banner396

EĞİTİMDE PERDÖVİTES

Bir belgesel kanalında “Uçak Kazası Raporları” adlı programı uzun süre takip etmiştim. Belgeselin bölümlerinden birisinde, düşen uçağın pilotunun perdövites olayını yanlış yönetmesi, uçak kazasına sebep olarak gösteriliyordu.

Belgeseli seyredeli çok oldu ancak bir eğitimci olarak o gün bugündür eğitim sistemimizin tam bir perdövites içinde olduğunu düşünüyorum.

Perdövites nedir oradan başlayayım.

Fransızca perte de vitesse (hız düşmesi) kelimesinden gelmektedir. Süratin düşmesine bağlı olarak, kanatlardaki kaldırmanın azalması sonucu, uçağın havada tutunamayıp çökmek istemesine deniyormuş. Yani uçağın hızının belli bir değerin altına düşmesiyle ağırlığını dengeleyen taşıma kuvvetinin düşmesi, böylelikle uçağın irtifa kaybetmesi denebilirmiş.

Eğer pilot perdövites olayını fark edemez veya yanlış karar ile başka hiçbir müdahale yapmadan lövyeyi geriye çekerse sonuç kesinlikle yere çarpma olacaktır. Perdövites olan bir uçağın tek kurtuluş yolu lövyeyi ileri itmektir. Bunun haricinde uygulanabilecek tüm kuvvetler perdövitesi artırıp spine girmenizi önlemez. Perdövites olayında pilot uçağın düştüğünü görüp heyecanla uçağı kaldırmak istiyor ve lövye denilen kalkış ve iniş kolunu geriye doğru çekiyor. Aslında yapılması gereken ileri doğru itmek olmalıdır.

Bizim eğitim sistemimizde tam bir perdövites olayı hâkim. Düşen uçağı kaldırmak isteyenler yanlış hamle ile sadece çöküşü hızlandırıyorlar. Sorunları tam teşhis edemediğimiz için çözümlerde haliyle günü kurtarmanın ötesine geçmiyor. Öğrenci merkezli bir eğitim, yapılandırıcı yaklaşım, eleştiren soruşturan bir nesil, özgür gençler falan filan. On beş yıldır bunlarla eğitim adeta uçurulacaktı. Uçtuk mu? Bana sorarsanız bir uçuş var ama yokuş aşağı!

Biz diyoruz ki, eğitimin merkezinde öğretmen yer alır. Öğretmenin niteliği, morali, motivasyonu iyi olursa eğitimin kalitesi de artar, öğrencilerde mutlu olur. Ama eğitim bürokrasisi eğitimin kalitesini arttıracağız diye “lövyeyi geriye çekiyor” yani uçağı kaldırma hamlesi yapıyor. Oysa bu durum, sadece ve sadece düşüşü hızlandırıyor. Öğretmenin önünü açın, motivasyonunu yüksek tutun göreceksiniz her şey çok çabuk değişecek.

Biz diyoruz ki, eğitimde disiplin olmadan olmaz. Disiplin demek, eli sopalı insanlar demek değildir. İyilik ve kötülüğün makul ölçülerde ve pedagojik sınırlar dâhilinde karşılığın olması demektir. Ödevini, sorumluluğunu, görevlerini yerine getirmeyenle getirenlerin ayrı olması gerekir. Hep örnek aldığımız Avrupa’da ödevini yapmayan öğrenciye hangi muamele yapılıyormuş bir zahmet araştırsalar diyoruz. Ama onlar diyor ki, çoklu zekâ, bireysel farklılıklar, bunlar çocuk, kazanmak daha önemli… Sanki bunlara birinin itirazı var! Evet, anlatamıyoruz, anlaşamıyoruz. Tam bir perdövites hali!

Biz diyoruz ki, ders her şey demek değildir. Öğrenciler sosyal etkinliklerle hayata hazırlanmalı. Büyüklerini okullarda görerek özgüven kazanmalı, yazarları çizerleri yakınan görmeli. Evet, etkinliklerle eğitim daha güzel. Ama etkinlikleri takvime bağlayıp her şeyi sıradanlaştırmak ne demek? Hepsi birbirinin tekrarı olan, taklit eseri ve son derece yapay etkinliklerden öğrenci artık tat alamaz hale geldi! Tam bir perdövites hali!

Biz diyoruz ki, atama ve yer değiştirmeye harcadığınız mesainin yarısını müfredata ayırın daha güzel olacaktır. Gençler, Batı hayranı, ezik ve geçmişinden bihaber olarak mezun oluyorlar. İslam dünyasını bilmediği gibi Türk dünyasını da bilmiyor. Değiştirin bunları diyoruz. Ama yeni çıkan kitapları toplatmakla geçiyor günler.

Biz diyoruz ki, senin adamına değil, devletin ve milletin adamlarına yer açın. Ya bir yol açın ya da yoldan çekilin. Adalet ve liyakat esaslı bir kamu yöneticiliğine geçin. İnsanların “işte budur” diyeceği bir sistem inşa edin. Ama benim adamım, bizim cemaatin adamı, bizim köylü, bizim akraba… Olmuyor işte, olmayacakta!

Biz diyoruz ki, çalışanla çalışmayanı ayırt edin. Çalışanı takdir edin. Çalışmayana gerekli hatırlatmaları yapın. Ama onlar, belgeleri sendikasına, vakfına, bilmem nesine göre dağıtıyorlar. Devlet için günde 16 saat çalışan için “vazifesi” deniyor, iki saat yalakalık yapana “hakkı” deniyor. Tam bir perdövites!

Biz diyoruz ki, ölçülemeyen hiçbir şey kıymetli değildir. Geldiğimiz noktayı ölçelim ve yapılması gerekenlere hep birlikte karar verelim. Ama onlar kendilerini “la yüs’el” görüyor ve öğretmenin performansını ölçmekle başlıyor işe. Hem de ne ölçme! Beş yaşındaki ana sınıfı öğrencisi, öğretmenini ölçecekmiş! Akıllara ziyan. Veliler not verecekmiş, olacak iş değil. Muhtar, aza, çoban, bekçi, bakkal, manav herkese sorun: Bu öğretmenin öğretmenliği nasıl?

Biz diyoruz ki, memleketin öğretmene ihtiyacı var. Şu branştan şu kadar, bu branştan bu kadar! Öyle mi diyorlar ve her şehre ilahiyat açarak 80 binden fazla insanı “ilahiyatçı” olarak öğretmen adayı yapıyorlar. Vur dedik de, öldür demedik ya!

Biz diyoruz ki, eğitimi eğitimcilere bırakın. Ama onlar harita mühendisine kadroyu çevre ve şehircilik bakanlığında değil milli eğitim bakanlığına ayarlıyorlar!

Daha bir sürü şey!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.