banner374
 Sokrates’in okulunun kapısına “Kendini bil, kendini tanı” yazmasının üzerinden 5000 yıl geçti. Felsefenin bir bilim olarak öneminin kaybettirilmeye çalışılması ile kendini bil, kendini tanı toplumu yerine, adamını bil adamını tanı toplumu benimsetilmeye başlandı. Bu durumu insanı sığ bir düşüncenin içine hapsetme çabaları olarak görmekteyiz…

Felsefenin olmadığı yerde, düşünceninde pek fazla olmayacağı ve bunun yerine siyasi tasarıların oluşturulacağı aşikardır…

Ve şimdi gelelim, felsefedeki insan için iyi düşüncenin yerine, siyasi tasarımların hükümranlığının incelemesine…

Son 12 yılda 5 bakanımız oldu. Bakanlar ama, Milli Eğitimin ihtiyaçlarını görmeden bakanlar…

Birincisi ekders ücretlerini kaldırmak istedi. Kendisini pek anlayamadık. İkincisi müfredatı değiştirdi. Müfredat sorgulanamadı, geçen yıl ilköğretimden ilk mezunlarını verdi. Değerlendirme yapılmadı. Üçüncü bakanımız, hükümetin genel siyasetini yürüten bir hukukçuydu. Eğitimdeki faaliyetlerini kavrayamadık. Dördüncü bakanımız bir istatistikçiydi ancak, öğretmensiz bir eğitim sistemini ister gibi, bir türlü öğretmenleri sevemedi. Beşinci bakanımız iletişimciydi ancak, güçlü bir iletişimsizlikle, kendisine denk gelen siyasi tasarım, adeta bakanlığı  siyasetin sopasıyla dize getirme durumuydu.

Başlıklar olarak baktığımızda; dershanelerin dönüşümü, müfettişlerin bir çatı altında toplanması, 2 yıl stajyerlik, Talim terbiye kurulunun etkisizleştirilmesi, KPSS olmadan öğretmen alma, bakanın naklen öğretmen atayabilmesi, İdarecilerin görev süresinin 4 yılda bitmesi, valinin istediğini ataması ve sınavların artık geçersiz olması…

Unutmadan, kısa bir süre önce grup başkanlığı olmuş daire başkanlıklarının, tekrar daire başkanlığına dönüşmesi, zamanla tekrar grup başkanlığı olma ihtimalinin olması…

Meclise gönderilen torba tasarı ile kafalar yeterince karıştırılmıştı. Ne olup bittiğini anlayamayan bir toplumda, amacın ne olduğunun sorgulanmadığı bir zamanda, yapılanlara tepkisiz kalmak övülürken, Milli Eğitime çekidüzen(!) vermek büyük bir marifet(!)

Keyfiyet ile güç gösterisinin üzerinizde oluşturmuş olduğu bir hava ile kıyım tasarısı hazırlamak bu topluma yaptığınız bir iyilik(!) zaten…

Vicdan rahatlığı(!) ile, geleceği öngörmektense, siyasi mücadele sahasında top oynayabilme kabiliyeti, Milli Eğitimin ne olduğunu idrak etmenizden de önemliymiş meğer… 

Yıllardır sürdürdüğünüz torpilli düzeninizde, sınav ve gerçek bir liyakatla yönetici olarak atanmayı savunan biri olarak yazıyorum.

“Bu tasarı ile, adaletten, haktan, hukuktan ayrılarak eğitim camiasına ihanet içinde bulunuyorsunuz…”

Kendi öngörüm olarak, şuraya yazıyorum.

“Gerçeğin yerine kafanızda bir tercih olarak oluşturduğunuz bu tasarı tutmayacak…”

Olur ki, komisyondan geçen tasarıyı, vekiller meclisten geçirme yanlışına düştü…İşte orada bi durun!...

Şunu iyi bilin ki; hakkını sonuna kadar savunacak sendikacılar var. Öyle adam kayırmayla satın alınamayacak kişilerdir onlar. Önlerine atılacak buğday tanesini bekler gibi beklemez onlar…

Rızık sizden gelmiyor ki, tasarınıza eyvallah diyelim…

Sormak istiyorum…

Sizin için cevabın yanından geçmek bile zordur ama, yine de sorayım…

Güç, vicdan, irade işidir ama; 

“Kaliteli, insanca, çağdaş eğitimin tasarısını yapabilir misiniz ?...”

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Bravo 3 yıl önce

hakikaten kutluyorum. çok sade ve güzel bir yazı olmuş