banner374
               Öğretmenler! 

                Milletlerin asli ve yalnız kurtarıcıları. Yeni neslin gerçek ustaları. Toplumun geleceğini şekillendiren adsız kahramanlar.  
                Öğretmenler!
                Kar, yağmur, çamur demeden güzel yurdumun dört bir yanında şanlı bayrağımızı dalgalandıran çilekeş mesleğin çilekeş mensupları.
                Öğretmenler!
                Milli eğitimin beyin emekçisi, okulunun müdürü, hizmetlisi, bekçisi memleket sevdasının yiğit, idealist bireyleri.
                Milli eğitimin dünün de bu mesleğe gece gündüz demeden, varını yoğunu ortaya koyup alnına bilgilerden bir çelenk yerleştirip hizmet edenleri…  
                Milli eğitimin bugününün içinde bulunduğu sıkıntısına aldırmadan kutsal mesleğini yılmadan, bıkmadan, usanmadan, kızmadan, kırılsa da acısını meslek aşkına katık edip kendini parçalayarak sürdürenleri…
                Milli eğitimin yarınının hizmet bayrağını teslim alıp, toz kondurmadan bu mesleğe yüreğini katarak çalışacak olan sevgili meslektaşlarım hepinizi ama hepinizi canı gönülden selamlıyorum.  
                Sen aslında asil milletimin tertemiz evladısın.
                Sen tarihler boyu başı eğilmeyen yüce ulusumun simgesi kocaman bir çınarsın.
                Sen adı tarihe altın harflerle yazılmış önderlerin saygı duyduğu yegâne mesleğin yegâne temsilcisinin.
                Senin yerin yüreklerin en temiz noktası, anıların bağlamanın namesine yoldaş olan senfoni, hayallerin istikbalin müjdeleyicisi.
                Çünkü sen öğrencilerin en iyi yurttaş olsun istedin.
                Sen de benim gibi mazinde onlarca hatıra barındırıyorsun biliyorum…
                Birkaç zaman önce okulumun bahçesinde geziniyordum aşağı yukarı.  Dalgın, düşünceli, biraz huysuz, biraz huzursuzdum işin doğrusu. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama kapıdan yakışıklı bir delikanlının girdiğini görünce geldim kendime. Delikanlı lacivert takım elbisesinin önü iliklenmiş biçimde vakur yürüyüşüyle bana doğru yaklaştı. Delikanlının siyah gür bıyığının altında beliren mahcup gülümsemesiyle karışık “öğretmenim” seslenişi bozdu / süsledi huysuz, huzursuz tavrımı.  Durdum bir an. Hatırlamaya çalıştım. Kimdi bu yakışıklı. Eski mezun öğrencilerimden biri olduğu kesindi kesin olmasına da doktor mu olmuştu, mühendis, öğretmen, bankacı mıydı?
                Hangi sınıfta, nerede okutmuştum acaba.
                “Ben” dedi, “öğretmenim falanca okuldan, eski öğrenciniz Salim.
                Aman tanrım Salim.
                Hani şu bizim kara / kuru, haşarı Salim.
                Gördüğü kuş yuvalarını mutlaka bozan, her türlü kavganın başkahramanı, asla ödev yaptığına tanık olamadığım, okulun duvarlarına akıl mantık almayan yazılar yazan, canı sıkılınca okulun musluklarından intikam almayı ihmal etmeyen, kızların saçını başını yolan, isyankâr, asi, ele avuca sığmaz zıpkın…
                Salim.
                Şimdi boyalı ayakkabısı, adam gibi duruşu, saygın bakışı, güler yüzüyle karşımdasın.
                Odama ne zaman girdiğimizin hiç farkında bile olmamıştım ama havadan sudan, eskilerden yenilerden konuştuğumuzun farkındaydım. Konuşma sürüp gidiyordu gitmesine de bir şeyler eksik kalır gibiydi
                Ne o söyleyebiliyordu ne iş yaptığını, nereyi / nasıl okuduğunu, ne ben sorabiliyordum. Ne o sebebi ziyarete girebiliyordu ne de ben.
                Saadetle hüzün arasında gidip geliyordu yüreğim.
                Gene bir zaman sonra, “Ee, dedim Salim, ne iş yapıyorsun, nerede yaşıyorsun?
                Bakışlarını kaçırdığını fark ettiğimde “İstanbul’ dayım öğretmenim, dolmuş sürüyorum, kısmet.” demişti çoktan.
                Daldım gittim ötelere. Kollarım mazinin keşkesini kucaklamıştı sanki. Paçalarımdan akan terin yılların kuraklığına meydan okur hale geldiğini hissettim bir an. Dondu kaldı yüreğim. Mıh gibi çakıldı bakışlarım sekiz on metrekarelik odamın kırık beyaz tavanına. Tebeşir tozu yutan çocuğun masumiyeti ateşimi çıkardı adeta. Boğazıma düğümlenen nefesimin titrettiği sesim Salim’ in saçını yolduğu kızların feryadına karıştı.  
                Salim’ in cebinden çıkarıp masama bıraktığı zarf uyandırdı içinde bulunduğum gaflet uykusundan.
                Bir çırpıda açtığım zarfın içinden sade bir düğün davetiyesi çıktı.
                O değil her şey aklımdan geçerdi de bizim Salim evleneceği hiç mi hiç aklımın ucundan bile geçmezdi.
                “Biliyorum, dedi Salim İstanbul’ a düğüne gelemeyebilirsiniz. Ama ben elinizi öpmek istedim.
                Şimdi bir kat daha şaşkındım.
                “Vay be!” diyordum. Bizim Salim ha
                Sonra yakın bir dostuma telefon açtım. Salim’ in çalıştığı durağın adresini verdim. Bir yokla bakalım dedim dostuma, Salim’ i bir yokla.
                Duydum ki Salim saygın, güvenilir, sakin ve en önemlisi örnek bir dolmuş şoförü olmuş.               
                İşte o zaman; “Defterde, kitap, kalemde / sevinçte, neşe, elemde / çok büyükçe bir âlemde / uğraşırız, didiniriz / /  Avrupa’ sı Asya’ sıyla  / ruhu, ruhsal dosyasıyla / dengesizi, hassasıyla / uğraşırız, didiniriz./ dizleri döküldü dilimden.
                Doktor, mühendis, hemşire, öğretmen, esnaf olan öğrencilerimle övünmüştüm hep övünmüştük.
                Oysa şimdi dünden çok daha fazla mutlu olmuştum hem de hiç olmadığım kadar.
                Öyleyse şunu belirterek sonlandırmak yerinde olacak sanıyorum: “Öğretmenlik kanunu çıkarılacakmış şu günlerde. İçinde 3.600 ek göstergeye de yer verilecekmiş. Kapsamında huzur, güven, samimiyet taşımayan öğretmenlik kanunu çıksa ne değişir, çıkmasa ne…?”

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Aytaç 3 yıl önce

Merhaba Hoçam! Ağzına yüreğine sağlık. Tarih öğretmeni adayıyım. Hiç okumasaydım dediğim oluyor. Yaşlanıyoruz. Ne karı var ne çocuk. Bu gidişle olaçağada benzemiyor.Bildiklerimizide unutuyoruz. Ne olaçak halimiz bilmem. Çoban kardaşım bizden iyi bari koyunu,keçisi var. Hoşçakal hoçam.

Avatar
Yusuf İpekli 3 yıl önce

aytaç kardeşim ümit ederim atanırsınız. zor bir iş okuyup da atanamamak. hem okuyan için, hem okutan için... haklısınız bildiklerinizi unutma noktasında, yine haklısınız çobanın varlığı noktasında. yorum için çok teşekkür ederim, başarılar dilerim.

Avatar
Tahsin 3 yıl önce

mükemmel.. etkilendim.

Avatar
fatih atalay 3 yıl önce

karşımızdaki öğrencilerimizin her biri her bir mesleğe aday olduğunun farkına vardıran bir yazı diziniz. gerçekten bakış açılarımızı değiştirecek ve öğrencilerimize daha çok önem verecek bir yazıyı ele almanızdan dolayı teşekkür ederim. saygılarımı sunarım.