banner374

Türk Eğitim Sistemi’nde genel olarak yaygın sıkıntımız eğitim sisteminin temellerinin yıllar önce atılmış olmasıdır. Yapılan kısmi iyileştirmeler kadim eğitim yapılanmasına dar bir gömlek gibi gelmekte, birçok sorunu doğurabilmektedir. Osmanlı’nın Eğitim Sistemi’nin disipliner oluşu belki bizim ondan hızla uzaklaşmamızın kısmi sıkıntıları bu süreçte etkindi. Günümüze kadar eskinin tamamen yanlış oluşu, yeniden yapılandırma adına eğitim filozoflarının ortaya koyduğu kimi kuramları deneyerek eğitimi yapılandırmayı deneyen eğitim nazırlarımız kimi zaman kısmi kimi zaman tamami bir değişikliğe giderek iyileştirme çabaları devamlı değişen hükümetlerin de etkisiyle var olmuştur.

 

Günümüzün teknolojisinin insan hayatını kolaylaştırmaya devam edegeldiği, dünyanın küresel bir köye dönüştüğü, insanlararası iletişimin makro seviyeye ulaştığı, bilginin siber ortamda anlık erişime dönüştüğü zamanımızda bundan 40-50 yıl öncesinin eğitim yapılandırmalarının günümüze senkronize olması düşünülemez. Mamafih, son zamanlarda artan bir sese dönüşen “bireysel öğrenme” yaklaşımı ise “evde öğrenme”, “internetten-bilgisayardan-uzaktan öğrenme” gibi öğrencileri bireyleşmeye iten, yalnız başına öğrenebileceğini savunan yaklaşımlar sadece hüsnü kuruntusal yaklaşımlardır. Keza eğitimin ve öğretimin sadece bilişsel gelişim olarak ifade edilmesi, duyuşsal ve psikomotor becerilerin ve sosyo-kültürel gelişimin eksik kalmasına yol açacaktır. Bilginin sadece zihne yerleştirilmesi eğitim-öğretim olarak nitelendirilemez. Dolayısıyla bizim, öğrencilere bütüncül bir nazarla yapacağımız eğitim-öğretim etkili olabilecektir.

 

Türkiye’deki eğitim-öğretim perakende yapılandırılmış okullarda yapılmaktadır. Bu okullar yörenin yapısına bağlı olarak küçük ya da büyük okullar olabiliyor. Bu okulların yapısına bağlı olarak devletin gönderdiği materyaller, olanaklar değişebiliyor. Mesela kırsal kesimlerde eğitimin en temel ihtiyaçlarının bile yalapşap olması oralarda görev yapan öğretmenlerin bir savunma refleksiyle “zaten şu yok, bu yok” gibi kaçınmalara girdiği görülmektedir. Bu da eğitimin hedefine ulaşmamasına yol açıyor. Kimi okullarda da yeterli materyalin olduğu ve çok iyi eğitimin yapılabildiği görülmektedir. Bu çelişkili yapı ülke genelinde yörelerarası bir farklılığı doğurmaktadır. Bu noktada Milli Eğitim Bakanlığı’nın Temel İlkelerinden “fırsat ve imkan eşitliği” devlet eliyle bozulmuş olmaktadır. Bu temel ilkeyi sağlamanın yegane yolu ülke genelindeki tüm okulların eşit olanaklarla ve yapılandırmalarla donatılarak sağlanabilir.

 

GOKAM PROJESİ eğitimde fırsat ve imkan eşitliğini sağlamada oldukça kullanışlı bir yapıyı sağlamaktadır. Şayet uygulanırsa Türkiye’de eğitimde bir çağ atlama olacaktır. Her şehirde ve ilçede kurulacak dev bir kampus hem bir yaşam merkezi olacak hem de psiko-sosyo-kültürel bağlamda ideal bir eğitim imkanı sunulacaktır. Öğrenciler birbirinin eğitimini tetikleyecek, öğretmenler de birbirinin eğitime ve öğretme istekliliğini perçinleyecek; bu sayede eğitim-öğretim idealize edilmiş olabilecektir. Bunun yanında takip kameralarının işlevleştirilmesi, e-okul sisteminin daha da reforme edilmesiyle devletin eğitimi ve öğretimi daha yakından takip edebilmesine yol açacaktır ki bu da eğitim ve öğretim adına istediğimiz ideal bir drumudur.

www.mebpersonel.com

BESTAMİ BOZKURT

EĞİTİM UZMANI

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol