banner374
03 Mart 2015 Salı 08:15
Tevhid-i Tedrisat Yok Hükmünde mi?

 Özellikle de siyasetçilerin bir bölümü, bu yasaya oldum olası karşı! Bu yüzden de bu yasayı hep yok saydılar ve hep farklı arayış içerisinde oldular...

Atatürk, 17 Temmuz 1921’de gerçekleşen 1. Maarif Kongresi’nde ”Eğitim, memleketin çocuklarının birlikte ve eşit olarak kazanmak zorunda oldukları bilim ve fendir” sözüyle yeni eğitim sisteminin nasıl olması gerektiğinin işaretini verdi. 3 Mart 1924’te kabul edilen üç devrim yasasıyla da bunu hayata geçirdi.

Ulusal birliğin mihenk taşı olarak kabul edilen Tevhid-i Tedrisat ile ülkedeki eğitim kurumları tek elde toplandı, Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılmasıyla modern hukukun önü açıldı, halifeliğin kaldırılmasıyla da laik devletin sinyalleri verildi...

Peki, o günden bugüne eğitim tek elde toplanabildi ve laik eğitim gerçekleştirilebildi mi?

Bir anlamda evet, bir anlamda hayır.

Medreseler ve dini eğitim yapan diğer okullar kapatıldı ya da Milli Eğitim’e bağlandı. Ama zaman içerisinde eğitim birliği yasasının delindiği, yok sayıldığı ya da uygulanmadığı tartışmaları hep süregeldi. Tıpkı şu anda da olduğu gibi...

Peki, eğitim sistemimiz Atatürk’ün çizdiği yolda, o günden bu güne, nereden nereye geldi? Bugünkü tartışmalar neden kaynaklanıyor?..

Eminim ki bu gün bu konuda çok şeyler söylenecek.

Muhalefet partileri ve sendikalar, iktidarı yerden yere vuracak.

İktidar da onları suçlayacak.

Eleştirilerin önemli bir bölümünde haklılık payı da var, abartı da.

Hemen her konuda olduğu gibi bu konuya da şaşı baktığımız kesin.

İktidar ve muhalefet, adı üstünde “milli” eğitimde bile anlaşamıyorsa, ne de anlaşacaklar?

Yasalar, iktidar ya da muhalefete göre değişmez.

Ne ise odur!

O zaman bu farklı yorumlar niye?

Daha da önemlisi içinde bulunduğumuz durumun fotoğrafı neler gösteriyor?

Üniversiteler ya da sivil toplum örgütleri tarafsız bir gözle gelinen son noktanın analizini yapsalar ve geleceğe yönelik yol haritası çizseler ne güzel olur!

Yoksa, geleceği zor yakalarız!..

Eğitimciler, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu yani eğitimde birlik yasasını “Ulusal birliğimizin harcı“ olarak yorumluyorlar. Ama sanki herkes bu görüşte değil. Özellikle de siyasetçilerin bir bölümü, bu yasaya oldum olası karşı! Bu yüzden de bu yasayı hep yok saydılar ve hep farklı arayış içerisinde oldular...
Atatürk, 17 Temmuz 1921’de gerçekleşen 1. Maarif Kongresi’nde ”Eğitim, memleketin çocuklarının birlikte ve eşit olarak kazanmak zorunda oldukları bilim ve fendir” sözüyle yeni eğitim sisteminin nasıl olması gerektiğinin işaretini verdi. 3 Mart 1924’te kabul edilen üç devrim yasasıyla da bunu hayata geçirdi.
Ulusal birliğin mihenk taşı olarak kabul edilen Tevhid-i Tedrisat ile ülkedeki eğitim kurumları tek elde toplandı, Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılmasıyla modern hukukun önü açıldı, halifeliğin kaldırılmasıyla da laik devletin sinyalleri verildi...
Peki, o günden bugüne eğitim tek elde toplanabildi ve laik eğitim gerçekleştirilebildi mi?
Bir anlamda evet, bir anlamda hayır.
Medreseler ve dini eğitim yapan diğer okullar kapatıldı ya da Milli Eğitim’e bağlandı. Ama zaman içerisinde eğitim birliği yasasının delindiği, yok sayıldığı ya da uygulanmadığı tartışmaları hep süregeldi. Tıpkı şu anda da olduğu gibi...
Peki, eğitim sistemimiz Atatürk’ün çizdiği yolda, o günden bu güne, nereden nereye geldi? Bugünkü tartışmalar neden kaynaklanıyor?..
Eminim ki bu gün bu konuda çok şeyler söylenecek.
Muhalefet partileri ve sendikalar, iktidarı yerden yere vuracak.
İktidar da onları suçlayacak.
Eleştirilerin önemli bir bölümünde haklılık payı da var, abartı da.
Hemen her konuda olduğu gibi bu konuya da şaşı baktığımız kesin.
İktidar ve muhalefet, adı üstünde “milli” eğitimde bile anlaşamıyorsa, ne de anlaşacaklar?
Yasalar, iktidar ya da muhalefete göre değişmez.
Ne ise odur!
O zaman bu farklı yorumlar niye?
Daha da önemlisi içinde bulunduğumuz durumun fotoğrafı neler gösteriyor?
Üniversiteler ya da sivil toplum örgütleri tarafsız bir gözle gelinen son noktanın analizini yapsalar ve geleceğe yönelik yol haritası çizseler ne güzel olur!
Yoksa, geleceği zor yakalarız!..


Didişme kültürü
Didişmeyi seviyoruz. Hem de çok.
Haklı ya da haksız olmamız hiç önemli değil, hemen her konuda öfkeliyiz ve bu öfkemizi karşımıza kim çıkarsa ona kusuyoruz.
Oysa bu, en çok kızdığımız konulardan biri...
Didişmeyi bize Ankara ve medya öğretti. Ama açık konuşmak gerekirse biz de artık seviyoruz.
Ankara’nın tansiyonu yükseldikçe, liderler birbirine laf yetiştirdikçe, aynı gerginlik sokağa da yansıyor.
Peki ya televizyonlara ne demeli?
Şiddete güya en fazla onlar karşı ama vurdusuz kırdısız dizi yok.
Tartışma programlarında ise gerginlik arttıkça reyting de arttığı için hemen herkes avazının çıktığı kadar bağırmaya devam ediyor.
Sonuç olarak, el birliğiyle didişen bir toplum yarattık.
Birimizin üzülmesi diğerinin sevinci oldu.
Daha da vahimi, didişirken sadece çenemiz ve beynimiz değil ruhumuz da yoruldu.
Oysa sevgi ve hoşgörü hem daha az yorar hem de mutlu eder...
Keşke bunu Cem Karaca’nın “Beni siz delirttiniz“ şarkısında söylediği noktaya gelmeden anlayabilsek...
Özetin özeti: Yapılacak çok iş var ama biz onlara kafa yoracağımıza havanda su dövmeye devam ediyoruz...
Kaynak: Milliyet
banner182
Son Güncelleme: 03.03.2015 08:43
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol