banner374
MULTİ GELİŞMİŞ TÜRKİYE İDEALİ
 
Ay'a 1969 yılında ilk Neil Armstrong Basmıştır...
 
İlkokul kitaplarında Fen ve Teknoloji dersinde öğrendiğimiz bu basit bilgi aklımızın kuşatılışının temel semptomudur.
 
Avrupa Uzay Ajansı (European Space Agency, ESA) 1975 yılında, uzayın keşfini amaçlayan, hükümetlerarası bir organizasyon olarak kurulmuştur. 
 
NASA, (National Aeronautics and Space Administration) (Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi)Amerika Birleşik Devletleri'nin uzay programı çalışmalarından sorumlu olan kurum. 29 Temmuz 1958 yılında ABD Başkanı Dwight Eisenhower tarafından kurulmuştur. 
 
Avusturya 1972, Belçika 1964, Brezilya 1994, Bulgaristan 1969, Kanada 1989, Çin 1993, Kolombiya 2006, Avustralya 1926, İran 2004, Japonya 1969, Kore 1981, Malezya 2002, Meksika 2007, Nijerya 1998 ve Türkiye 1985 yıllarında uzay ajanslarını kurmuşlardır.
 
Görünüşe göre ABD ve birkaç ülkeyi saymazsak Türkiye uzay ajansında geç kalmış sayılmaz.
 
Fakat…
 
Dükkanı açmışız da…
 
Sinek avlıyorsak…
 
İşte Türkiye’nin acı gerçeği…
 
Geçenlerde Yaşar Erdinç’in makalesinde aklımda kalan şu ifadesi içimi acıttı ama durumu özetlemeye yetmişti: Türkiye iyi olan şeylerde sonlarda, kötü olan şeylerde başlarda. Bunu hissiyat olarak dile getirmemiş, kocaman bir grafikle göstermişti.
 
TÜBİTAK, Türkiye’nin bilim merkezi.
 
Çok kaliteli mühendislerimiz var orada. Bizzat ziyaret ettiğimde göğsüm kabarmıştı.
 
Fakat…
 
Bilim dünyası o kadar geniş bir konsepte sahip ki. Gelişmiş ülkelerde bilim ve araştırma alanlarına devlet çok büyük yatırımlar yapıyor. Ar-ge çalışmalarına büyük yatırımlar yapıyor, girişimcileri destekliyor, ödüllendiriyor.
NASA’nın uzay araştırmalarını hayretlerle takip ediyoruz. Gezegenlere uzay araçları gönderiyorlar, gezegenlerin uydularını araştırıyorlar, kara delikleri, galaksileri, süpernovaları, yıldızları, uzayın karanlık dehlizlerini yüzlerce binlerce araçla takip ediyor, enforme ediyor. Bunlar çok muazzam çalışmalar.
 
Tüm bunlar yetişmiş ve kalitatif beyin gücüne dayanıyor.
 
Peki Türkiye’de yetişmiş ve kalitatif beyin gücü var mı?
 
Yok.
 
Peki Türkiye’de yetişmiş ve kalitatif beyin gücü olacak mı?
 
Yakın zamanda böyle bir olasılık yok maalesef.
 
Yetişmiş ve kalitatif beyin gücü bilimin temel sacayağı fizik, kimya ve biyoloji kollarından oluşur.
Türkiye’deki fizik, kimya ve biyoloji branşlarının durumu ortada. Üniversiteler kapatıyor. Niye? Çünkü Türkiye’de fizik, kimya ve biyoloji mezunları sadece öğretmen olabiliyor. Bu branşlardan da alımlar totalde yüzlü sayıları geçmediği için bir dünya işsiz mezunlar ordusu ortaya çıkıyor. Geçimliklerini sağlamak için bu insanlar çok haklı olarak polislik, askerlik gibi ya da özelde çeşitli mesleklere yöneliyor.
 
Siyasetin yakın, orta veya uzak hedeflerinde uygulama planlamasında fizik, kimya ve biyoloji branşlarına yönelik çalışması görünmüyor. Nesli tükenmekte olan bir canlı gibi bu branşlar hızla yok oluyor. Hiçbir şekilde hak ettiği değeri göremedi ve halen göremiyor.
 
90’larda en azından öğretmen olarak atanabiliyorlardı ama şimdilerde sadece bu bölümleri bitirenler askerlikte kısa dönem olarak iş yapabiliyorlar. Lise mezunundan farkı bu ne yazıkki.
 
Fizik, kimya ve biyoloji bilimlerin anasıdır. Bu branşlar çok küçük puanlarla değil de hak ettiği mecraya girdiğinde ÖSYM en yüksek puanlarla almalı ki ortaya bilim çıksın. Bu branşlara da yönlendirilirken sınırsız araştırma merakı olanlar seçilmeli.
 
Sanıyorum, ülkemiz gelişiyor demekle ülke gelişmez. İnsan yetiştirmek, bilime sahip çıkmak ülke menfaatleri için yapılması oldukça elzem olan şeyler. Çok uzağa gitmeyelim, PISA raporlarında 65 ülke arasındaki konumumuz hiç iç açıcı değil. 65’de 40 küsurlardayız. Siyaset teorisyenlerinin ve ülkeyi yöneten iktidar sahiplerinin günlük siyasetin dışına taşarak “multi gelişmiş Türkiye muhayyilesine” odaklanması kaçınılmaz bir gerekliliktir.
 
“Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek,
Ağaç dik on yıl sonrası ise tasarladığın,
Ama yüz yıl sonrası ise düşündüğün, halkı eğit.

Bir kez ürün verir ekersen tohum,

Bir kez ağaç dikersen on kez ürün verir
Yüz kez olur bu ürün eğitirsen halkı.

Balık verirsen bir kez doyurursun halkı,
Öğretirsen balık tutmasını hep doyar karnı.

Kuan-Tzu (Çinli ozan)
(M.Ö. 1000)”
 
NOT: Arkadaşlarımız yaşadığı sıkıntıları e-malime gönderirlerse dile getirmeye çalışırım. Kendi arasında küfür eden kişiler umarım öğretmen değildir. Editörlerimiz bunlara dikkat ederlerse sevinirim.
 
EĞİTİM UZMANI
BESTAMİ BOZKURT
 
 
 
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
kimyacı 2 yıl önce

şubatta 1000 atama verilmeli ve bundan sonraki atamalarda diğer branşlarla orantılı olmalı ki yıgılma engellensin

Avatar
fizizk 2 yıl önce

inşallah şubatta alım olur en az 1000 atama yapılmalıdır