir kütüphane düşmektedir.

Stratejik Plan Hedeflerinde çok amaçlı salon veya konferans salonlarında durum 
Mevcut okulların %35,9’unda bu salonlardan bulunmaktadır.20 bin286 okulda çok amaçlı salon bulunurken,36 bin 220 okulda okuyan milyonlarca öğrenci konferans salonun ne olduğunu öğrenemeden okulu bitirmektedir. Okulların %80’ni 2019 yılına kadar deprem için güçlendirilecek. Şimdiye kadar depreme dayanıklı hale getirilen okulların oranı %67’dir.Bu durumda mevcut okulların %33’ünde depreme dayanıklılık sorunu devam etmektedir. Bu arada yaşanacak olası depremlerde milyonlarca öğrenci ve öğretmenin durumunun ne olacağı sorusu yanıtsız kalmaktadır.

Okul yapıları engelli öğrencilere engel oluşturmaya devam ediyor.
Okulların %42,47’si engelli öğrencilere uygun hale getirilmiş.32 bin 506 okul engelli öğrenciler için sorunlu. Onlar engelsiz bir okula ulaşmak için 2019 sonunu beklemek zorunda kalacaklar.

Planda okulların internet erişimi, tablet bilgisayar ve etkileşimli tahta durumu,
FATİH Projesi Hayaldi Yalan Oldu
FATİH Projesi kamuoyuna sunulurken 2016 yılı sonuna kadar ortaokul ve liselerin tamamında bu projenin yaşama geçilmesi hedefleniyordu. Ancak 2014 yılı sonunda bu hedefin sadece %35,31’i gerçekleşti. 2014 Yılında Bakanlığa bağlı 29 bin 974 ortaokul ve lise bulunmaktadır. Bu durumda 19 bin 330 okul bu hizmeti ancak 2019 yılı sonunda alabilecektir. Bu arada teknolojik olanakları erken kullanan öğrencilerin kullanmayanlar üzerinde sağlayacağı avantajlar bir başka eşitsizlik kaynağı oluşturacaktır. 

Bu olanaklardan öncelikle yararlananlar ve kullananlar avantajlı kullanamayan ve yararlanamayanlar dezavantajlı olacak. Varsın olsun bu sistem zaten eşitsizlikler ve sınıfsal ayrışmalar üzerine kurulmuş diyerek üzerinden atlanmayacak kadar önemli bir projedir FATİH Projesi. Yönetenlerin eşitlik sağlamak gibi bir derdi olmadığına göre bizler üzerine gitmeliyiz ve bir an önce hedeflerin tutturulması için gereken duyarlılığı göstermeliyiz diye düşünüyorum.

5 Yıllık stratejik planın maliyeti.
5 Yıllık stratejik plan hedeflerinin gerçekleşmesi için 381 milyar 280 milyon bütçe gerekmektedir. Her yıl için MEB’e ortalama 76 milyar 306 milyon bütçe ayrılması anlamına gelmektedir.

5 yıllık stratejik plan hedefleri konulmuş olması önemli. Plan hedeflerin belirlenmesi kadar gerçekleştirilmesi daha önemli. Ancak bazı hedefleri tutturacağımızı söylemek geçmiş deneyimlere barak çok olanaklı değil. 

Başarısız Sınav Sonuçları Sistemin Karnesi
TEOG, YGS, LYS Sonuçları açıklandı ve gördük ki sınavlı sistem çocukları sıralamaktan, elemekten, seçmekten ve ruhsal dünyalarını örselemekten başka bir işe yaramıyor. Her sınav sonrası yaşanan tartışmaların odağında yanlış sorular, kopyalar, çözülemeyen sorular tartışması yer aldı. Soru çözme oranlarına bakıldığında çocuklarımıza verdiğimiz eğitimin ne kadar içi boş, niteliksiz ve işe yaramaz bir sistem olduğunu anlıyoruz. 

Böyle olmasına rağmen yine de aynı sistemi sürdürme yanlışından bir türlü vaz geçmiyoruz. Aslında sisteme karne niteliği taşıyan sınavların sonuçlarından çok süreçleri üzerinde durmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Ancak gerek eğitimi gerekse ülkeyi yönetenler eğitim alanı ile ilgili günü kurtarmaya dönük araçsalcı politikalar uyguladıkları için sorunların çözümü içinden çıkılmaz bir hal almaktadır. Aslında sorun karmaşık hale getirilmeden çok basit müdahalelerle çözülebilir. Bunun yolu da sistemi sınav odaklı olmaktan çıkarıp eğitim, okulu ve öğrenciyi merkeze alan bir yapıyı kurmaktır.   

Kamuda Başarılı Öğrenciler Özel Okullara Gidiyor
Hükümetin özel okulları teşvik politikası meyvelerini vermeye başladı. Kamu okullarının başarılı öğrencileri birer birer özel okullara taşınıyor. Özel okulların bu konuda yoğun bir kampanya yürüttüklerini görmekteyiz. Veliler çaresizlik ve ikilem içinde bırakılıyor. Aileler için zor bir durum. Bir yanda çocuklarının geleceği diğer yanda bütçelerini zorlayan özel okul fiyatları. 

Teşvikler, velileri özel okulların tuzağına düşüren bir işlev görmektedir. Özellikle teşvik süreci ile birlikte kamu okullarının başarılı öğrencileri özel okullara geçmektedir. Bu tablo özel okulların kamu okulları üzerinde zaman içerisinde psikolojik baskı oluşturması sonucunu doğuracaktır. Bu baskı ile birlikte kamu okulları sıradanlaşacak özel okullar cazibe merkezi haline gelecektir. Ortaya çıkacak böyle bir tablo yaşanması olası en kötü senaryo olacaktır. 

Açık Öğretim Bakanlığın Can Simidi Oldu
Son sayılar ile birlikte açık öğretim orta ve liselerinde okuyan öğrenci sayısı 2 milyona dayandı. Açık öğretim yönlendiresi bilinçli bir biçimde sürdürülmektedir. Bu yolla öğretmen ve derslik açıkları kapatılmaya çalışılmaktadır. Oysa gerçek eğitim yüz yüze, okul ortamında, temas edilerek ve yaparak yaşayarak verilen eğitimdir. Bunun dışında modellerin zorlanması çocukları ucuz emek sömürüsünün kucağına atmaktır. Çocuk yaşta gelin ve anne olmaya zorlamaktır. Son yıllarda bu alanda yaşanan artışlar ister istemez akla 3 çocuk politikasını getirmektedir. O nedenle eğitim mutlaka okul ortamlarında ve yüz yüze yapılmalıdır.

Eğitimi Yönetmek İçin Kadrolaşmak Gerekmiyor
Eğitim yönetiminde kadrolaşma siyaseti hiç bir dönemde bu dönemde olduğu kadar yoğun yaşanmadı. Eğitim tarihi boyunca hemen her dönem yönetimlerde yandaş kadroların iş başına getirilmesi için siyasetçilerin doğrudan müdahaleleri olmuştur. Ancak son 13 yılda yaşayıp karşılaştıklarımız diğer dönemleri aratacak noktaya geldi. 

Yaklaşık 90 bin yöneticiyi yasa değişikliği ile değiştirip göstermelik sınavlar yaparak yerlerine tamamını kendi yandaş kadrolarla doldurmak tek parti dönemlerinde bile görülmeyen bir boyuta ulaştı. İktidar partisinin düşüncesinde ve dünya görüşünde olmayanlara itibarsızlaştırma, soruşturma, sürgün ve kıyım politikası reva görüldü. 

Yargı yoluyla hakkını arayıp kazananların yargı kararları uygulanmadı. On binlerce yönetici mağdur edildi. Görevine son verilenlerin büyük bir bölümü ya emekli yapıldı ya da öğretmenliğe geri döndü. Oysa eğitim yönetimi demokratik eğitim perspektifine uygun olarak kadrolaşmadan da oluşturulabilirdi.     

Kantinler ve Servisler Bildiğimiz Gibi Değişen Bir Şey Yok!
Okul kantinleri ve öğrenci servisleri eğitim alanının sorun alanları arasında yerlerini sürekli korumuştur. Servisler her yıl yapılan zamlar ve güvenlikli olmayışları, kantinler ise sattıkları ürünlerin pahalı ve hijyen olmayışları nedeniyle hep tartışılmıştır. Bugünde tablo dünden farklı değildir. Servisler için göstermelik bir iki önlem, kantinler için göz boyamaya dönük bir kaç önlem ve yasak dışında yeni bir durum değişikliği söz konusu değildir.

 Kantinlerin fiyatlarının yüksek olmasının nedeni okullara verdikleri yıllık kiralardan kaynaklanmaktadır. Servisler kira ödemese de okula belirli bir miktar nakdi yardım yapmak zorundadır. Kantinlerde obezitenin önlenmesine yönelik bazı ürünlerin satışına yasak getirilse de zaman içerisinde denetimsizlikten kaynaklı yasakların esnetilip satışların süreceğini söyleyebiliriz. Ayrıca kantinlerde ve servislerde çalışan personelin mutlaka belli bir eğitim sürecinden geçirilmeleri gerekmektedir. Tamamının sağlık ve sosyal güvencesinin olması, tümünün yoksulluk sınırının üstünde ücretle çalıştırılması zorunlu tutulmalıdır.

Devlet Okullarının Kaynakları Velilerden Özellerin Kaynakları Devletten
Devlet kendi okullarına cimri davranırken özel okullara bonkör davranmaya devam ediyor. Kamu kaynakları ile özel okulculuğun teşvik edilmesine bu yılda devam edildi. Geçen yıl ve bu yıl 1.2 milyar kaynak özel okullara teşvik adı altında aktarıldı. Bu kaynak kamu okullarına aktarılsa okulların tamamının temizlik hizmetleri karşılanabilecekti. 

Oysa şimdi bu hizmetlerin ve başkaca okul giderlerinin maliyeti velilerden “bağış” adı altında okul aile birliği aracılığı ile toplanan paralardan karşılanmaktadır. Katkı payı adı altında aylık ödemeli ücret toplama uygulaması da kesintisiz bir biçimde sürdürülmektedir. Kayıt işlemleri sırasında velilerden alınan “bağış” adı altındaki kayıt parası ve katkı payı adı altında alınan paraların okullar arasında var olan eşitsizlikleri büyüttüğünü söyleyebiliriz. 

Eğitim için yoksulların 2,5,zenginlerin 70 lira harcadığı ülkemizde toplanan katkıların eşitsizlikleri büyüteceğini söylemeye gerek bile yoktur.O nedenle kamu okullarının bütçesi mutlaka kamu kaynaklarından karşılanmalıdır.Özel okullara teşvik uygulaması son verilip bu kaynak kamu okullarına aktarılmalıdır. 

Bu Dönemin Gözde Okulları İmam Hatipler
AKP Hükümeti iş başına geldiğinde okul sayısı 350 öğrenci sayısı 70 bin olan imam hatip okulları bugün okul sayısı 2000 bin öğrenci sayısı 1 milyonu aşarak bir rekora doğry koşmaktadır. AKP’nin eğitim hedefleri arasında ilk sırada yer alan imam hatiplerin büyütülmesi politikası aradan geçen 13 yılın ardından başarılı olmuştur diyebileceğimiz bir noktaya ulaştı. 

Öğretmen, derslik açıkları, fiziki alt yapı sorunları hemen hemen hiç kalmayan imam hatipler AKP’nin yatırım alanları arasında ilk sıradaki yerlerini korumayı sürdürüyorlar. İl ve ilçelerin en merkezi okullarının imam hatip yapılarak sağlanan olanaklar ve övgü dolu siyasi söylemler bu okullara yönelimin artmasını sağladı. İmam hatip okullarını siyasetin arka bahçesi yapma çabası günümüzde de okul dönüşümleri adı altında sürdürülmektedir. Artık ortaokul ve lisede okuyan her 10 öğrenciden biri imam hatipli, her 10 okuldan biri imam hatip okulu. 

Bilim eğitimi ile din eğitimi terazisinin kefelerini dengeleme zorlaması yeni dengesizliklerin ortaya çıkmasına yol açacaktır. Bu dengesizliğin bilime mesafeli nesiller yetişmesine yol açacağı kesindir. O nedenle bakanlığın “her mahalleye bir imam hatip her cadde ve sokakta bir imam hatipli” politikasını terk ederek bilimden, felsefeden ve sanattan yana tutum alması gerekmektedir.   

‘Zorunlu Din Dersi Kalkmaz, Anadilinde Eğitim Asla Olmaz’ Yaklaşımı İle Eğitim Hayatı Sürdürülemez.
Din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması milyonlarca öğrenci ve velinin talebi olarak yıllardır dile getiriliyor. Onlarca yargı kararı ve AHİM Kararı olmasına rağmen AKP 13 yıldır 3 maymunu oynaya devam ediyor. Kaldırmak bir yana din eğitiminin yaygınlaşması için elindeki bütün olanakları kullanmaya enstrümanları çalmaya devam ediyor. Din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılmayacağını üstüne basa basa ifade ediyor. 

Ders kitaplarında ve konularda Alevilik ile göstermelik bazı değişiklikler yaparak süreci geçiştirmeye çalışıyor. Öyle anlaşılıyor ki Türkiye daha uzun yıllar bu 12 Eylül zihniyeti ve yasakları ile yaşamaya devam edecek.12 Eylül yasakları yetmezmiş gibi maalesef 12 Eylül dönemini aratacak yasak ve fiili uygulama ile de karşı karşıya olduğumuz bir gerçek.

Aynı yasakçı yaklaşım anadilinde eğitim içinde geçerli. Seçmeli Kürtçe uygulaması ile Kürtlere elma şekeri vererek kandırmaya çalışan AKP’nin bu oyunu tutmadı. Milyonlarca Kürt öğrenciden sadece 20-30 bini Seçmeli Kürtçe dersini seçti. Kürtler, Seçmeli Kürtçe dersinin bir oyun ve tuzak olduğunu görerek getirilen bu uygulamaya ilgi göstermediler. Onların talebi eğitimin tüm düzeylerinde anadili temelli çok dilli eğitimdir. 

Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve Kürt sorunun çözümünün önemli bir ayağını oluşturan bu talebin yaşama geçirilmesi ertelenemez bir olgu olarak sıcaklığını korumaktadır. Anadili temelli çok dilli eğitim talebi bir bölen değil, halkları birleştiren, kardeşliği pekiştiren ve bütünleştiren bir taleptir. Talebi yok saymak, zora, yasağa ve şiddete tabi tutarak engellemek halkları kutuplaştırmak, ayrıştırmak ve düşmanlaştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Özetleyecek olursak,2015-16 eğitim yılı güvenlik sorunlarının gölgesinde, tutturulamayan hedefler, öğretmen, diğer idari personel ve derslik açıkları, ikili eğitim, kalabalık sınıflar bitmek tükenmek bilmeyen nakiller, öğretmenlerden başlayarak MEB’te hizmet veren eğitim personelinin yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunlar ile başlıyor.

 Atanmayan öğretmenler, onların yerine görevlendirilen 2 ve 4 yıllık alan dışı mezunlar. Velilerin harcamaları, kadrolaşma, uygulanmayan yargı kararları, soru çözme başarı oranları her geçen yıl düşen okullar, Farklı olana tahammülsüzlük, ayrımcı uygulamalar. Kaynak yetersizlikleri nedeniyle gerçekleştirilemeyen yatırımlar. Kısacası bitmek tükenmek bilmeyen sorunlar sorunlar... 21.09.2015 alaaddin dinçer/eğitimci
banner182
Son Güncelleme: 22.09.2015 09:06
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol