banner374
 İçinde bulunduğumuz yüzyılda kendi kültürümüzden, inancımızdan hareketle kendi siyasal enstrümanlarımızı üretmeye başladık. Bu enstrümanlarımızdan birisi de sendikamız. Ondan önce, Türkiye'deki dindar mütedeyyin insanlar, adeta ‘köylü toplumu' olmaya mahkûm edilmişti. Tüm toplumsal, siyasal üretim araçlarından dışlanmışlar, onların devleti, toplumu yönetmelerine, iktisadi bir güç sahibi olmalarına imkân tanınmamış, bu alanlardan tasfiye edilmeleri için de onların elini uzattıkları her durumdan rahatsız olunmuştu. Öyle ki siyasete yön vermek isteyen statükocular “Bin Yıl Sürmesini” planladıkları 28 Şubat darbelerini, e-muhtıraları yayınlayarak rahatsızlıklarını açıktan belli etmişler ve siyasi partileri kapatırmışlardır. O dönemlerde mütedeyyin insanların oluşturduğu sendika Eğitim-Bir-Sen de bu baskılardan nasibini almış ancak asla pes etmemiş, kendisine güvenen dava arkadaşlarının haklarını savunmaya devam etmiştir. Ne var ki artık statükocuların bu darbe süreçleri iktidarın dik duruşu ile sona ermiş ve bu tür tartışmalar da bahse konu edilmemektedir.
Bir Müslümanın bağlı bulunduğu sendika nasıl olmalı? Bu soruya Müslümanca bir hayata, Müslümanca bir hayat tasavvuruna cevap verip vermediği noktasından, günümüzde Türkiye'de Müslümanlar tarafından oluşturulan organizasyonlar, bir Müslüman zarafeti, bir incelik taşıyor mu taşımıyor mu, toplumun temel taşı olan insanların birbirileri olan münasebetlerini Müslümanca tasavvur edişin bir sonucu olarak mı üretilmiştir? bu organizasyonların yönetim ve tanıtımında yer alan bireylerin mensubu olduğu inanca uygun yaşayıp yaşamadığına, yani “ Ya olduğu gibi görünen ya da göründüğü gibi olan.” Kişiler tarafından mı temsil ediliyoruz?  Bu açıdan değerlendirmek gerekiyor.
Dindar insanların kurduğu sendikalar, Müslümanca dünya tasavvuruna hizmet edici fonksiyonda mıdır? Evet. Bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Değerli sendika yöneticisi ve üyesi arkadaşlarımız her geçen gün bu fonksiyonu hakkıyla yerine getirmeye yönelik çaba içindeler.
Dünya tasavvurundan kastımız nedir?
Bakın mesela Eğitim-Bir-Sen, AK Parti'nin kapatma davasında suçlanmaktadır. AK Parti'yi kapatmak isteyen irade, kuruluşundan bugüne kadar halisane niyetle, çalışanların haklarını savunmak, onlara her alanda yardımcı olmak kısacası “ Halka hizmet Hakka hizmet” anlayışı ile yola çıkan sendikanın adını, "Cumhuriyet karşıtı eylemleriyle bilinen sendika" diye anmıştır. Öte yandan Eğitim-İş sendikası ile Eğitim-Sen adlı sendikaların hükümete veya Milli Eğitim Bakanlığı’na yönelttikleri suçlamalar ise bir tür ihbar kabul edilmiştir. Neyin Cumhuriyet yandaşı neyin karşıtı olacağına statükocular karar veriyorlardı yani. Hamdolsun artık iktidarın dik duruşu ile bu üzücü ve nahoş olaylarda son bulmuştur.
Niçin bütün bu ayak oyunlarını yapıyorlar sizce?
Ülkemizde, dindar kesimi Türkiye'nin gündeminden, yönetiminden, denetiminden, hak savunuculuğundan uzak tutmak isteyenler, Müslümanların Türkiye'nin gerçek sahibi olduğunu gizlemeye, onları iktidar araçlarından uzak tutmaya çalışanlar bir kere daha sahneye çıkmış durumdalar çünkü. Eğitim Bir Sen'i cumhuriyet karşıtı olmakla suçlayarak "siz sendika kurmayın, İslam'da sendika yoktur" diyorlar; sermaye işleriyle uğraşsak "siz cumhuriyet karşıtısınız, yeşil sermayesiniz, bırakın bu işleri" diyorlar.

Aslında bu tartışmalar, "Müslümanlar kendi inançlarından hareketle bir toplumsal, siyasal düzen kurarak özgürce yaşayabilirler mi, yoksa buna hakları yok mudur?" tartışmasıdır.
Makalemizde şuana kadar hep sendikadan bahsettik birazda sendikacı nasıl olmalı ondan bahsetmek istiyorum.  Bu makalede yazdıklarım hiç kimseye bir atıf ya da taşlama olmadığı gibi övmekte değildir. Ben gönlümden geçen sendikacının resmini tasavvur etmek istiyorum.
Sendikacılıkta da; Her işi yapanın iyisi de, kötüsü de; vicdanlısı da, vicdansızı olduğu gibi iyisi, kötüsü, vicdanlısı ve vicdansızı vardır.
 Sendikanın, sendikacının görevi, üyesinin çıkarlarını korumak ve geliştirmektir. Lakin bu görevi nasıl tanımladığınız, iyi bir sendikacı olup olmadığınıza bağlıdır. Eğer size göre üyenizin çıkarı, yalnızca onun işyerindeki günlük sorunlarıyla sınırlıysa, iyi sendikacı olup olmadığınız tartışılır. Üyenin okul müdürü ile yaşadığı soruna çözüm bulabilirsiniz. Belki de ders programının daha iyi olmasını sağlayabilirsiniz. Daha da ötesi, üyenin çocuğunun sünnet düğününe, üyenin veya çocuğunun düğününe, üyenin ve yakınlarının cenazesine gidebilirsiniz. Hatta gerekli durumlarda altın veya bilezik de takabilirsiniz. Üyeniz veya yakını hastalandığında tanıdık doktor bulabilirsiniz. "Hizmet sendikacılığı" diye bir anlayış geliştirip, üyenizin belirli işyerlerinden indirimli alışveriş yapmasını sağlar, üyelerinizin kullanabileceği ambulanslar aldırır, üyelerinizi hayat sigortası kapsamına alır, üyelerinizin tatil yapabilmesi için otel işletebilir, konut kooperatiflerinin kurulmasına öncülük edebilirsiniz. Ancak bütün bunlar sizi iyi sendikacı yapmak için yeterli değildir.
        Üyeyle onun sorunlarının nedenlerini konuşuyor musunuz? Onu karar alma süreçlerine samimi olarak katmaya çalışıyor musunuz, sendika-içi demokrasiyi uyguluyor musunuz? Üyeler arasında dayanışmayı geliştiriyor musunuz? Yaşantınız ve mücadelenizle üyelere güven veriyor musunuz? Üyeleri örgütlü mücadeleye sokmak için çaba gösteriyor musunuz? Üyeler arasında etnik köken, siyasi görüş, inanç, meslek, vb. konularda ayrımcılık yapmadan sınıf kimliğini öne çıkarmaya çalışıyor musunuz? Çalışma mevzuatını, Yargıtay kararlarını iyi izliyor musunuz? Elinizdeki mücadele araçlarını etkili bir biçimde kullanıyor musunuz?
          İyi bir sendikacıyı tanımlarken sorulması gerekenler bunlar ve benzeri sorulardır.

İyi bir sendikacı, işyerindeki üyesinin kısa vadeli çıkanın korumaya çalışırken, o üyenin uzun vadeli çıkarlarını ve öğretmen/memur sınıfının genel çıkarlarını da dikkate alır. Pazarlık masasında sadece yüzdelerin değil, ek derse ne kadar zam yapılacağı değil, öğretmenlerin okulda meslektaşları ile evde ailesi ile huzur içinde yaşayabileceği sosyal yaşamının da iyileştirilmesine yönelik düzenlemeler içinde mücadele verebilmeli sendikacı.
Peki, Vicdanlı bir sendikacı nasıl olmalı?
 Sendika olanaklarını kişisel çıkarları için kullanmamalı. Alnı açık, kafası dik olmak isteyen vicdanlı bir sendikacı, asla üyelerinin sırtına basarak yükselme hırsına kapılmamalı, ben düşüncesinden ziyade biz düşüncesinde olmalı, tırnak içerisinde belirtmek isterim “ biz kelimesi ifade olarak, sendika yöneticisi ve çevresinde ki 3-5 kişi değil tüm sendika üyelerini içerisine almaktadır.” Vicdanlı bir sendikacı, kendisine ödenen ücretin ve sağlanan olanakların karşılığını öğretmene/ memura günün 24 saati hizmet ederek ödemeye çalışır.
Konfüçyüs ne kadar güzel söylemiş: ‘Senin iktidarın saygı görmüyorsa, başka bir iktidar yoldadır.’
Bu nedenle de bir şeyhin, abinin, cemaat parti ya da sendika liderinin iki dudağının arasından çıkacak cümlenin hikmet, düstur ve ilke yerine geçtiği günlerden çok daha katılımcı ve tezkiye-i nefs (kendini temize çıkarma) yapmayan ve yaptırmayan bireylerden oluşan yapılanmalara doğru gidiyoruz. Devlet içerisinde, devlete ve milli iradeye paralel, onu kendisine esir etmek isteyen düşüncelerden kurtulmaya başlıyoruz. İnşallah “Yeni Türkiye” de hem siyasi partilerin hem de sendikaların içerisinde ki bu illegal ve milletin iradesine, devletin mahremine ihanet eden yapılardan kurtulacağız.
Konuyu fazla dağıtmadan bana göre bir sendikacıda aranması gereken;
İlki ‘Ehliyet ’.
Peki Ehliyet sahibi olmak ne demektir? Bunun içerisini çok uzun cümlelerle doldurabiliriz ancak özetle söylemek gerekirse, yaptığı işin mevzuatını, adab-ı muaşeretini, ilmi siyasetini, üyelerinin haklarını ve sorumluluklarını bilen kısacası alanına hâkim olması gerekir.
Acaba partilerde ve sendika gibi sivil toplum kuruluşlarında buna ne kadar riayet ediliyor?

Adalet, Bilgi, üyelerinin her daim yanında olan vs. şeklinde sıralanabilir.
“Seçim olmadan doğru bir tayin gerçekleşmiş olur mu? Ya da en azından ilim, hikmet ve adalet gibi yeterliliklere ve dolayısıyla da bu konuda sorumluluğa sahip kimselerin bu sorumluluğu ne olacaktır? Müslümanlar için halife tayini bir vecibe kabul edilirken, halkın böyle bir tayine kayıtsız kalması nasıl açıklanabilir? Bunun farz- kifaye olduğu kabul edildiğinde bile, en azından bu farzı yerine getirmesi gereken bir grubun bir seçimde bulunması gerekmez mi?”
Asla vesayetçilerin akımına kapılmamalı. Vesayetçi anlayış nedir? Siz bilmezsiniz ben bilirim anlayışıdır. Benim sözümde hikmet var anlayışıdır.
Eğer bir lider ortak akla ve iradeye dayanmadan karar alıyorsa orada gayr-i İslami bir durum vardır.

Düşünün ki Resulullah (s.a.v) vahye muhatap olduğu halde yani hakikati kendi tekelinde bulundurabilen bir isim iken Uhud savaşı öncesi düşmanı Medine’de karşılayalım demiş ama kendi düşüncesine katılmayan Müslümanların yoğun isteği üzerine istişare neticesinde düşmanı şehrin dışında karşılayalım kararına onay vermiştir. Savaş sonrası ise başta amcası olmak üzere o kadar kayıplara rağmen inen ayet Resulullahın (s.a.v) şahsında tüm müminlere şöyle der;

“Sen (o zaman), sırf Allah’ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları sen bağışla, onlar için Allah’dan mağfiret dile. (YAPACAĞIN) İŞLERDE ONLARA DA DANIŞ, BİR KERE DE AZMETTİN Mİ, ARTIK ALLAH’A DAYAN. Muhakkak ki Allah kendine dayanıp güvenenleri sever.” (Al-İ İmran, 159)

Yenilgiye bile sebep olsa, amcanı bile kaybetmiş olsan senin fikrine karşı çıkıp bozguna bile uğramış olsanız hayır yine de ‘istişare et’ emri ne kadar manidar.
            Tüm okurlarıma Saygılarımla.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol