banner374
 Sendikamız doğal alanı dışında, siyasi bir atmosferde tartışılan eğitim sistemimizi yeniden yapılandırma çalışmalarını endişe ile izlemektedir. Kendi tabanının sesini yükseltme ülküsünde olan Anadolu Eğitim Sendikası, öncelikle ve ivedilikle konuyu öğretmen odalarına taşımıştı. Teklif henüz revize edilmeden hazırladığımız anket soruları 4250 öğretmen tarafından yanıtlanmıştır. Eğitim sisteminin en önemli unsuru olan öğretmenlerimizin zorunlu- kesintili eğitime dair görüşleri 8 Mart Perşembe günü sendika genel merkezimizde ulusal basının temsilcileriyle paylaşılmıştır.

Anadolu Eğitim Sendikası Genel Başkanı Sayın Cansel GÜVEN sözcülüğünde gerçekleşen basın toplantımıza katılan basınımızın değerli temsilcilerine teşekkür ediyor, açıklamanın önemli başlıklarını ve anket sonuçlarını kamuoyuyla paylaşıyoruz…

Anadolu Eğitim Sendikası Basın Sekreterliği


 

Eğitim Sistemimizin Yeniden Yapılandırılması

Sendikamız doğal alanı dışında, siyasi bir atmosferde tartışılan eğitim sistemimizi yeniden yapılandırma çalışmalarını endişe ile izlemektedir. Eğitim; siyasi tarihimizin hesaba çekileceği, seçim vaatlerine malzeme yapılacak bir alan değildir. Daha da önemlisi insan üzerine deney yapılamaz.

Hiçbir reform “akşamdan sabaha” hazır edilemez!

PİSA raporlarında başa güreşen ülkelere baktığımızda eğitim sistemlerinde on yıllarca, hatta yüz yıla varan sürede bir değişiklik yapılmadığı görülecektir.  Cumhuriyet tarihi boyunca değişen iktidarların kendi ideolojisini dayatma, en hafifinden “gelmişken yeni bir şey yapma” kaygısıyla pek çok değişiklik yapmış olması, bizi eğitim yarışında övünülecek bir sıraya taşıyamadı. Başarılı örneklerde de sebat edilemedi. Oysa eğitim sisteminde yapılan ufacık bir değişikliği “başarılı” ya da “başarısız” sayabilmemiz için on yıldan fazla bir süre geçmesi gerekir. Bu süreyi kısaltmak, başarıyı garantilemenin yolu iyi planlama yapmaktır, hazırlık süresini uzun tutmaktır. Kısacası hiçbir reform “akşamdan sabaha” hazır edilemez.

Eğitimin neresinden kesileceğine değil, niteliğine yoğunlaşılmalıdır!

Gelişmeye, değişmeye dair bir direnç ve önyargı içerisinde olmayan Anadolu Eğitim Sendikası, kesintili zorunlu eğitime dair tartışmaları 1+4+4+4 teklifinden önce izlemeye almıştır. Son Milli eğitim Şurası dahil bugüne kadar tüm şuralarda alınan binlerce “tavsiye kararı” arasından bir seçki yapıldığında, en temel kararların eğitimin niteliğine, kalitesine dair olduğu görülecektir. Sürecin niteliği kesintili ya da zorunlu oluşundan kıyas götürmeyecek denli önemlidir.

Her değişikliğin bir ihtiyaçtan kaynaklanması ve sonuçta o ihtiyacı gidermesi gerekirken “NEDEN DEĞİŞTİRİYORUZ” sorusuna bilimsel bir karşılık alamıyoruz. Sistemi değiştirecek olanların eğitim alanı dışından olması, eğitim hizmeti alan öğrenciler, veliler kadar bu hizmeti veren biz öğretmenler için de ayrıca kaygı vericidir.

Eğitim, ne zorunlu, ne bilimsel, ne de parasız!

Yürürlülükte olan “kesintisiz, parasız, zorunlu 8 yıllık eğitim” gerçekte taşımalı, paralı ve isteğe bağlıdır. Felsefesi gereği eğitim, zaten “zorunlu” olamaz. Tanımında “istendik davranış değişikliği yaratmak” bulunan eğitim ancak özendirildiğinde (kaliteli), ihtiyaca yönelik (bilimsel), ulaşılabilir (parasız) olduğunda yaygınlaşacaktır. Diğer bir açıdan, yaptırımı olmayan hiçbir edim zorunlu değildir. Getirilen değişiklik önerisinde de eğitime devam edilmediğinde hangi yaptırımların uygulanacağı belirtilmemiş, 12 yıllık eğitimin parasız olacağına değinilmemiştir. Eğitim maliyetini karşılayamayan bir yurttaşa “okumak zorundasın” denemez.

Hiçbir örnek Türkiye’yi bağlamaz!

Tasarıyı lehte, aleyhte tartışanların düştüğü en temel hata, dayanak gösterilen diğer eğitim sistemleridir. Türkiye’nin eğitim sistemine başka ülkelere bakarak karar vermek, komşuya iyi gelen ilacı içmek gibidir. Sonuçları felaket olabilir. Her ülke demografik yapısı, sosyo-ekonomik koşulları, kültürü, ihtiyaçları bakımından özgündür. Ortak olan tek şey bilimdir.

Uzaktan eğitimin, dini eğitimin sorun edilmediği ülkelerde ne çocuk gelinlere, çocuk işçilere, ne de din temelli kadrolaşmaya rastlanmaz. Ders seçkisinin bol tutulduğu, bireysel farklılıkların gözetildiği ülkelerin öğretmen profili, okulların fiziki yapısı, eğitime ayrılan bütçe bizimkisiyle kıyaslanamaz. Yine “başarılı” addedilen ülkelerde fiziki ve beşeri anlamda bölgesel farklar minimal düzeydedir. Tüm bu gerekçelerle altını çizerek söylüyoruz ki; Dünya üzerinde başka bir Türkiye yok. Yapısal bir değişikliğe gideceksek bunu kendi koşullarımız ve ihtiyaçlarımız üzerinden gerçekleştirmeliyiz.

Yukarıdaki bilgi ve gerçeklere rağmen 4+4+4'lük sistem gelirse kısaca şu gibi sorunlar oluşacaktır:

a) 1.sınıfa başlama yaşının 7 yaşından 6 yaşına  çekilmesiyle fazladan 2.5 milyon daha  öğrenci  ilkokula başlayacak, bu öğrencilere derslik bulunmayacaktır. Günümüzde 160.000 derslik ihtiyacı varken bu sistemle bu ihtiyaç katlanacaktır. (Örneğin bir taşıma merkezli ilköğretim okulu düşündüğümüzde, bu taşıma merkezinin 15 köye bağlı oluştuğunu,  bu köydeki okulların  bir derslikten oluştuğunu ve birleştirilmiş sınıf olduğunu düşünürsek, her köyden 15'e yakın  5.sınıf öğrencisi geldiğinde toplam  225 fazladan öğrenci için olacağını, ortalama 10 tane derslik ihtiyacı oluşacaktır.)

b) 1.sınıf yaşının altıya çekilmesiyle bu yaşta başarı sağlanamayacağından  mutsuz ve başarısız öğrenciler yaratılacaktır.

c) Öğrencilerin 4. sınıftan sonra (10 yaşında) meslek liselerine geçiş yapmaları, yeni bir okul ve yeni bir ortama sokulması istenebilecek.  Bu durum ise çocuklarımızda pedagojik-psikolojik  gelişimleri açısından sorun yaratacaktır.

e) Doğu ve Güney Doğu Anadolu'da sınıf öğretmenliği yapan zorunlu hizmet affı ile birlikte il dışı tayini olma sıkıntısı çeken sınıf öğretmenlerimize bir darbe de 4+4+4'lük sistemle ile indirilecektir.  4+4+4'lük sistem ile birlikte 9-10 yıldır batı illerine il dışı tayini olmayı bekleyen sınıf öğretmenlerimizin, il dışı tayin olma yılını 15-20 yıla çıkararak mutsuz öğretmen politikasına devam edileceği anlaşılmaktadır.

f) Özellikle batı İllerinde norm fazlası durumuna düşen 52.000 sınıf öğretmeninin başka illere tayin edilmesi gündeme geleceğinden zorunlu rotasyona geçilecektir.

Eğitime dair tüm tartışmalara, siyaseten bağımsız, bilimsel, yapıcı bir anlayışla yaklaşan AES, bu konuya da aynı yöntemle yaklaşmaktadır. Sorulması gereken temel sorulara gelince:

Öncelikle eğitim sistemimizin yeniden yapılandırılmaya ihtiyacı var mıdır?

Süregelen sistemin aksayan yönleri yeterince ortaya konulmuş mudur?

Yapılacak değişiklikler vurgulanan aksaklıkları giderecek nitelikte midir?

Sistem değişikliğini hazırlayanlar eğitim alanında yetkin midir?

Değişikliğe maruz kalacak öğrenciler pedagojik, psikolojik olarak nasıl etkilenecektir?

Yeni sistemde öğretmenleri neler beklemektedir?

Fiziksel alt yapımız yeni sisteme cevap verebilir mi?

2012 -2013 Öğretim yılına yeni sisteme geçilmesi mümkün müdür?

Teorik olarak değişecek olanı pratikte uygulayacak olan öğretmenlerin görüşü alınmış mıdır?

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol