banner374

Anne karnında bir bebek ortamın sıcaklığından kaynaklanan bir loşluğu tüm sinesine doldururcasına şu tümceleri haykırır:

—Aman da aman, burası pek güzel. Galiba cennetin iç köşelerinde fink atıyorum. Şu gelen yiyeceklere bak, her biri birbirinden güzel.

Gel zaman git zaman çocuk doğar. Ortamında krallığı yaşayan çocuk dış hayatta nice kendine rakip kralların varlığını görür ve bundan da oldukça rahatsız olur. Çocuğun rahatsız oluşu nispetinde ağlaması mebsuten mütenasiptir. İlk zamanlardaki ağlaması önceki ortama duyduğu özlemin tezahürüyken sonraki ağlamaları rakiplerinin tahtına göz dikişidir. Çevresinde ilk göz gözeliğinde anne varlığını hissedişiyle kendisine bir dost buluşun sevincini duymaya başlamıştır. Bu his sonra babaya sonra hiyerarşik aile ve çevre gerçekliğiyle temellendirilir ve gerekçelendirilir. Çevresindeki dost yüzlerin kendisine alakasını tespit eden çocuk anne karnındaki krallığı hatırlar ve yeniden önceki rollerini oynamaya başlar. Varlıksız krallık, bir müddet sürer. Ufak bir ağlama isteklerinin yerine getirilmesi için kâfidir.

Fakat burada çocuğun kardeş sayısı da önemlidir. Tek çocuk, hayatın yekun kısmında krallık yaşamaya devam eder. Krallığında herhangi bir rakip gör(e)meyen tek çocuk oldukça doygun bir egoya sahiptir. Bu ego, onu çevresinde tek yönlü hareket merkezine sürükler. Empati yeteneğini hiçbir zaman duyumsayamayacak olan egoist çocuk dünyanın kendisi çevresinde döndüğünü, var olan her şeyin sadece kendisine hizmet edecek oluşunu duyumsar. Fikirsel zaitlik yaşayan egoist çocuk dış dünyanın aile düzeninden farklı çarklarının olduğunu gözlemler fakat bu çarkların aile çarklarıyla aynı strüktürde olması gerekliğini savunur. Fakat buna gücü yetmeyen tek ve egoist çocuk çevresinin dolayısıyla dış dünyanın oldukça bozuk oluşunu bilinçaltındaki krallık nosyonuyla bir gün kavuşacağım ümidiyle çevresindeki insanları boyunduruğu altına almaya çalışır. Bunda başarısız olan tek çocuk ruhsal bunalıma girer.

Şayet kendisi en büyük çocuksa kendisinden sonra gelen çocukların krallığına rakip oluşlarını anne babanın yönünü değiştiren ilgisinin krallığının tahtını acımasızca yıktığını tabir-i diğerle pabucunun dama atılışını hazmetmekte zorlanır. Fakat kendinden sonra gelen çocuklara kol-kanat gerdiğinde anne babanın kendisine yeni bir krallık tahtı oluşturduğunu gözlemleyen çocuk yegane çareyi küçük kardeşlerinin koruyuculuğunu yaparak yeni tahtını kaybetmemekte arayacaktır. Bundan böyle hayatın yeni anlamı kardeşlerini her türlü tehlikelerden vikaye etmek ve onlara hayatı anlatmak olacaktır.

Ortanca kardeş ise kısa süreliğine tahta oturtulur ve sonra gelen kardeş onun tahtını elinden alır. Bu durumu hazmedemeyen ortanca kardeş, büyük kardeşle küçük kardeşin arasında sıkışıp kalmıştır. Bu da devamlı bir şekilde anne karnındaki yegâne krallık duygusunu özlemesini kaçınılmazlaştıracaktır. Büyük kardeşle küçük kardeşin tahtlarını devamlı yıkma telaşı yaşayan ortanca çocuk çırpındıkça batmaya başlayacak ve bu da ortanca çocuğun saldırganlaşmasına� sebebiyet verir. Temel anksiyete yaşayan çocuk bunalımlı dünyanın anlamsızlığı üzerine yeni öğretiler geliştirecek, hayatın ümitsizliği ruhunu karatacaktır.

Vakıa en küçük çocuk ise, ailenin ilgi merkezine yerleştirilecek ve tahtı da elinde devamlı kalacaktır. Evin hiç büyümeyecek ve krallığı hep sürecek küçük kral şımartılmış bir kral olarak evde hükümran eyleyecektir. Küçük ve şımarık kral dış dünyanın burnuna acımasızca vuruşuyla beraber apolitik ayrımlanma yaşayacak, bu da dış dünyayı ev ortamından ayırt etmesini sağlayacaktır.

İçimizde dem dem dışa vuruklanan fakat her insanda farklı derecelerde tezahür eden ego ve krallık dürtüsü yaşamsallığı kısıtlayan ölçüde dün,bugün ve yarında çok boyutlu problem olarak insanlığın başını ağrıttı,ağrıtıyor ve ağrıtacağa da benziyor. Politik kurguların, diplomatik estetizasyonun, kantiyen mülahazaların, kardeşlik çağrılarının, hukuk normlarının, barış çığlıklarının, eşitlik paradigmasının, milliyetçilik ayrımlanmasının temel dinamizminde bu gerçekçiliğin varlığını hissederiz. Devletler hukuku da bu zaviyede değerlendirilebilecek uluslar arası mevzuattandır. Hakikatin rağmına olması muhal karakterizasyonel durumlar dünya üzerinde gerek yerel gerek evrensel savaş dürtülenmelerini doğurmuştur. Hiç dinmeyen savaş dürtülerini insanın temel mekanizmasında zaten var olan ego, dünyanın kendi çevresinde döndüğü hezeyanı, diktatoryal emperyalizmin ruhunu kasıp kavurmasından, içinde doyuramadığı ego açlığının birilerine hükümran olma ve gücünü buna trendleme ve bunu da bir takım gerekçelerle insanlığa anlatma temel doktriniyle huzuru devamlı kaçırmaktadır. "Fransız ihtilali" ile dinsel boyuttan sekülarist ve halkçı, milliyetçi tandanslı söylemiyle dünya genelli çıkan savaşın imparatorluk anlayışının yıkılması yerine herkesin kral olduğu, kral kabul edildiği demokrasi nosyonu oldukça kabul görmüş, tasvip edilmiştir. Bu doğrultuda "cumhuriyet", devlet yönetim mekanizmasının temel argümanlarından biri olarak evrensel kabullenimlerdendir.

 www.mebpersonel.com

BESTAMİ BOZKURT

EĞİTİM UZMANI

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol