banner374
10 Mart 2015 Salı 19:20
Sınıfta Cinsiyet Ayrımı Var mı?
 Aynı sınıfta oturan, aynı kitapları okuyan, aynı öğretmeni dinleyen kız ve erkek çocuklar aslında birbirinden çok farklı eğitimler alıyor olabilir mi? (Sadker & Sadker 1994)
Aynı anda hem bir üniversite araştırma görevlisi olan ve bir ilkokulda ders veren bir eğitimcinin hikayesidir.
Her şey o yıl pedagoji tezi üzerinde çalışan arkadaşım Spencer’ın teknoloji dersinde aldığı video kayıtlarıyla başladı. Bir yandan araştırma görevlisi olarak üniversiteye devam ederken bir yandan da bir ilkokulda teknoloji dersleri veren bir eğitimciydim. Sınıftaki tüm öğrencilere karşı eşit ve adil davrandığıma karşı güvenim tamdı ama kayıtlar öyle göstermiyordu. Çok utanmıştım doğrusu. Elimizde bir video kaydı olmasaydı bunları yaptığımı asla kabul etmezdim ama teknoloji dersinde:
-Erkek öğrencilere kız öğrencilere göre daha çok vakit ayırıyordum.
-Erkek öğrencilere tüm süreci adım adım açıklarken, kız öğrenciler için işi çoğu zaman onlara kendim yaparak gösteriyorum.
-Erkekleri zekalarıyla överken, kızlara yardımseverlikleri ve işbirliği içinde çalışmaları için teşekkür ediyordum.
Hiç inanmasam da ben bile bunları yapıyordum. Bu yüzden eğitim fakültesinde bir araştırma görevlisi olarak ben o yılki teknoloji dersini daha kapsamlı bir incelemeye almaya karar verdim. Yaptığım bu araştırma yaklaşık 2 ay boyunca öğrencilerle yaptığım yaklaşık 1750 e-posta yazışmasını kapsama alıyor.
Gerçekten kafamızdaki kadın ve erkek cinsiyetine ait kalıplar, sınıfta verdiğimiz derslere ne kadar yansıyordu?
1) Eşitsizlik Onları Nasıl Övdüğümüzle Başlıyor.
“Öğretmenlerin gözünde erkek öğrenciler keşfetmeye ve risk almaya daha açık. Bu da onları akademik anlamda daha başarılı öğrenciler olarak algılanmalarına neden oluyor.” (Sadker & Sadker, 1994 ve Walkerdine 1990)
Teknoloji atölyesi için öğrencilerle yapmış olduğum yazışmalara baktığımda, önce derin bir nefes aldım. Varolan kanının aksine kız öğrencilerle görece biraz daha fazla yazışma yapmıştım. Araştırma sonuçlarına göre kızlar için yazdığım her 60 kelimeye karşılık erkek öğrencilere 57 kelime yazmıştım.
Belki de bunda şaşılacak bir şey yoktu. Zaten biz öğretmenler kız öğrencilerin iletişime daha açık olması fikrine alışmıştık. Karşılıklı yazışmaların içeriğine baktığımda ise, daha önce fark etmediğim bir şeyin farkına vardım. İşte size e-posta yazışmalarından birkaç örnek:
KATY:    Hawaii hakkında yeni bilgiler buldum. Belki sınıfta birkaç Hawaii fotoğrafı gösteririm.
YAZAR: Bu bilgileri bulmana sevindim. Elbette bulduğun fotoğrafları sınıfta bizimle paylaşabilirsin.
***
BETH:    İnternette araştırma yapmak çok zevkli. Özellikle fotoğraf araştırmak çok güzel.
YAZAR: Araştırmayı sevdiğine sevindim. İnternette harika fotoğraflar bulunuyor değil mi?
***
LİZA:      Dünya hava haritasını bulmak istiyorum.
YAZAR: Ben sana nasıl bulacağını gösteririm. Hava haritaları çok güzeldir çünkü dünyayı çok daha tepeden görmüş olursun. 
Şimdi de erkek öğrencilerle aramızda geçen yazışmalardan birkaç örnek. 
YAZAR: İnternette araştırma yapmayı sevdin mi?
ANDY:   Sevdim.
***
YAZAR: İnternette dolaşmak güzel mi? İlginç bir şeyler buldun mu?
TOM:    Pek sevmedim.
***
YAZAR: Eyalet ödevin için pek çok bilgi toplamışsın. Bu bilgileri toplamak eğlenceliydi değil mi?
NICK:     (Cevap yok)
***
YAZAR: Yaptığın internet araştırmasından ne öğrendin?
ROB:     (Cevap yok)
Erkekler öğrenciler e-postalarına cevap verme konusunda pek istekli değildi. Yine de erkek öğrencilere yeni şeyler keşfetmekle ilgili sorular sormak konusunda ısrar ediyordum. Belki de onları heveslendirmek için… Tam tersine kız öğrencilerin çoğu öğrendiklerini benimle paylaşmak konusunda çok hevesliydi. Kızlar genel kanının aksine daha meraklı ve istekli davranmışlardı. Belki de bu yüzden yazdığım e-posta mesajlarında onları daha da şevklendirecek yeni sorular sormayı ihmal etmiş, çabalarını takdir etmekle yetinmiştim.
Dönem bitiminde yazdığım mesajlar traji-komik bir durumu ortaya çıkarıyordu. Kızlar yardımsever ve işbirliği içindeki tutumları sayesinde kuru bir “aferin”i hak ederken, erkekler övgü alıyordu.
Erkek öğrenciler yazdığım mesajlardan birkaç örnek:
“Atölyede yazdığın yazılar sayesinde yazma becerilerin çok gelişti.”
“Mizah anlayışını çok beğeniyorum. Elektronik mesafe benzetmen çok güzeldi.”
“Seninle gurur duyuyorum. Internet deryasında bir kaşif gibi oldun. Eminim büyüyünce iyi bir araştırmacı olacaksın.”
“Teknoloji atölyesinde neler öğrendiğini ve yaptığını gördüm ve seninle gurur duydum”
Kız öğrencilere yazdığım mesajlardan birkaç örnek:
“Her zaman uyumlu ve işbirliği içinde çalışan biri olmanı takdir ediyorum.
“Derse gösterdiğin ilgi ve gösterdiğin çabayla gurur duyuyorum. Harika bir katılımcı olduğun için teşekkür ederim.”
“İlgili ve işbirliği içinde çalışan bir öğrenci olduğun için sana teşekkür ederim.”
“Dün seninle gurur duydum. Aldığın sorumluluğun üstesinden geldin.”
Kızlar aferini hak etmişlerdi ama bu aferin onlara kuru bir teşekkürden fazla ne söylüyordu? Kızların erkeklerden fazla övgü aldığı tek bir konu vardı ve bu teknoloji dersindeki yazışmalara bile yansımıştı: O da dış görünümleri…
“Çok zarif görünüyorsun, büyüdüğünde balerin olmak istemen çok doğal.”
“Çok hoşsun. Gülümsemek sana çok yakışıyor”
A1-GENDER_TU_C_^_THURSDAY
2) Cici Kız Sendromu: Her zaman öğretmenin en iyi yardımcısı
“Kız çocukların sessiz, sakin ve düzenli olması beklenirken, erkek çocuklar özgür düşünmeye, aktif davranmaya ve konuşmaya teşvik ediliyor.” (Chapman 2004)
“Okullarda kız öğrenciler üzerine tüm sınıf düzeylerinde yapılan bir araştırmada başarılı bulunan kız öğrenciler “kibar”, “iyi” ve “yardımsever” olarak tanımlandılar. “Bu durumda kız öğrenciler okul düzenini sağlayan kuralların koruyucusu ve öğretmenin en iyi yardımcısı rolüne bürünüyorlar.” “(Walkerdine 1990)
Gerçekten ders sırasında sınıfın düzenliliğini sağlama ve destek almak için sadece kız öğrencilerden mi yardım istiyordum? Öyleyse bunun ne sakıncası olabilirdi?
Christi, teknoloji dersinde heyecanlanan öğrencilerin gürültüsü arasında sessizliğiyle dikkat çeken bir kızdı. Ancak ders sonrasında kısık sesle sorduğu birkaç sorudan bilgisayar ve internet konusunda çok da bilgisiz olmadığını anlamıştım. Zaman içinde Christi teknoloji atölyesindeki asistanım oldu.
Dönem süresince yazılan e-postalara baktığımda aramızdaki ilişkinin niteliği ortaya çıkıyordu:
YAZAR:Yardımın için teşekkürler. Sen olmadan yapamazdım.
YAZAR: İyi ki senin gibi bir öğrencim var.
***
YAZAR: Unutturma da yarın okula MAC bilgisayarımı getireyim. Böylece arkadaşlarına nasıl kullanılacağını öğretebilirsin.
CHRISTI: Bugün MAC getirmeyi unutmayın.
***
CHRISTI: Panoya sizin adınıza bir not bırakacağım. Ne yazayım?
YAZAR: Mandy’e MAC kullanmasını öğretmeni çok takdir ettim. Notu sana bırakıyorum.
***
YAZAR: Arkadaşlarına yardım ettiğin için teşekkürler. Yardımseverliğini çok takdir ediyorum.
CHRISTI: Harddiski Salı günü getiriyorum.
***
CHRISTI: Diskte benim rumuzun “ODAM”, sizinkini de “ALICE” yaptım.
YAZAR: Rumuzlar hakkında verdiğin bilgi için teşekkürler. Perşembe günkü ders programını gözden geçirmek için bana yardım etmek ister misin?
CHRISTI: Çok sevinirim.
YAZAR: Çok memnun oldum. Saat üçten sonra görüşüyoruz o zaman…
***
YAZAR: Yardımların sayesinde her şeyi zamanında yetiştirdik. İyi ki sen bu sınıftasın. 
Cici kızlar nazik davranır. Cici kızlar yardım eder. Cici kızlar surat asmaz. Cici kızlar hep iyi davranır.
İkimiz de kuralları biliyorduk ve kurallara göre adeta uyumla dans ediyorduk. Dönemin son haftası aramızdaki uyumlu işbirliği için birbirimize teşekkür ettik.
CHRISTI: Sizi özleyeceğim öğretmenim.
YAZAR: Ben de seni. Arada sırada yaz olur mu?
Christi öğretmenin asistanı rolünü benimsemiş, aldığı sorumluluğu hakkıyla yerine getirmişti. Kimliğini sınıf içindeki yaptığı işe göre geliştirmiş, arkadaşlarına yardım ettikçe özgüven kazanmıştı. Üstelik çok da iyi bir iş çıkarmıştı. Peki bunun neresi kötüydü?
Kötü demeyelim ama eksik olan bir şey vardı. Teknoloji konusundaki tüm bilgisine ve becerisine rağmen Christi gibi kız öğrencilere sadece arkadaşlarının en büyük destekçisi, öğretmenin en sadık yardımcısı olduklarını mesajını verirsek, asla kendilerini akademik açıdan risk alan, kuralları bozan bir rolde göremezler. Eğer bir öğrencimizi akademik yeteneklerini övmeden sadece arkadaşları ve çevresiyle kurduğu ilişkiye göre ödüllendirirsek, hatta onlardan her zaman bunu beklersek; kendi potansiyellerini görmelerine ve keşfetmelerine engel oluruz. Onlara yapabileceklerinin çok daha azıyla yetinmelerini öğretiriz. Ne yazık ki, çoğu zaman kız öğrencilere bu şekilde davranıyoruz.
3) Parlak Çocuk Efsanesi: Zeki ama çalışmıyor.
“Erkek öğrenciler soru soracakları zaman parmak kaldırmakla yetinmiyor, öğretmenin dikkatini çekmek için hareket ediyor, sesleniyorlar. Kızlarsa parmaklarını kaldırıyor ve öğretmenin dikkatini çekemedilerse bir süre sonra indiriyorlar. Dikkat çekmek için abartılı davranışlarda bulunan kız öğrencilere sınıf kurallarına uymaları gerektiği hatırlatılıyor. ” (Sadker & Sadker1994)
“Öğretmenler soru soran, kuralları kıran, sınıf düzenini bozan erkek öğrencilerin akademik başarılarını abartmaya daha eğilimli. Asi davranışları yetkinlik belirtisi olarak görülüyor ve sonuçta öğrenci daha çok ilgi görüyor. Oysa sadece erkek öğrencilerin sınıf düzenini bozan davranışları hoş görülüyor. Bu anlayış erkek öğrencileri avantajlı konuma getirdiği gibi, kız öğrencilerin daha da sessizleşmesine neden oluyor. “(Walkerdine 1990)
Gerçek akademik başarılar biraz da kimsenin görmediğini görmekte, kurallara karşı koyacak cesareti göstermekle başlar. Hepimiz buna inanıyoruz. Belki buna inandığımız için akademik başarı göstereceğine inandığımız bir öğrencinin kuraldışı davranışlarını hoş görüyoruz. Yoksa okul düzenine aykırı davranma cesaretine sahip bir öğrencinin bunu biraz da akademik yeteneklerinden dolayı yapmaya eğilimli olduğuna mı inanıyoruz? Eğer öyleyse bu rolü kime veriyoruz?
200438089-001
Andy sınıfa kendine güvenen adımlarla girdi. Acele etmesine gerek yoktu çünkü pencere kenarındaki bilgisayar onundu. Kendi arkadaş grubunun lideriydi ve hangi bilgisayarı istediği herkesçe biliniyordu.
Ders başladı. Öğrenciler bana e-posta gönderiyor, ben de yanıt veriyorum.
ANDY:   “Alice yardım et!”
YAZAR: “E-postaları okuyorum Andy. Bu sorunu kendi başına çözmeye çalışmalısın!”
ANDY: “Yapamam. Garip bir yerde takıldım kaldım.”
YAZAR: “Bazen benim de başıma geliyor. Ben deneme-yanılma yöntemiyle kurtulmayı denerdim. Ya sen?”
Bir süre sonra bana e-posta göndermeyi başardı.
“Sana bir e-posta göndermeyi başardım. Hem de yardımsız.”
Ben de cevapladım.
“Teşekkür ederim. Benim yardımım olmadan başardığın için seninle gurur duyuyorum.”
Yarım saat sonra herkes derse ısınmıştı ve sıra internette sörf yapmaya gelmişti. Tam Janet’a söz verecekken, Andy bağırmaya başladı.
“Haydi, satranca bakalım!” Gruptaki diğer erkek çocuklar ona katıldı, kız öğrencilerden bir ses çıkmadı. Birkaç dakika sonra Andy tüm sınıfa hakim olmuştu; sesleniyor, yardım istiyor, istediği gibi davranıyordu. Yıllar içinde oyunun kurallarını iyi öğrenmişti: Parlak çocuklar kız öğrenciler ya da o kadar parlak olmayan erkek öğrenciler için uygun görülmeyen bazı davranışları yapabilirdi. Birkaç gün sonra bu konuda ona bir e-posta gönderdim.
“Zekisin ve bu konuda çok yeteneklisin. Sınıf lideri olabilirsin ama sen olmamayı seçiyorsun. Biraz daha sakin davranıp, daha çok şey öğrenip arkadaşlarına yardım etmeni tercih ederdim. Her şeyi çok hızlı öğreniyorsun, keşke derste benim asistanım olabilseydin. Ama sınıfta aptalca davranmayı tercih ediyorsun.”
Cevap gelmedi. Ama sınıftaki davranışlarının değiştiğini gözlemledim. Birkaç gün sonra başka bir e-postada davranışlarını takdir ettiğimi belirttim.
“Sınıftaki ciddi tutumun için teşekkürler. Aynı zamanda çok şey öğrendiğini gözlemliyorum.”
Zaman içinde Andy kendini öne çıkaran, yardım talep eden tutumundan sıyrılıp işlerini kendi başına yapar oldu. Bu benim adıma büyük bir gelişmeydi. Dönem sonuna kadar birbirimizi idare ettik. Bense içten içe “erkek çocuklar böyledir” deyivermiştim.
Andy klasik “parlak çocuk” çocuk efsanesinin bizim sınıfımızdaki örneğiydi. Hızla öğreniyordu ve değişik fikirleri vardı. Sorduğu sorular sınıf atmosferine katkı sağlıyordu. AMA her zaman çok fazla ilgi istiyor ve aslında yapabileceklerinin çok azını yapıyordu. “Parlak çocuk” oyununun kurallarını çok iyi öğrenmişti: Soru sor, kuralları kır, sınıf düzenine uyma… Yeterince zekiysen fazla çalışmana gerek kalmaz. Çok az şey yaparak çok şey başarmış gibi gözükmeye alışmıştı. İşin kötüsü bu davranış biçiminin ona takdir ve onay kazandıracağını biliyordu.
3) Aynı Odada İki Farklı Sınıf mı Var?
“Sınıf tartışmalarında kız öğrenciler konuştuklarında öğretmen öğrencinin söylediğini onaylayarak yerine oturtuyor. Erkek öğrenci söz aldığında ise öğrencinin söylediğinin ardından ikinci bir soru sorarak konuşmayı uzatma eğiliminde oluyor. Bu durum kız öğrencileri sınıf tartışmalarında dezavantajlı duruma düşürüyor.” (Sadker & Sadker)
Derslerde yüz yüze iletişim kurduğumda erkek öğrencilere biraz daha özel mi davranıyorum?
Elimde ders boyunca aldığım video kayıtları olmasaydı bunları yaptığımı asla kabul etmezdim. Çoğu zaman zaten önemli bir yüzdesi kadın olan öğretmenler kız öğrencilerle daha yakın iletişim kurduklarını düşünürler. Ama video kayıtları bunun aksini söylüyordu.
Ders sırasında, özellikle kendilerine verilen görevi yapıp yapamadıklarını kontrol ederken, öğrencilerle yaptığım birebir konuşmalarda erkek öğrencilere ayırdığım zaman 2,5-3 dakikaya çıkarken, kız öğrencilere ayırdığım maksimum zaman 1.5 dakikaydı. Hatta çoğu zaman kızlarla konuşma sürem bir dakikayı geçmiyordu.
Peki nasıl oluyordu bu? Cevap soru sorduklarında ya da yardım istediklerinde nasıl davrandığımda gizliydi.
Örneğin kız öğrencilerden Amie yazdığı paragrafı kontrol etmemi istediğinde, ondan yazdığı yazıyı okumasını rica ettim. Okumayı bitirince de; “Güzel ama şu, şu, şu noktalarda yanlışların var. Onları düzeltirsen daha iyi olacak” diye cevap verdim. Toplam konuşma süremiz 44 saniyeydi.
Aynı talep bir erkek öğrenciden geldiğinde aramızdaki konuşma şu şekilde geçti.
YAZAR:Önce imla hatalarını düzeltelim. İnternet büyük harfle başlar.
ROB:     Tamam.
YAZAR: Burada yeni bir cümle mi başlıyor?
ROB:     Öyle gibi.
YAZAR: O zaman öncesine bir nokta koymak gerekmez mi?
ROB:     Tamam.
YAZAR: Evet şimdi paragrafı okuyalım….
Paragrafı okuduk ve önerilerde bulunmaya devam ettim. Toplam iletişim süresi 2:35 dakikaydı.
Teknoloji derslerinde; özellikle yardım istediklerinde kız ve erkek öğrencilere verdiğim birebir destek farklıydı.
-Erkek öğrencilere daha fazla vakit ayırıyordum ve bir yardıma ihtiyaçları olduğunda adım adım yapmaları gerekenler konusunda onları cesaretlendirerek sorunu kendilerinin çözmelerini sağlıyordum.
-Kızlar öğrenciler herhangi bir aşamada duraksadığında ise hemen bilgisayar faresini elime alıp sorunu çözmeye daha eğilimliydim. Ders sırasında öğrencinin kullandığı fareyi elime almama konusunda çok ısrarcıydım ama boş bulunduğumda sadece kız öğrencilere yapıyordum.
Öğretmenler olarak kız öğrencilerin dediklerimizi hemen anlayan, çalışkan bireyler olduğunu düşünüyor olabiliriz. Belki de bu yüzden öğretmenler kız öğrencilerle daha kolay iletişim kurduğunu düşünüyor. Ama onlara sormadığımız her soruyla, yapmadığımız her eleştiriyle, kısaca tamam diye geçiştirdiğimiz her cevaplarıyla, onlara daha sessiz olmasını öğretiyoruz. Kızlarsa verdikleri cevapların derse katkılarının yeterince önemli olmadığını düşündükleri için kendilerini öne çıkaracak davranışlardan sakınıyorlar.
Tıpkı bir süre parmak kaldırdıktan sonra öğretmenin dikkatini çekemediklerinde ellerini indirdikleri gibi…
5) Kız ve Erkek Öğrencilerden Beklentilerimiz Farklı
“Öğretmenler sınıfta yüksek sesle konuşan erkek öğrencilere cevap vererek bu davranış biçimini adeta özendiriyor. Kız öğrenciler aynı davranışta bulunduğunda onlara sınıf kurallarına uyması hatırlatılıyor.” (Sadker & Sadker 1994)
“Kız öğrencilerden titiz ve düzenli olması bekleniyor. Aynı şekilde en çok övgüyü temiz, düzenli oluşları ve dış görünüşleriyle alıyorlar. Dış görünüme verilen bu önem öğrencilerin hazırladıkları ödevlerin değerlendirilmesinde de etkili oluyor. Kız öğrencilerin ödevleri daha çok temizliği ve düzenliliğiyle nitelendirilirken, erkek çocukların ödevlerinde akademik yeterliliklerinden söz ediliyor.” (Sadker & Sadker 1994)
Sadker & Sadker’in 1994 tarihli “Sınıfta Kalan Eşitlik” kitabında yazıldığı gibi erkek öğrenciler kızlara göre sınıfta daha aktif, konuşman ve egemen. Aynı zamanda kızlara göre daha fazla teşvik ve eleştiriye maruz kalıyorlar. Bu da öğretmenlerin onlarla daha fazla ilgilenmesi sonucunu doğruyor ve eşitsizlik kendini üretiyor.
Ders boyunca kız ve erkek öğrencilerle yaptığım yazışmalara baktığımda gördüklerim şunlar.
*Erkek öğrencilere yaptıkları çalışmaları geliştirmeleri için daha fazla eleştiride bulunmuştum.
*Sınıf düzenini bozan erkek öğrenciler, her zaman işbirliği içinde davranan kızlardan daha çok övgü alıyordu. Çünkü sınıf düzenine biraz olsun uygun davrandıkları zaman onları övmenin, sadece uyarmaktan daha yararlı olduğunu düşünüyordum.
* Kız öğrencilerinse zaten akıllı, uyumlu, çalışkan ve aklı başında olduklarını düşündüğüm için onları bu konuda övmeye gerek duymuyordum.
Örneğin ders boyunca asistanım olan Christi ve yardım ettiği arkadaşı Tom’a gönderdiğim e-postalara baktığımızda:
TOM’A:Tebrik ederim! İnternette Hazine Avı’nda çok başarılı oldun. Christi’yle ikiniz müthiş bir iş çıkardınız.
CHRISTI’YE:        İnternette Hazine Avı’nı sevdin mi?
Aşağıdaki tüm mesajlarda ise kız öğrencilerden zaten beklediğim davranışları, erkeklerden görünce onları övgüye boğduğumu görebilirsiniz.
“İşbirliği içinde çalıştığın için sana teşekkür ederim. İşbirliği içinde çalışınca bütün sınıf faydasını görüyor.”
“Sınıfta ciddiyetini koruduğun için sana teşekkür ederim. “
“Seni bugün sınıfta tek başına sessizce çalışırken görmek çok güzeldi. Seninle gurur duyuyorum.”
“Perşembe günkü derste seninle gurur duydum. Çok sıkı çalıştın, sorumluluk aldın ve çok efendi davrandın.”…
Hepimizin farkına varmadan sürdürdüğümüz bu alışkanlıklar sınıf içinde iki yüzü keskin bir kılıç gibi işliyor. Bir yandan zaten kızlardan beklenen bir davranışı erkeklerde gördüğümüzde övüyoruz. Üstelik bu övgülerin çoğunu okul kurallarına karşı duran çocukların aldığını düşününce durum daha da tuhaflaşıyor.
Peki ne yapabiliriz?
Bir öğretmen olarak dönem içinde öğrencilerle kurduğum iletişimden tamamen objektif olarak söz etmem mümkün olmasa da, bu çalışmanın bana çok şey öğrettiğini düşünüyorum. Yüksek okulda doktorasını yaparken bir yandan derslere giren bir kadın öğretmen olarak sınıfımda cinsiyet ayrımına yer olmadığını düşünüyorum ama yanılmışım.
Walkerdine’in “Bir Kurgu: Okullu Kız” (1990) kitabında belirttiği gibi okul öğretmenlerin otoritesi ve işbirliği sayesinde toplumda varolan cinsiyet anlayışının ve eşitsizliğinin yeniden üretildiği bir başka kurum olabiliyor. Her şey farkına varmadan kız ve erkek öğrencilerle kurduğumuz iletişimde gizleniyor.
Sınıfta cins ayrımına dair önyargılarımızı kırmak zor olsa da imkansız değil. Şu anda yazmakta olduğum kitap, bir öğretmen olarak sınıfta kız ve erkek öğrencilerle eşitliği nasıl sağlayabileceğimizle ilgili.
Benim için her şey teknoloji dersinde yaptığım bu araştırmayla başladı. O kayıtlarda kendimi görmeseydim, şimdi bunları yazıyor olmazdım. Unutmayın önümüzde koskoca bir eğitim sistemi var, ve bunu değiştirmek sınıflarda olup biteni değiştirmekle mümkün. O da ancak biz öğretmenler sayesinde mümkün olabilir.
Bu yüzden size birkaç önerim var:
*Kendinizi hem SORUNUN, hem de ÇÖZÜMÜN bir parçası olarak görün.
*Akıllı telefonlar, kameralar sayesinde artık hepimiz kendi kendimizin casusu sayılırız. Ders sırasında kayıtlar alın ve kendinizi seyredin.
-Kız ve erkek öğrencilerle kurduğunuz iletişimin içeriği ve niteliği nedir?
-Kız ve erkek öğrencilere toplam ne kadar süre ayırıyorsunuz?
-Kafanızdaki cinsiyet rolleri nedeniyle kız ve erkek öğrencilere karşı davranışlarınızda ne gibi farklar var?
-Kız öğrencilerden neler bekliyorsunuz? Erkek öğrencilerden neler bekliyorsunuz?
* Öğrencilerinizle bu konuyu, örnekler vererek tartışın. Okudukları kitaplarda, ya da gördükleri filmlerde cinsiyet ayrımına neden olan örnekleri bulmalarını isteyin.
*Her şey dilde başlıyor. Öğrencilerle konuşurken seçtiğiniz kelimelere dikkat edin.
*Sınıfta hem kızlar, hem de erkekleri aynı oranda teşvik eden, destekleyen, eleştiren ve zorlayan bir eğitim ortamı yaratmaya özen gösterin.
*Sınıfta herkesin konuşmasını sağlamaya özen gösterin.
*Meslektaşlarınızla dertleşin. Bu konudaki başarılarınız kadar, başarısızlıklarınız hakkında konuşmaktan da çekinmeyin.
Derleyen: Handan Saatçıoğlu
Recognizing Almost Invisible Gender Bias In Teacher Student Interractions
Alice Christie, Ph. D
Arizona State University, USA

egitimpedia.com
banner182
Son Güncelleme: 10.03.2015 19:21
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol