banner406
banner396

Ölü Ozanlar Derneği filminde John Keating (Robin William), öğrencilerin birer olmazsa olmazmış gibi benimsediği ve uyguladıkları yaşayışı bir çırpıda ters yüz etmek için adım atar: Edebiyat kitabındaki tanımsal sayfayı yırtar/yırttırır.

Caaaarrrrrtttttt!

Sanırım bu bize de lazım.

Silkelenmek için.

Canlanmak için.

Zaman, robotlar, sanallık, uzay, metinler arası esneklik iken geçmişin tüm yükünü neden hala kendi elimizle çocuklara yüklüyoruz ki?

Hem zaten öğrenmiyorlar da. (Neden öğrenmediklerinin kiminle ilgili olduğu şimdilik kalsın. Hem öğrenseler ne olacak ki?)

Amacımız ne?

Sanırım amacımız hepsini iyi bir fizikçi, edebiyatçı, mimar, cerrah,  ressam olarak yetiştirmek!

Ama bu şartlarda ve yöntemlerle bu mümkün değil ki.

En son rahmetli Leonardo Da Vinci böyleydi.

Yok Leonardo bizi aşar, biz Alan Turing'e de razıyız desek bile sanırım ona da ulaşamayız.

Cahit Arf ve Aziz Sancar ile yetinelim diyeceğim de biri eski de kaldı diğeri de yurt dışında eğitimini sürdürdü.

Hadi şunu söyleyelim artık:

Siz bir edebiyatçı yaratmak istiyorsanız ona ezber yığınlarına maruz bırakarak yapamazsınız.

Aynı şey fizikçi için de geçerli.

Kimyacı için de.

Aşçı için de.

...

Ana sınıfında başlayıp liseler de devam eden dil bilgisi bağımlılığının hala farkında değiliz.

Beyinleri çoraklaştıran, sığlaştıran ve artık hiçbir şeyleştiren eğitim/öğretim yöntemlerimizin sonucuyuz şu an.

Neden binlerce yıllık edebiyat tarihini biz edebiyat diye çocuklara dayatıyoruz?

Organik kimyanın bizim için neden bu kadar önemli olduğunu anlamış değilim.

Tabi kime sorsak herkes kendi alanının olmazsa olmaz olduğunu söyler. 

Hele hele ezberletmenin işin püf noktası olduğunu söylemek için de ayrıca bir parantez açar.

Eminim Marie Curie, kimyacı olmaya başladığında organik kimyadan bir haberdir. Hatta kadının eğilim gösterdi uğraşların kimya olarak adlandırdığından haberi olduğunu kim iddiaa edebilir.

Okula gelen (dünyaya gelen de diyebiliriz) çocuğun neye yatkınlığını, neye becerisini, neye meraklı olduğunu göz önünde bulundurmadan standart kalıplarımızı vermeye başlıyoruz. Kalıp dediklerim de test, Test, TEst, tEST ... gibi şeyler. Tabi öncesinde konuşma dili mükemmel olan çocuğa sen dur, konuşmaya bilmiyorsun sana kurallı bileşik fiilleri öğreteyim öyle konuş ya da çarpım tablosu öğrenmeden matematiği unut demeyi de ihmal etmiyoruz. 

Neyse ki Gauss hayatta değil yoksa hepimize bir fırça çekerdi matematiği katlettiniz diye.

Yok yani dünyada ezberlenecek konuların tamamını ezberlemek imkansızken bu ezberleme yarışı ne?

Yüzüp yüzüp kuyruğuna gelinmeyeceği açıkken.

Üstelik gereksizken.

Ve daha dası zeka dediğimiz şeyin ezberle değil yaratıcılıkla ilerlediği ortadayken.

Neyse!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.