banner374
GOKAM PROJESİ+ÖĞRETMEN İTİBARI+MÜFREDAT YAPILANMASI
 
Kampus Okullar Projesi, 2010’da yaşadığım karşılıklı çağrışımların zihnime hücum eden bileşkesinin neticesinde çıktı. Daha açık dille ziyaret ettiğim iki farklı okulun öğrenci potansiyelinin okuldaki canlılığa getirdiği temel edimlerin bu projeye kaynaklık ettiğini söyleyebilirim.
 
İnsan toplumsal bir varlıktır. Kendini toplum içinde tanımlayabilir. Bu tanımlamanın insandaki temel potansiyeli ortaya çıkaran dev bir mekanizma olduğunu kavradım.
 
Cansız, öğrenci sayısı az olan bir okulda öğretmenin de içindeki potansiyeli yitirdiğini gözledim. Hele bir öğretmen arkadaşın şu dedikleri durumu özetliyordu: “Hocam! Benim ne hayallerim vardı, ben böyle yerlerde olacak adam değildim.”
 
Kalabalığın hem öğretmene hem de öğrenciye yansıyan olumlu-pozitif katkıları var. Dinamik bir görünüm insanın içindeki dinamizmi ayağa kaldırıyor. İnsan kendi potansiyelini yansıtmaya çalışıyor.
 
Allah-u Teala insanı kendi sanatını seyretmek için yaratmıştır. Allah, Sani’dir yani en büyük sanatkardır. Kainatı sanatını seyretmek için yaratmıştır.
 
İnsanda da belli ölçüde ego vardır, kendini göstermek ister. Fransızcadan Türkçeye geçen bir kelime dikkat çekicidir: Koketri…
 
Koketri, sözlük anlamı itibarıyla beğenilme merakı, şıklık, hoşluk demektir. İnsanın iç dünyasında güçlü bir beğenilme merakı, kendini diğer insanlara gösterme güdüsü vardır. Bu güdü doyuma ulaşınca Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki en tepede yer alan “kendini gerçekleştirme” olgusu gerçekleşiyor. Dolayısıyla doyuma ulaşan insan ruhen ve fikren çevresine pozitif enerji dağıtan, topluma faydalı olan bir insan olabiliyor.
 
Toplumumuz yıllardır, asırlardır militarizmin koynunda yaşadı/yaşıyor. Öğretmenler, öğrenciler asker gibi yetiştiriliyor. Suratımızdaki abusluk içimizdeki askeri güçlülüğün nümayişi… Askerlik kutsal bir meslek tabiî ki ama herkes asker değil. Dolayısıyla insanımıza asker intizamı vererek nasıl verimli bir sonuç almayı murat ediyoruz?
 
Bizim toplumsal varlık olan insanı asker disipliniyle değil sevginin gücüyle, insana saygı kaidesini temel düstur edinmemizle eğitmemiz mümkündür.
 
MÜFREDATA EL ATMALI
 
Müfredatın işlevsel boyutu çok sorunlu. Militarist zihniyet egemen kılınmış. Her sabah çocukları bir asker gibi içtima edip andımızı sayıklatıyoruz. Allah aşkına her sabah ırklığını yücelterek, çalışkan olacağına yemin ettirerek neyi hedefliyoruz. Abus çehreli bir müdür ya da yardımcısının askerleri fırçalıyor gibi öğrencileri fırçalaması, zorla andımızı okutturmasından hangi faydayı hedefliyoruz.
 
İlla okutacaksak daha güzel bir marş bulunamaz mı? Sabah öğrencileri toplayıp güzel bir marşla, etkili ve duygulu bir marşla başlatmak öğrencilerin sabah mahmurluğunu atmaya yarayabilir. Düzen olacaksa bu şekilde olmalı.
 
Şu andaki müfredat baştan sona berbat. Yenilenen programda benzer müfredat belirlenecekse hiç değiştirmesinler. Madem 2005’te yapılandırmacı eğitim felsefesini benimsedik, iyi de ettik; ancak şu andaki müfredatın yapılandırmacılıkla yakından uzaktan alakası yok. Daimicilik ve Esasicilik alaşımı diyebiliriz. Dolayısıyla 60 yıl önce yanlışlanan bir felsefeyi körü körüne devam ettirmenin mantığı yok.
 
Eğitim kitaplarında anlatım-sunum şeklinde yapılan derslerin en etkisiz olduğu bilgisine ulaşabiliriz. Ülke genelinde çoğunlukla anlatım-sunu belki biraz da beyin fırtınası üzerine inşa edilen bir yapılanma var.
 
Öğretim stratejilerinde sıkıntımız çok büyük. Bu sıkıntı müfredatın içeriğinden ve sınıfların başka bir stratejiye olanak vermeyişinden kaynaklanıyor.
 
Tüm bu sıkıntılarımızı aşmanın öncü koşulu okullarımızı perakende yapıdan toplu hale dönüştürmektir. Bu da kampus okullarla sağlanabilir. Kampus Okullar yaşam merkezlerine dönüştürülerek her türlü ihtiyacı karşılanınca donanımı yüksek yapıya kavuşur.
 
Kimileri devletin bunu yapamayacağını düşünüyor. Akıllı tahtaları, tablet bilgisayarları, kitapları, sütleri zengin-fakir ayrımı yapmadan veren birçok bakımdan bir sürü harcamayı “bu lazım mıydı?” diye sorduğumuz ortamda kampus okullar sütten de kitap ve diğer şeylerden de önemli görünüyor.
 
ÖĞRETMEN MAAŞLARI VE GEREKEN İTİBAR
 
Ben lisedeyken hayattan bezmiş bir öğretmen vardı. Bezginliği bize de yansır, çok karamsar bir tablo çiziktirir dururdu. Çoğu zaman okula traktörle gelir bazen de biçerdöverin üzerinden indiğine şahit olurduk. Okula girerken üzerindeki samanları silkeler bir şey olmamış gibi okula girer, suratını da asardı. Devletimiz öğrenciye süt bile verirken öğretmene karşı var olan bu aykırı tutumu anlayabilen var mı? Neden öğretmenler ek iş yapmak durumunda kalıyorlar?
 
Eğitime kalite getirmeyi düşünüyorsak eğitimin mimarı olan öğretmenleri mutlu etmekle işe başlamalıyız.
 
Eğitime kalite getirmenin formülü:
 
Kampus Okul+Öğretmen İtibarı+Müfredatı Yapılandırmak
 
Bu saydığım üç özellik temel unsurlar… Ara unsurlar da ana unsurların arasına sıkıştırılarak kaliteyi yakalayabileceğimizi düşünüyorum. Öğrenciler bizden süt değil mutlu ve verimli bir eğitim ortamı istiyor.
 
Önümüzdeki hafta MEB Müsteşarı ile enine boyuna GOKAM PROJESİNİ konuşacağız.
 
www.mebpersonel.com
 
BESTAMİ BOZKURT
 
EĞİTİM UZMANI
 
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol