banner374
16 Şubat 2015 Pazartesi 10:57
Yeni yatay geçiş sisteminin artıları ve eksileri
 Üniversite eğitimine başlayan bir öğrenci, ilk seçtiği programdan çeşitli nedenlerle başka bir programa geçmek isteyebilir.  Bir lise öğrencisinin üniversite ve program seçmesi oldukça zor.  Odağında sınava hazırlanmak olan öğrenci üniversite ve program seçimine fazla zaman harcamayabilir. 
Yüzlerce alternatif arasından doğru seçim yapabilmek için gereken destek sistemi (rehberler, merkezi veri tabanı gibi) maalesef ülkemizde yeterince güçlü değil. Temel işi bilgi üretmek ve yaymak olan üniversitelerimizin bazıları, maalesef adayları bilgilendirip bilinçli tercih yapmalarını desteklemek yerine reklama ağırlık veriyor, yüzeysel bilgi ve kampanyalar ile adayları ikna etmeye çalışıyor. 

Yerleştikten sonra yükseköğrenimi deneyimlemeye başlayan öğrenci çeşitli nedenlerle üniversitesinden veya programından memnun kalmayabilir ve yapmış olduğu tercihi sorgulayabilir.  Üniversite eğitimine başladıktan sonra sistem içindeki bilgi akışının sonucu olarak (seminerler, arkadaşlarının deneyimleri) öğrenciye başka bir program veya üniversite daha çekici gelebilir. Veya farklı nedenlerle öğrencinin ilgi alanı değişebilir ve öğrenci yeni bir alana ilgi duymaya başlayabilir. 

Üniversite alın yazısı konumuna getirildi

Deneyimlerime göre öğrencinin üniversiteye başladıktan sonra program ve üniversite değiştirmek istemesi istisna değil, tam tersine çok rastlanan bir durum.  Ülkemizdeki birçok yükseköğretim kurumunun örnek aldığı ABD üniversite sisteminde öğrencinin bölüm ve üniversite değiştirmesinin önünde engel yok.  Bence doğrusu da bu. 

Fakat ülkemizdeki merkezi sistem aşırı kontrolcü davranarak öğrencilerin yatay geçişlerine geçmişte ciddi kısıtlamalar getirildi. Üniversite entelektüel bir hizmet olmalı iken, alın yazısı konumuna getirildi. Bunun sonucu olarak seçmiş olduğu üniversite veya programdan memnun olmayan öğrencilerin büyük çoğunluğu için sınava yeniden girmekten başka çare kalmadı. 

Örneğin, 2013 yılında sınava giren öğrencilerin neredeyse yüzde 30’unu (1 milyon 923 bin öğrenciden 561 bini) önceki yıllarda bir yükseköğretim programına yerleşmiş adaylar oluşturmuştu. Bu şekilde birçok öğrencinin eğitim maliyetleri yükseltilmiş ve kariyerleri geciktirilmişti.

Problemin farkında olan YÖK zaman zaman çözüm çabaları içine girdi.  Örneğin Temmuz 2014 yılında, tam da tercih döneminin başında YÖK’ten gelen ve adayların epey kafasını karıştıran bir yazı ile yatay geçiş iki farklı şekilde yapılmaya başlandı. Problemin tam olarak çözülmediğini fark eden yeni YÖK Başkanımızın ilk icraatlarından birisi yatay geçişleri yeniden düzenlemek oldu. 

Yeni uygulamayı hem zamanlaması, hem de getirdiği esneklik açısından olumlu buluyorum. Yeni uygulama çerçevesinde üniversiteler bahar döneminde her sınıfa program kontenjanlarının yüzde 20’si kadar yatay geçiş kontenjanı açabilecekler. Güz döneminde ise her sınıfa program kontenjanlarının yüzde 30’u kadar iç ve aynı sayıda dış yatay geçiş kontenjanı açmaya mecburlar. Yatay geçişlerde üniversitelerin arayabileceği tek şart programın taban puanı olacak.

Yeni yatay geçiş sisteminin artıları

1 - Öğrenciye tanınan esneklik:
Bence yeni sistemin en önemli avantajı öğrenciye tanıdığı esneklik. Nedeni ne olursa olsun yanlış program veya üniversitede olduğunu düşünen öğrenci sınava yeniden girmek zorunda kalmayacak ve puanının yettiği bir programa transfer olabilecek. Özellikle benzer bir programa geçen öğrenci almış olduğu derslerin bir kısmını saydırabileceğinden gereksiz zaman kaybının da önüne geçilmiş olacak.

2 - Merkezi sistemin liberalleşmesi:
Ülkemizdeki üniversiteye girişi sistemi son derece katı merkeziyetçi. Öğrenci sınav puanı ve tercihleri doğrultusunda bir programa “yerleştirilmekte”dir.  Yatay geçiş sistemi ise bu sistemi önemli ölçüde liberalleştiriyor. Yatay geçiş ile ilk yerleştirme arasındaki en önemli fark, yatay geçişte öğrencinin istediği kadar başvuru yapıp kabul aldığı programlar arasında seçim yapabilme serbestliğinin olması. İlk yerleştirmeyi piyasada fiyatların belirlendiği bir pazar mekanizması (auction) olarak düşünürsek, yatay geçiş, belirlenmiş fiyatların uygulandığı bir ikinci pazar (secondary market) oluşturuyor. Taban puan sistemi ile öğrenci için belirsizlik büyük ölçüde ortadan kalkıyor.

3 - Sınav sistemindeki şişmenin engellenmesi:
Programından memnun olmayan öğrencilerin sınava yeniden girmesi, sınava giren öğrenci sayısını ciddi olarak arttıyordu. Bu hem sınavın topluma maliyetini yükseltiyor, hem de lise mezunlarını üniversite öğrencileri ile rekabete zorluyordu. Yeni uygulama ile üniversite öğrencilerinin önemli bir kısmı sınava girmeyip yatay geçişi seçebilecekler.

4 - Üniversitelere geri bildirim:
Var olan sistemde öğrenci hareketliliği düşük olduğundan, üniversiteler merkezi sistemle yerleştirilen öğrencilerin büyük çoğunluğunun mezuniyete kadar yerleştirildikleri programda kalacaklarını varsayabiliyorlar. Şartlar ne olura olsun öğrencinin hizmet vericiyi reddedemeyeceği bir sistem verilen hizmetin kalitesinin yükselmesi için gereken baskıyı oluşturamaz. 
Yatay geçişin serbestleştirilmesi, aynı zamanda üniversite ve programlar için bir geri bildirim sistemi oluşturacak ve böylelikle sistemdeki kaliteyi yukarıya doğru zorlayacak. Hatırı sayılır sayıda öğrenci kaybeden üniversiteler öğrenci memnuniyetsizliğinin nedenlerini araştıracak ve gerekli gördükleri iyileştirmeleri yapacaklar. Devlet üniversitelerinde bu avantajın yaşama geçirilebilmesi için üniversite bütçesinin öğrenci sayısı ile ilişkilendirilmesi gerekiyor. Bu şart gerçekleşmezse üniversite için yatay geçiş ile öğrenci kaybetmek bir avantaja dönüşebilir.

5 - Program kontenjanlarına geri bildirim:
Bir ülkenin yüksek öğrenim sisteminde program kapasitelerinin ülkenin ihtiyaçlarına göre belirlenmesi gerekir.  Fakat maalesef ülkemizde kontejanların belirlenmesinde çok daha farklı faktörler rol oynuyor. Yeni yatay geçiş sistemi öğrenci hareketliliği üzerinden programlara önemli bir geri bildirim yapacak ve program kontenjanlarının belirlenmesinde rol oynayabilecek.  Yatay geçişi arz-talep dengesine doğru hareketlenmeyi sağlayabilecek bir serbest piyasa uygulaması olarak görmek mümkün. 

Yeni sistemin eksileri

1 - Tek fırsat:
Öğrenci sadece bir defa yatay geçiş yapabiliyor. Yatay geçiş yapan öğrencinin tek hareketlilik şansı, geldiği programa geri dönmek. Sisteme esneklik getiren bir uygulamaya neden böyle bir kısıtlama getirildiğini anlamakta zorlanıyorum. Hazırlıkta yatay geçiş yapan bir öğrenci birinci sınıfın sonunda yeni programından veya üniversitesinden de memnun değilse ne olacak? Yatay geçişin bir öğrenci hakkı olarak algılanması olumlu bir adım olduğu kadar, bu hakkın bir kere ile kısıtlanması olumsuz.  Bırakalım öğrenci istediği yerde istediği şeyi okusun ve 7 yıl sınırlamasının içinde kalmak kaydı ile kendi hedefleri doğrultusunda istediği kadar program değişikliği yapabilsin.

2 - Minimum puan kuralının delinmesi:
YÖK 2015’ten itibaren hukuk ve tıpta minimum puan uygulamasına başladı. Gelecek yıllarda başka alanlarda da minimum puan belirlenmesi mümkün. Fakat bu yıl uygulanan yatay geçişlerde minimum puan aranmadı. 2014 yılında hazırlığa giren ve 2015 Eylül’ünde hukuk birinci sınıfta olacak öğrenciler minimum puanın altında puanlar ile hukuğa yatay geçiş yapabildi.  Bu gelecekte de mümkün. Örneğin 2014 yılında uluslararası ilişkilere giren bir öğrenci 2016 yılında taban puanı 2014 yılının taban puanından yüksek olması kaydı ile minimum puan şartı aranmaksızın hukuğa yatay geçiş yapabilecek.

3 - Taban puan odağı:
Yatay geçiş başvurusu alan üniversiteler taban puan dışında kriter kullanamıyorlar. İkinci sınıfın sonunda yatay geçiş için başvuran öğrencinin 2 yıllık not ortalamasına bakmayıp hazırlık dahil 3 yıl önce almış olduğu ÖSYS puanına bakmak bence iki nedenle yanlış. 

-Taban puanlar her yıl değişiyor. Taban puanı sürekli yükselen bir bölüme öğrencinin 3 yıl önce aldığı puan ile girebilecek olması üniversiteye giriş sisteminin üzerine titrediği eşitlik ilkesine ters düşüyor.

-Bu uygulama ÖSYS puanının raf ömrünü uzatıyor ve iyi bir puan alan öğrenciye yerleştiği programda performansı ne olursa olsun istediği yerde yeniden başlama şansı veriyor. Halbuki gerçek yaşam bireyleri yaşam boyu performanslarına göre değerlendiriyor ve eski verilere (yaşları ile ters orantılı olarak) daha az önem veriyor. 


4 - Üniversite kaynakları:
Yatay geçişler sonucu üniversitelerin öğrenci sayıları ciddi şekilde değişebilir. Nüfusu artan üniversiteye daha fazla kaynak verilmezse popüler üniversitelerin eğitim kaliteleri düşebilir. Kontenjanı 100 olan bir programın (hazırlık dahil) 5 sene içinde yatay geçişler ile 300 öğrenciye çıkması teorik olarak mümkün. Böyle bir büyümeyi dengeleyebilmek için bu bölümün 5 sene içinde öğretim üyesi, sınıf ve diğer öğretim alanları kapasitelerini de 3’e katlaması gerekecekt. Pratikte bu kadar büyük bir artış görülmeyebilir, fakat bir programın öğrenci sayısının (yüzde 10 bile) artmasının kaynak sonuçları doğuracağı açık. Bu soruna getirilebilecek başka bir çözüm de, yatay geçişlerde popüler olan üniversitelerin ve programların ÖSYS kontenjanlarında indirime gidilmesi. Rasyonel olmakla birlikte bu çözümün uygulanabileceğini sanmıyorum.

Üzerinde düşünülmesi gereken konular

- Üniversitelerin kısa vadeli dalgalanmalardan etkilenmesi: Yatay geçiş sistemi üniversite sistemi ile ilgisi olmayan (örneğin politik) nedenlerden dolayı popülaritesi azalan üniversitelerden öğrenci kaçışını hızlandırabilir.  Akademik yönden başarılı olan bir üniversitenin akademi dışı nedenlerden dolayı zayıflaması bence milli servetin heba edilmesi.

- Daha az popüler programlara darbe: Yatay geçişlerde öğrencilerin ayrılmak istediği değil geçmek istediği programın kontenjanı esas alınıyor. Dolayısıyla küçük bölümlerin kapanması bile söz konusu olabilir. Örneğin bir vakıf üniversitesinde hukuk kontenjanı 150, siyaset bilimi kontenjanı 30 ise, hukuk bölümünün ilkbaharda yatay geçiş kontenjanı 30 olacağından siyaset bilimine burslu girmiş öğrencilerin büyük çoğunluğu hemen hukuğa geçebilir. Aynı sorun temel bilimler ile mühendislik veya tıp arasında yapılacak yatay geçişlerde de yaşanabilir.  Programlar arası geçişler ile öğrencilerin sisteme sinyal vermesinin yararlı olduğunu, fakat öğrenci sayılarında dramatik değişimlerin programları zor durumda bırakacağını düşünüyorum. 
 

- Vakıf üniversitelerine darbe: Yeni yatay geçiş sistemi devlet üniversitelerinin kapasitelerini ciddi ölçülerde arttırıyor. Ülkede toplam öğrenci sayısının yüzde 93’ünün (birinci eğitimde yüzde 85) devlette olduğu düşünülürse, yeni uygulamanın sonucu olarak vakıf üniversitelerinin öğrenci kaybetmesi beklenebilir. Yüzde 30 yatay geçiş kontenjanı sayesinde sadece bir yıl içinde (puanları yeterli olan) tüm vakıf üniversitesi öğrencilerinin devlet üniversitelerine yatay geçiş yapmaları mümkün. Olası bir senaryo, vakıf üniversitelerinin iki gruba ayrışması. Devlet üniversitelerinden daha iyi eğitim verdiği kabul edilen ve ücretsiz okumak yerine daha kaliteli eğitime para vermeyi seçen öğrencilerin gittiği birinci sınıf vakıf üniversiteleri ile devlet üniversitelerine giremeyen öğrencilerin gittiği üçüncü sınıf vakıf üniversiteleri.  Şu anda bu iki grup zaten mevcut, fakat iki grubun arasında çok sayıda üniversite var ve bu üniversiteler bu iki gruptan birisine yönelmeye zorlanabilirler. 

- Vakıflar arası yatay geçiş rekabeti: Vakıf üniversitelerinde farklı burs seviyeleri bulunuyor. Bir programın taban puanı burssuz kontenjanının taban puanı tarafından belirleniyor ve birçok üniversitede oldukça düşük seviyelerde. Dolmamış olan programların ise taban puanı baraj puanına yakın.  Dolayısıyla, bir vakıf üniversitesine yatay geçiş yapmak için gereken puan çok düşük olabilir. Yatay geçişlerde verilecek olan burslar üniversitelere bırakılmış olduğundan, vakıflar arasında bir burs savaşı çıkabilir. Nitekim ilk uygulamada bir üniversite yatay geçişte puana bakılmaksızın yüzde 75 burs verdi.  Bu tür bir burs savaşı birçoğu zaten maddi olarak çok güçlü olmayan bazı vakıf üniversitelerini daha da zor durumda bırakabilir.

Sorunların üstesinden gelmek kolay

Sonuç olarak, yeni yatay geçiş uygulamasını olumlu buluyor ve destekliyorum. Eksiler başlığında saydığım sorunların üstesinden gelmek bence kolay. Öğrenciye sınırsız yatay geçiş hakkı tanınmalı, minimum puan kuralı uygulanacak ise yatay geçişte de uygulanmalı ve özellikle ilerleyen sınıflarda üniversitelerin ÖSYS puanının yanında öğrencinin not ortalamasının da göz önüne almasına izin verilmeli. Bunların yanında, tabii ki devlet üniversitelerine öğrenci sayıları ile orantılı paralel bütçeler verilmesi gerekiyor.

Yatay geçişi prensipte desteklememe rağmen öngörülen oranları üniversitede kapasite ve kaynak planlama açılarından biraz yüksek buluyorum ve üniversitelerin ciddi öğrenci sayısı dalgalanmaları ile baş etmekte zorlanacağını düşünüyorum. Bahar döneminde yüzde 10 ve güz döneminde yüzde 15 gibi daha küçük yatay geçiş kontenjanlarının amaca yeterince hizmet edebileceğini düşünüyorum. Diğer bir alternatif ise üniversitelere güz döneminde yüzde 30 yatay geçiş oranını empoze etmek yerine verilen bir aralıkta (örneğin yüzde 10 ile yüzde 20 arasında) kendilerine uyan bir oran seçmelerine izin veriyor.

Yeni yatay geçiş uygulamasının daha az popüler program ve üniversitelere, özellikle vakıf üniversitelerine etkisi konularında bazı uyarılarda bulundum. Sonuçları yaşayıp göreceğiz. Yeni uygulama ülkemize hayırlı olsun.

KAYNAK: www.hurriyetegitim.com

Prof. Dr. Erhan ERKUT - MEF Üniversitesi Rektör  Yardımcısı
banner182
Son Güncelleme: 16.02.2015 11:03
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol