banner396
Sosyolojik bir yanılsama olarak güç denilen erk, taraflanmayı getiriyor; Güçten yana olanlar ve güce karşı kahramanca savaşanlar…
 
İki taraftan birinde olmazsanız her tür itilmeyi, ötelenmeyi göze almanız lazım.
 
Ahlaki olarak konjonktürel vargılar içinde gücün simülasyonunu çizdikten sonra haklılığa erişmek olmazsa olmaz kaide olmalıdır.
 
Güç, insanı yozlaştırır;mutlak güç mutlaka yozlaştırır diyen Lord Acton gibi gücü ahlaksızlığının paçavrası olarak kullananlar olduğu gibi tarihsel spekturum olarak idealleri uğruna kullananlar da olmuştur.
Fakat bir farkla…
 
Gücün ağırlığına dayanabilecek kalibrasyondaki insanlara istediği tüm mutlak güçleri teslim edin, onda pörsümeyen nazenin bir emanet olarak kalacaktır. 46 yıl padişahlığı boyunca Kanuni bunun en güzel timsalidir. Savaşın göbeğinde çadırında kılıç şıkırtıları arasında son demlerini yaşamış koca hünkar bize aslında Lord Acton’un söylediklerinin anlamsızlığını göstermiştir.
 
Mamafih tarihsel arkaplan firavunları da yezidleri de ve nice diktatörleri de örnekler. Bu sefer İngiliz tarihçi Lord Acton haklıdır.
 
Son günlerde The End of Power kitanının yazarı Moises Zaim’in söyledikleri dikkatimi çekti. Tarihi bir kenarı iten Zaim, güçle ilgili büyük bir transformasyondan bahsediyor. Değişen, dönüşen dünyanın zihinsel transformasyonunu çok güzel dile getirmiş.
 
Kısaca özetlersek Moises Zaim şunları söylüyor:
 
·     * Bugünün güçlü oyuncuları hatalarının bedelini daha çabuk ve ağır ödüyor.
·     * CEO’lar artık daha sık işlerinden atılıyor.
·     * Şirketler marka faciaları konusunda daha kırılgan.
·     * Gücün satın alabildikleri eskisi kadar fazla değil.
·      * Güç, kazanması kolay, kullanması zor ve kaybetmesi kolay bir şey haline geldi.
·      * Eskiden büyüklük çok önemliydi. Bugün ise çeviklik ve hız büyüklüğün yerini aldı.
·     * İş dünyasında mikro güçlerin mega oyunculara karşı avantajı arttı.


Kitap aslında 2013’te basılmış ancak facebook’un sahibi Mark Zuckerbeg’in tavsiyesiyle yakın zamanlara kadar Amerika’nın en fazla satılanlar listesinden inmemiş. Bu kıymetli kitap için google’dan araştırma yaptım maalesef Türkçe bir siteye rastlayamadım. Demek ki Türkiye’de ihtiyaç yokmuş!
 
Gücün aslında demokrasiye karşı yapılışı yoksullukla yoksunluk yaşayan halklarda korku oluşturduğu dönemlerden orta gelir grubunun yükselişiyle birlikte daha fazla özgürlük mottolarıyla devrimciliğe dönüşmesi totaliterliğin eskisi kadar prim yapmadığını gösteriyor. En son Ukrayna örneklemi dünya sathında bunun yaygınlaştığını gösteriyor.
 
 
Gücün yansıması olarak inovasyon kavramını sürdürülebilirlik takip ediyor. Gelişmiş dünya bu iki kelimenin önemini çok iyi kavramış ve dersine çok iyi çalışıyor, ödevlerini ihmal etmiyor. İnovasyon ama sürdürülebilir inovasyon. Biz Türkler acaba ne zaman tüketici modundan kurtulup sürdürülebilir inovasyon için zeka patlaması yaşayacağız? Acaba bizim silikon vadimiz olacak mı?
 
ÖSYM, SINAVLAR, SORULAR
 
ÖSYM’nin yaptığı sınavlar öncesi kapıda orduyu ve polis teşkilatını seferber ettiği okul kapıları nahoş manzaralara yol açıyor. Kimi kızların küpelerini sökmek, kiminin cebindeki paraların atılması, madeni eşyalarının tehlike unsuru gibi görülmesi ne kadar mantıklıdır? Yok mudur bunların başkaca çareleri? Mebzul miktarda salon başkanı, gözetmen vs. ne iş yapıyor? Her öğrenci potansiyel suçlu muamelesi görüyor ve güven erozyonu yaşıyor ve yaşatıyoruz. Mutlaka bunların çaresinin bulunması lazım.
 
ÖSYM, soruları kamuoyuna açıklamalı. Çünkü sorular sürekli değişim ve dönüşüm geçiriyor. Öğrenciler ÖSYM sorularını referans alıp ona göre ders çalışıyorlar. Sınav hazırlık kaynakları da ÖSYM’nin soruları doğrultusunda kendilerini güncelliyorlar.
 
 
MEDYA VE VANDALİZM
Türkiye’de 40 tane ulusal gazete var. Bunların toplam tirajı 4 buçuk milyonu biraz geçiyor. 78 milyon insan ve 4 buçuk milyon gazete… 258 televizyon kanalı…
 
Millet olarak gazete okuma alışkanlığımız çok fazla yok maalesef.35 veya 36 gazete var Televizyonlarımız evimizin kapanmayan ve içimizden biri haline gelmiş ferdi gibi. Haberleri seyrederken korku filmi seyrediyor gibiyiz. Evlendirme programları, yarışma programları ve oldukça düşük seviyede giden bin bir çeşit TV programları… Acaba toplumun isteği bu mu? Çünkü izlenme oranına bakılarak program ya devam ediyor ya yayından kaldırılıyor.
 
İnsanı milleti için dertlendirmeyen, banal bir hayatı öğütleyen, vandalizmi gözüne sokan, okullarda çocuklarımıza aşkın ve flört etmenin çok normalmiş gibi gösterilişi, reyting kaygısıyla olmadık taklalar atan medya konjonktüre göre topluma ne kadar önayak olabilir? RTÜK neden kanunlarla tedbir almaz? Çünkü medya ticari kaygı güden bir politika izleyemez. Topluma doğru dürüst hizmet edecekse var olmalıdır.
 
 
EĞİTİM UZMANI
 
 bestamibozkurt@gmail.com
 
    
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ali 2015-03-21 22:23:34

Güç dünyanın genel sistematiği olmuş

banner389