banner374
TEKÇİLİK
Kelebek etkisi, bir sistemin başlangıç verilerindeki küçük değişikliklerin büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verilen addır. Edward N. Lorenz'in çalışmalarından biri olan Kaos Teorisi ile ilgilidir. Daha sonralarda hava durumuyla ile ilgili verdiği şu örnek ile ünlenmiştir. "Amazon Ormanları'nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD'de fırtına kopmasına neden olabilir. Farklı bir örnekle bu, bir kelebeğin kanat çırpması, Dünyanın yarısını dolaşabilecek bir kasırganın oluşmasına neden olabilir."
Fakat daha çok yaratılan bir kaosun büyüyerek artmasını ifade eder.(wikipedia.org)
 
Edward Lorenz, galiba bizim eğitim sistemimizin sefaletini görmüş olsaydı bu tanımı sizin için yaptım derdi.
 
Osmanlı’nın çok parlak geçen 5 asırlık zaman diliminden sonra Türk Milleti olarak taklitçiliği bir yaşam tarzı olarak seçtik. Fransız İhtilali’nin bizi proleter toplum yapısına savurması bizi feci sersemletti. Bu da tek adam yönetimlerini doğurdu.
 
Osmanlı’nın 19. Yüzyılda ulaştığı zenginlik ve ihtişamın etkisiyle padişahların ordunun başında değil de saray hayatının debdebesine alışması, toplumun lüks tutkunu oluşu vb. milletçe yediğimiz tokatların kelebek etkisidir.
 
Asıl mevzuumuz tarih değil ama tarihsel bilinçaltımızın eğitimde oluşturduğu kelebek etkisidir.
 
“Tek tip düşüncenin, tek sesliliğin ve padişah iradesi gibi buyurma alışkanlığının yarattığı en etkin sonuç, vasatlığa prim yaptırmasıdır. İşyerinde, uçlarda yarışma yerine, "kaçma,  karışma, çalışma, idare et gitsin" anlayışının geçerliliği bir kez zihinlere yerleşince, aykırı düşüncenin zenginliği yerine, tek sesliliğin kısırlığı kaçınılmaz hale gelir.
 
Eğer bir yöneticinin  kendisinin tek adamlık ve tek tip düşünce hastalığının neresinde olduğunu öğrenme özgüveni varsa, üç alanda sorgulama yapmalıdır. Başarının temel koşulu, kuruluş ve kurumlarda çalışanların zihninde nerede durduğumuzu öğrenmektir. Kurum insanlarına, korkudan arınmış ortamlarda kendi durumumuzu soracak özgüvenimiz yoksa, çeşitli bahenelere sığınarak sorgulamadan kaçınırız, aynaya bakıp kendi yerinizi belirleme yerine, kerameti kendinden menkul yargılarla ego şişiririz.(Rüştü Bozkurt/Dünya Gazetesi)”
Rüştü Bozkurt beyin vurguladığı tek adamlıkla yıllarca idare ediliriz. Demokrasi söylentileri ile uyuşturulan toplum haline geliriz. Farklı seslerin ahengini bulamayız. Çünkü dünya farklılıklar üzerinde güzelleştirilen bir konalgadır.
Ne alaka ya? Diye sorabilirsiniz. Ancak toplumsal bilinçaltımızı keşfetmeden, geçmişin ve şimdinin insan ruhunu tırmalayan edimlerini bilmeden “eğitim transformasyonu” gerçekleştiremeyiz. Çünkü bir insanın basit bir ediminin arkasında çok boyutlu sebepler silsilesi vardır.
 
DİNLEMEYİ BİLMİYORUZ
Toplum olarak yaptığımız en güzel şey konuşmak. Birbirimizi dinlemek sıkıcı oluyor. Geçenlerde bir dostum gelmişti. Muhabbet muhabbeti açtı. Birbirimizi çok özlemiştik. Lafı taramalı tüfekten atıyor gibi konuşuyordu kadim dostum. Bunda şüphesiz özlem etkiliydi. Ancak laf arasında şuna dikkat ettim. Bazen benim söylediklerimi karşıdaki dostum anlamıyor gibime geldi. Çünkü ben başka şeylerden bahsederken o farklı şeylerden bahsediyordu. İlk başladığımız sohbetin çok uzağına gitmiştik. Muhabbetin mecrası ikide birde değişiyordu. 4 5 saat kadar konuştuğumuz dostum “arayı soğutmayalım” dedi ve ayrıldı. Zaten bildiğim bir şeydi ve üzerine daha önce makale yazdığım bir mevzuuydu bu.
Dinlemeyi değil konuşmayı, kendi fikriyatımızı karşıdakine zerk etmek tek derdimiz. Atalarımızın söylediği “söz büyüğün sus küçüğün” tam da bunu anlatıyor. Bu anormal durum bizim toplum yapısında normal olmuş.
 
ÖNEMLİ OLAN MENFAAT!
Bazen haksızlıkları yazdığımda menfaat icabı çok olumlu mesajlar, yorumlar geliyor. Bazen de eleştiri getirdiğimizde hakaretin bini bir para oluyor. O yüzden eleştirileri genelleyerek yapmaya çalışıyorum. Çünkü toplum olarak eleştiriyi sevmiyoruz. Eleştirdiğimizde hakaret hissi oluyor ki toplum eleştiri ile hakareti bir görüyor.
Aslında okullarımızda yıllarca hiçbir faydası olmayan dersleri okutmak yerine eleştiri, hoşgörü, demokrasi, insanlık gibi kavramları büyük konu başlığı olarak yıllarca işlesek. Hayat Bilgisi konularının daha anlaşılır ve hikayemsi şekilde çocuklarımıza okutulması çok faydalı olur. Farklılıklara tahammül etme duygusu geliştirilse ve bunu öğretmenlerimiz de örnek olarak çocuklara sunsa çok şey değişir.
 
Tekçilik, kurtarıcı birini beklemek zayıf toplumların yapısıdır. Tekçilik, bencillik, koketri, tüketim toplumu olmayı ve en önemlisi de boş konuşmayı bırakarak inovasyonu, üretim toplumu olmayı, girişimciliği, küreselliğe adapte olmayı, sözde değil özde çalışkanlığı, çok alanda amatör gelişimi değil tek alanda mükemmel gelişimi, yenilenebilir ve sürdürülebilir hedefleri vb. gerçekleştirmek için cesur adımlar atma zamanı gelmedi mi? Bence geç bile kaldık.
 
EĞİTİM UZMANI
BESTAMİ BOZKURT

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
şaban 2 yıl önce

ulen bestami ne yaptın? sen aşmışsın be oğlummmmmmmm. uzmana bak beeeeeeeee. erinmemiş yazmış. ( hadi bakalım mesajım seni gülümsetecek mi yoksa aval aval bakacakmısın.)

Avatar
okul öncesi 2 yıl önce

hocam bi de hükümetin okul öncesinden vazgeçmesini eleştirseniz.

Avatar
okul öncesi 2 yıl önce

tek adama bağlanmaktan çok sürü psikolojisi var toplumda hocam.

Avatar
okul öncesi 2 yıl önce

ben hep eleştiriyorum:)gokam raporu 1+4+4+4 değil mesela.yazıda çok farklı düşüncelere bi anda kayma oluyodu bu sefer başlıklarla ayırmışsınız.

Avatar
okul öncesi 2 yıl önce

hocam uzmanlığınızı bi kere de okul öncesi için konuşturun.olmaz mı ki?