banner374
Finlandiya eğitim sisteminin başarısı bütün dünyanın dilinde ve herkes bu başarının sırlarını arıyor. Özellikle PISA yani Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı bünyesinde kazandıkları başarılar dikkatleri üzerlerine çekti. Peki ama bu başarının arkasında neler var? 

 

Finlandiya'nın eğitimdeki başarısını ben en çok mutluluğa bağlıyorum. Evet mutluluk çünkü bu sistemde öğrencide mutlu öğretmende hatta veli bile mutlu. Çünkü eğitimin yeri okuldur ilkesi benimsenmiş ve evde çocuğunun ödevlerini yapan anne babalar yok, hatta ödev diye bir şey yok. Sürekli yarıştırılan bakalım kimin öğrencisi daha çok başaracak TEOG sınavında diye koşullandırılan öğretmenler yok, komşunun çocuğuyla kıyaslanan öğrenciler de yok. Eskiden ilkokul 5. sınıfı bitirdiğimizde Anadolu Lisesi sınavlarına girerdik, ben de bu sınavların sonuncusuna girmiş biriyim. Oysa bırakın sınavı ilk altı yıllık eğitimin sonuna kadar öğrencilere kesinlikle not dahi verilmediğini, sekizinci sınıfın sonuna kadar da not verme zorunluluğunun olmadığını söylesem ne düşünürsünüz?  

 

Finlandiya Eğitim Müfredatı özellikle bu yıllarda genel bir çerçeve tanımlamaktan ibaret. Öğrenciler kendi programlarını ilgi ve ihtiyaçlarına göre kendileri planlıyorlar. Öğretmenler gün boyu ortalama 4 saat sınıf ortamında bulunuyorlar ve haftada 2 saat mesleki gelişimleri için eğitimlere katılıyorlar. Aslında bu durum tamamen  her bireyin tek ve özel olduğu düşüncesinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla hem öğrenci hem de öğretmen kendi başarısını maksimize etmek için çabalıyor. Peki ama bu maksimize etmekten kasıt nedir? Bizdeki gibi öğrencilerin sürekli bir yarış halinde bulunması söz konusu değil. Başarının birlik ve beraberlik duygusuyla rekabetçilik yerine eşitlikçilik ilkesiyle maksimize edilmesi söz konusu. Eğitim hep bir dayanışma içinde geçiyor. Bütün okullar birbirinin destekçisi oluyor. Oysa ülkemizde şu okul daha başarılı denir ve bütün öğrenciler o okula kayıt olmak için uğraşır. Mesela yakın zamana kadar bu iyi okulların müdürleri kayıt paraları toplardı. Oysa Finlandiya da çocuğunu belli bir okula yazdırmak için uğraşan anne-babalar yok. Eşitlik ve dayanışma sayesinde tek tek öğrenciler değil tüm öğrenciler başarıyı yakalıyor.  

 

Finlandiyalı öğrencilerin spor için ayırdıkları zamanda oldukça fazla. Bu noktada aklıma hep Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur" sözü geliyor. Teorik olarak belki bizim ülkemizde de spora çok önem veriliyor ancak uygulamada zorluklar yaşanmakta. Bir çok okulun bırakın spor salonu olmasını spor malzemeleri bile yok.  

 

Kısaca Finlandiya eğitim sistemi, öğrencilere birey olarak değer verildiği ve öğrencilerin her birinin kendi sorumluluğunu bildiği, öğretmenlerin sürekli kendini geliştirdiği, rekabetin değil eşitliğin önemli olduğu bir eğitim hayatı sunmaktadır. 

 

Ülkemizde böyle bir eğitim anlayışının sunulmamasının birinci koşulu olarak öğrenci sayısı gösteriliyor. Oysa bu kadar çok öğrenci sayısı olan bir ülke neden herkese aynı eğitim programını, aynı dersleri öğretmeyi istiyor anlayamıyorum. Ülkemizde eğitim kurumları ve öğrenci potansiyeli bakımından bölgesel olarak farklılıklar bulunmakta. Bu farklılıkları değerli bir maden gibi işlemek varken biz hepsine kömür olmayı öğretiyoruz. Mesela benim büyüdüğüm yerde hiç köy okulu yokken şimdi yaşadığım yerde köy okulları var. Buradaki öğrencilerin eğitim ihtiyaçları ile oradaki öğrencilerin eğitim ihtiyaçları aynı değil. Aynı okuldaki öğrencileri bırakın aynı sınıftaki öğrencilere bile aynı dersi anlatmak, aynı programa uymalarını istemek belki yanlış. Herkese ihtiyaçları oranında eğitim verilmeli. Bunu yapamadığımız zaman derslerden ve okuldan kopan öğrencilerle karşılaşıyoruz. Başarısız olan öğrenci bir daha başaramayacağına inanmaya başladığı anda hem arkadaşlarına karşı hem okula hem de öğretmenlere karşı saldırgan bir tutum sergilemeye başlıyor, huzur ve güven ortamını sarsıyor dolaylı olarak diğer öğrencilerin öğrenmelerini de etkiliyor. Bu noktaya ulaştığı zaman artık rehberlik yapmanın pek bir anlamı kalmıyor. İhtiyaçları kadar eğitim göremeyen öğrenciler büyüdüklerinde "ben matematikten nefret ederim hiç anlamam ya da ben tarih derslerini hiç sevmem" gibi cümleler kuran bireylere dönüşüyorlar. 

 

Bir gün dünyanın en başarılı eğitim sistemlerinin arasına adımızı yazabilir miyiz? Bence neden olmasın. İhtiyacımız olan yetişmiş elemanın fazlasına sahibiz ve öğrenci çeşitliliğimiz de var. Elimizdeki kaynakları verimli kullanabilirsek uluslararası arenada eğitim camiası olarak adımızdan söz ettirebiliriz. 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
sibel candan 2 yıl önce

yav he he