banner374
10 Aralık 2014 Çarşamba 09:03
Onların Çocukları Kod Yazmayı Öğrenecek, Biz ?
 Hani içimiz kararıyor, bunalıyoruz, gündemi hayli sakin İskandinav ülkelerine özeniyoruz ya aslında ülkemize haksızlık ediyoruz.

Hangi ülke vatandaşına bu denli heyecan vaat edebiliyor ki?

Bakın mesela gelişmiş ülkelerde kimsenin nerede nasıl yapılacağından haberi bile olmayacak olan Eğitim Şurası ile yatıp kalkıyoruz günlerdir.

Geyik bir tarafa gerçekten şaşkınlıkla izledik şurayı ve tavsiyelerini.

Osmanlıca dilinin liselerde “zorunlu” ders olma tavsiyesi çıktı mesela.

Türk eğitim sisteminin tüm sorunları çözülmüş olduğu için (!) sıra ideolojik fantezilere geldi tabii.

Yanlış anlamayın, herkes istediği dili öğrenmekte ve o dile dair en kapsamlı eğitimi alma hakkına sahip olmalı.

Kimi anadilinin yanına İngilizce, İspanyolca gibi yaşayan ve kendine geleceğe dair yeni ufuklar açacak ve dünyada olup biteni o insanların dilinde öğrenme şansı açacak verecek dilleri tercih eder…

Kimi de geçmişi anlamak için artık yaşamayan bir dili seçebilir.

Bu bireyin en doğal ve yasalarla korunması gereken hakkıdır.

Ama sen kalkıp bunu zorunlu tutarsan bunun adı dayatmacılık olur.

Toplum mühendisliği olur.

Neyse ki ilk tepkiler sonuç vermiş ve şimdilik Osmanlıca seçmeli olacakmış.

Dün gazetelerde bu haberler ve bunun çerçevesindeki iç bunaltıcı tartışmaları okurken gözüm Vatan Gazetesi’nde Necla Dalan’ın haberine takıldı.

Microsoft bu hafta tüm Türkiye çapında 5- 12 yaş aralığındaki çocuklara bilgisayar kodu yazma etkinliği düzenleyecekmiş.

Biz beş yaşındakilere dini anlatalım mı diye tartışırken özel şirketler devletin yapması gerekeni üstlenmiş durumda.

Ne ilkokulda ne lisede etkin bir teknoloji dersi yok.

Çok az saat alınabiliyor, o da seçmeli olarak.

Zaten terslik de tam burada. Biz teknolojiye hakim olma şansımızı yitirdiğimiz için, ithal ettiğimiz cihazlardaki dil uyumsuzlukları yüzünden dilimiz için geliştirilen F klavye yerine Q klavyeyi sahiplenmek zorunda kaldık.

Gençler artık evet yerine “ewet” yazıyor birbirine.

Türkçeye sahip çıkamadık şimdi Osmanlıca derdindeyiz.

Her şeyimiz şov, her şeyimiz politika.

Sonra Microsoft’a kalır tabii çocuklara kod öğretmek, buz de oturur ağlaşırız neden beyin göçü oluyor diye…

 

Pek Yakında’yı Vizyonda yakalayın

Köşe hafiften “Kaçırdığımız Filmler Kafesi” tadında bir hal alıyor ama yazmazsam çatlarım.

 

Vizyona girdiği tarihte bu koordinatlarda yoktum.

Bu nedenle hâlâ aramızda izleyenimiz varsa uyandırayım diyorum. Cem Yılmaz’ın Pek Yakında isimli filmi son zamanlarda kendi dilimizde izlediğim en sıcak film.

Filmin fragmanları çıktığında hafiften bir hayal kırıklığı yaşamıştım.

Ama sinemaya gidince bu sıcak ve hayli komik filme gerçekten berbat bir fragman yapıldığını anlamış oldum.

Gördüğüm kadarıyla Cem Yılmaz hepimizin özlediği Arzu Film ekolüne saygı duruşunda bulunmuş.

Özellikle filmin ilk yarısında öyle güzel bir tempo yakalamış ki uzun zamandır bir filmde bu kadar eğlenmemiştim.

Filmde baskın bir Ferzan Özpetekçi tarzı da var ama bence Cem, Ferzan Özpetek’ten daha güzel bir Ferzan Özpetekçi filmi çekmiş:)

Zafer Alagöz, Ozan Güven ve Çağlar Çorumlu harikalar!

Korsanını beklemeyin, koşun sinemada izleyiverin.

 

Her şeyimiz ters arkadaş!

 

Artık o kara günler geldi çattı.

Şehirlerdeki beton rantının paylaşımı tamamlandı. Artık betonseverler kulübünün aklı ormanlarımızda.

Kah binlerce zeytin ağacının kesimine uyanıyoruz kah canım çam ağaçlarının.

Şimdi Urla’daki orman katliamı gündemimizde…

Ormanı yerle bir etmeye başlamışlar.

Ama gerekçe bu kez ilginç…

Rüzgar Elektrik Santrali kurmak için kesiliyor ağaçlar.

En masum, en temiz enerji üretim metodu bile bizim ellerimizde orman katliamına dönüşebiliyor.

Arkadaş mecbur musun onu ormanın göbeğine dikmeye?

Bu katliamlara izin imzası atanlarsa iki cihanda lekeli…
(egitimajansi)

banner182
Son Güncelleme: 10.12.2014 09:08
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol